banner17

Patolojiye dönen yaklaşımların gölgesinde evlilik

Sağlam bir evliliğin temeli güvene dayanır. Şartlar ne olursa olsun sırtımızı güvenle yasladığımız bir hayat arkadaşımız varsa yaşanması muhtemel her zorluğu aşmak daha kolaydır. İki omuz yerine dört omuzla hayatı yüklenmek güveni beslemektedir. Tuba Kılıç yazdı.

Patolojiye dönen yaklaşımların gölgesinde evlilik

Büyüklerimizin dizinin dibine oturduğumuzda hemen hemen hepimiz, titreyen bir ses tonunun “Huzurlu bir hayat istiyorsan evlat, esini ve isini iyi seç” diye nasihat ettiğine şahit olmuşuzdur. Evet, eşimiz ve işimiz konusunda iyi bir seçim yapmışsak, hayat gemimizin dümenine geçtiğimizde yolumuza güven ve huzur içinde devam ederiz. Her insan mutlu olmak için dünya evine girer. Peki, bu dünya evi her zaman günlük güneşlik midir? Tabii ki hayır. İki farklı bireyin bir araya gelerek kurduğu bu dünya evinde bazen güneş, gülümseyen yüzüyle içimizi ısıtırken bazen de fırtınalar içimizi titretir. Belki de evlilik niyetiyle yola çıkarken bilinmesi gereken gerçek, evlilikte mutlak bir iyiliğin olmayacağı, fakat bunun karsısında mutlak bir kötülüğün de olmaması için yapılması gerekenler olduğudur. Peki, ne oluyor da birbirine sevgi dolu gözlerle bakan ve birbirine kıyamayan eşler birden kendisini patolojiye dönüşen bir evliliğin içinde buluyor.

Aslında bir evlilikte sorunlar birden patlak vermiyor, araştırmalar evliliğin ilk yıllarının zor geçeceğini, fakat bu sürecin de eşlerin birbirlerine alışma dönemi olduğunu ifade ediyor. Bu alışma döneminde samimi bir niyet ve yapılan her bir olumlu davranış zorlu geçebilecek yılların yükünü hafifletmeye yardımcı oluyor. İyi bir evlilik imkânsız değildir fakat kusursuz bir evlilik beklentisi içerisine girmek bir ütopyadır. İyi bir evlilik öncelikli olarak geçinmeye gönlü olmakla başlar. “Onlar sizin için, siz de onlar için birer elbisesiniz.” (Bakara, 187) ayetine baktığımızda, kişiyi koruyacak ve güven içinde tutacak eş ile girdiği dünya evinin imarını yapmamak ve o imarın bakımını ihmal etmek dünya evini zindana çevirebilir. Evliliğin devam etmesi emek gerektirmektedir. O halde o emeği verirken nelerden vazgeçmek gerektiğini de bilmek atılacak en önemli adımdır. Farkında olarak ya da olmayarak yapılan bazı davranışlar, düşünceler ve yaklaşımlar evliliği patolojiye götürmektedir. Patolojik evliliklere yol açan psikolojik ve sosyolojik etmenleri incelediğimizde karşımıza ilk olarak makul ve gerçekçi olmayan beklentiler çıkmaktadır. Evlenirken her iki taraf birbirlerini az biraz tartar ve neleri yapabileceğini, neleri yapamayacağını tahlil eder. Evliliğin her sorunu çözecek bir sihirli değnek olmadığını bilmek, beklentileri dizginlemeye yardımcı olabilir. Eşler birbirini zor durumda bırakacak beklentiler için mutlu olma ihtimalini zayıflatmamalıdır.

Her an mutlu olma çabası

Patolojik evliliğin belirtileri bilimsel bir araştırmaya tâbi tutulsa ve bir liste hâline getirilmeye çalışılsa büyük bir ihtimalle kaynana “krizi” listenin ilk sıralarında yerini alır. Türkiye’de kadınların yaklaşık %70’e yakını kayınvalide “sorunu” yüzünden terapiste başvuruyor. Bunun sebebi toplumdaki yargıların oluşturduğu önyargıdır. Kayınvalideyle kavga etme, tartışma ve esine şikâyet etme… Peki, bunlar evliliğe bir katkı sağlıyor mu? Hayır! O hâlde kayınvalideyi tanımak, onun iletişim dilini keşfetmek, bu konuda iyi niyetli olmak ve bunun esi tarafından fark edilmesi eşler arasına girebilecek sorunların önüne geçebiliyor. Her an mutlu olma çabası da evlilikleri uçurumun kenarına getiren bir sorun olarak eşlerin karsısına çıkmaktadır. Hepimizin malumudur ki hayatta mutlak bir mutluluk yoktur ve bunun bir sonucu olarak da hiç bir evlilikte süreklilik arz eden bir mutluluk yoktur. Dolayısıyla evliliğin her günü mutlu olmayı beklemek, o an için hissedilen duyguya kör kalmaya neden olur. Farkında olmadan bastırılan o duygular başka zamanlarda patlak verir. Evlilikte mutlu zamanların olması gibi hüzünlü ya da üzgün zamanların olması da evliliğin doğasından kaynaklanmaktadır. Her insan kendi dünyasında yaşar. Nikâh defterine imza atan eşler ise aynı dünyayı yaşar ve o dünyada birbirlerinin hayatlarını imar eder. Evlilik, duygu birlikteliği olduğu kadar zaman birlikteliğidir. Eşlerin birbirlerinin duygularından habersiz olması empati yeteneklerini köreltebilir ve birbirinden uzaklaşmasına neden olur. Bu durumda ortak bir zaman dilimi tespit ederek eşini aktif olarak dinlemek ve kendisini anladığını hissettirmek eşleri birbirlerine yakınlaştırır. Eşler arasındaki iletişim bağının zayıflamasına ve daha sonra kopacak noktaya gelmesine neden olan unsurlardan bir diğeri de inatlaşmaktır. Evlilikte yaşanan inatlaşma eslerin birbirlerinden soğumasına ve birbirlerine gard almasına neden olur. İnatlaşma, sözünü geçirme ve üstün gelme amacını içinde barındırdığı için iki tarafın da psikolojik olarak yorulmasına sebep olur. Bir ipin iki taraftan da çekilmesi, o ipi önünde sonunda koparır. İletişimi koparan faktör olan inatlaşma eyleminden uzak durmak evliliğin sağlığı açısından önemlidir. Böyle zamanlarda iletişimi dengede tutmak için inatlaşma eyleminden çekilen taraf kim olursa olsun galibi olmayan bir savaş bitmiş olur.

Kıskançlık ve şüphe

Sağlam bir evliliğin temeli güvene dayanır. Şartlar ne olursa olsun sırtımızı güvenle yasladığımız bir hayat arkadaşımız varsa yaşanması muhtemel her zorluğu aşmak daha kolaydır. İki omuz yerine dört omuzla hayatı yüklenmek güveni beslemektedir. Evlilikte kendimizi hastalıklı bir şüpheye kaptırırsak o şüpheden kendimizi bir daha kurtarmakta zorlanabiliriz. Çünkü şüphe bir virüs gibidir eğer bu virüsü zamanında temizlemezsek içimizi yer, bitirir. Eşlerin birbirinden şüphelenmesinin nedeni ya kendisine ya da eşine güvenmemesinden kaynaklanır. “Nereye gitti? Nerden geldi? Kimle görüştü? Ailesiyle ne konuştu? Telefonuna kim mesaj attı?” gibi ve daha birçok soru beynimizi kemirir. Bu soruların ardı arkası kesilmez, kesilmediği gibi davranışlarımıza da yansır. Kendisine güvenilmediğini hisseden eş, zamanla “Zaten bana güvenmiyor!” düşüncesiyle iletişimden uzaklaşabilir. Bugünün vehmi yarına gölge düşürmesin diye zanlardan ve eşimizi zanna götürecek davranışlardan kaçınmak gerekir.

Kıskançlık ise tadında olursa güzel. Evliliğin tadını kaçıran kıskançlık bir süre sonra sabrı zorlar hale gelebilir. Kıskançlığa mahal verecek tutum ve davranışlardan kaçınmalı kıskanma duygusuna karsı eslerin açık, net, sakin ve sabırlı olmaları gerekmektedir. Evliliği kıskançlığa feda etmemek için karşılıklı sevgi ve güven duygusunu beslemek önemlidir. Evlilik bir satranç tahtası değildir. Kadın ve erkeğin birbirlerinin bireysel alanlarını sınırlandırmak için yaptığı stratejik hamleler bir süre sonra evliliği şah-mat noktasına getirebilir. Evlilik iki bireyin “bir” olması demektir elbette, fakat bu birlik iki farklı bireyden oluştuğuna göre kendilerine ait arka bahçelerinin olmasına da engel olmamalıdır. Kendiyle barışık olarak iç dengesini kurmuş insanlar, birlikte yaşadıkları insanlarla daha sağlıklı iletişim kurar. Aksi hâlde eslerin 7 gün 24 saat bir arada olma isteği bir süre sonra kendilerini baskı altında hissetmelerine neden olur. Eşlerin bireysel zaman ve alanlarının olması evliliği besler ve birlikte geçirilen zamanın kalitesine yansır.

Duygu dili  

Kelimeler patolojik evliliklerde de soğuk yüzlerini göstermektedir. Eşler arasında yaşanan her tartışmada sarf edilen “Artık bitti! Ayrılıyoruz! Boşanalım!” gibi ifadelerin kullanılması çiftlerin bilinçdışına yerleşen bir düşünce kalıbı olarak yerini alır. Bir süre sonra her tartışmanın ardından tekrar edilen bu kelimeler zaten anlaşamıyoruz ve ayrılmayı düşünüyoruz fikrini doğurabilir. Evliliğin enerjisini alacak ifadeler yerine yapıcı kelimeler kullanmak daha doğru olur. Eşlerin olumlu kelimelerin yanı sıra birbirlerine “Ben Dil”i yerine “Sen Dil”i yöntemini seçmeleri yaşanan iletişim krizlerinin önüne geçecektir. Herhangi biriyle bile iletişimde rahatsız olduğumuz durumlar karsısında “Sen!” yaklaşımı yargılayıcı ve suçlayıcı bir enerji taşırken hayatımızı paylaştığımız yol arkadaşımıza karsı bu ifade, iletişimin tıkanmasına neden olur. Duygu dilinde “Ben” bu durumda söyle hissediyorum ya da böyle düşünüyorum seklinde yaklaşmak, çiftlerin karşılıklı empati yapmasını sağlar. Sen dili, çoğunlukla aşağılama ve yargılama hissettirmektedir. Bunlardan kaçınmak evliliğimizde sağlıklı bir iletişim kurmamıza yardımcı olur. Eşlerin evliliklerinde birbirlerine ihanet etmesi ve şiddet uygulaması evliliğin artık kırmızı alarm verdiğinin göstergesidir. Şiddet denilince akla ilk gelen fiziksel şiddet oluyor, hâlbuki günümüzde evlilikte psikolojik şiddet görme oranı da gittikçe artıyor. Psikolojik ve fiziksel şiddet gören eş bir süre sonra kendini değersiz ve yetersiz görmeye başlıyor. Bu durumda evlilik, kâğıt üzerinde devam eden bir birliktelik hâlini alıyor. Aldatılan veya şiddete uğrayan tarafın bilmesi gereken husus, bu durumun kendisinin kusuru olmadığı gerçeğidir. Aldatmak ve ihanet eylemi, yapan kişinin yanlısıdır. Evliliğin sürdürülmesi veya sonlandırılması durumunda patolojiye dönen sorunların çözümü ve bireylerin sağlıklı bir ruh halinde olması için bir uzman desteği almak gerekmektedir.

Tuba Kılıç, “Patolojiye dönen yaklaşımların gölgesinde evlilik”, MAKAS dergisi, Ekim-Kasım 2018, sayı 4.

Güncelleme Tarihi: 27 Aralık 2018, 01:34
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20