Kriptolojinin babası: El Kindî

Kur’an-ı Kerim’in Arapça metnini yakından inceleyen Kindî, Kur’an’a özgü harf sıklığını fark ederek kriptografinin temellerini attı. Bunun sonucunda Avrupalı Rönesans devletlerinden birçok kriptograf, bu şifreyi kıran yaklaşımlar geliştirdi.

Kriptolojinin babası: El Kindî

“Bir toplumda kripto analizinin doğabilmesi için üç farklı alanda yüksek standartların yakalanması şarttır: Dilbilim, istatistik ve matematik. Bu şartların oluştuğu bir dönemde yaşayan Kindî, bu üç alanda ve daha nice alanlarda uzmanlaşmıştır.’’

Dr. Simon Singh, Kod Kitabı,1999

Çok gizli bilgilerin iletilmesi oldukça tehlikeli ve riskli bir iştir. Bu sebepten önemli bilgilerin yanlış ellere geçmesini önlemek amacıyla mesajların yalnızca gerekli bilgiye sahip kişilerce okunabilmesi için mesaj karıştırma, maskeleme veya şifreleme teknikleri kullanılır. Kriptografi olarak bilinen bu işlemde mesajın karıştırılmasına şifreleme, çözülmesine ise şifre çözme denir. Mesajı alması istenen kişi haricindeki kişiler, mesajı anlayabilmek için kripto analiz tekniklerini kullanarak şifreyi çözmek zorundadır.

En ünlü şifreleme hikâyelerinden biri 2. Dünya Savaşı sırasında yaşanmıştır. Almanlar tarafından Enigma adı verilen daktiloya benzer cihazla şifrelendikten sonra radyoda yayınlanan askeri mesajlar, Şifre Bürosu’ndan yetenekli Polonyalı şifreciler ve Bletchley Park’tan İngiliz şifreciler tarafından çözülmüştür. Bu hikâye, ‘’Enigma’’ adlı filmin senaryosuna konu olmuştur.Burada sözü edilen modern kripto analistlerdir.

Bilimin akla gelen tüm alanlarında eser veren Kindi’nin 9. yüzyılda Bağdat'ta temellerini attığı şifre kırma geleneğini sürdürür. Kindi’nin yaşadığı devirde, haberleşmenin güvercinlerle yapılması sebebiyle mesajların hafif olması, gizli mesajların ise şifrelenmesi ihtiyaçları doğdu.

İlk dönemlere kıyasla kriptografi ve kripto analizinin günümüzde daha karmaşık bir hale geldiği şüphe götürmez; ancak karakterlerin değiştirilmesinden ibaret olan temel prensip, günümüz kriptografi uygulamalarında geçerliliğini korumaktadır.

Yunanlılar, M.Ö. 6. yüzyılda mesajları şifrelemek için basit olduğu kadar dâhice olan bir cihaz geliştirdi. Skytale adı verilen sabit genişlikte bir sopa kullanan Yunanlılar, bu sopanın üzerine uzun bir kâğıt parçasını sarıyor, bu şekilde ortaya çıkan kâğıt yüzeye yatay olarak yazı yazıyordu. Daha sonra açılarak alıcıya gönderilen bu kâğıt, alıcının elinde aynı genişlikte açılarak çözülüyordu.

Kripto analizi konusunda asıl kilometre taşını Şifreli Mesajların Kırılması Üzerine adlı el yazması ile bu alanda devrim yapan Kindî koydu. Bu eserin bir bölümünde “sıklık analizi yöntemi” açıklanır. Kindi bir harfin yerine başka bir harf ya da sembol kullanılması durumunda yeni harfin eski harfin tüm özelliklerini devralacağını fark etmişti. Buna göre, görünen tüm ‘’a’’ harflerinin yerine ‘’t’’ harfi,’’th’’ ikilisinin yerine de ‘’g’’ harfi koyulsa, bunlar yine de yerine geçtikleri harflerin özelliklerini taşıyacaktır. Yani “athlete kelimesitglete’’ haline gelecektir. Bu durumda harfler değişse bile, harflerin tekrarlanma sıklığı gibi özellikleri değişmeden kalmaktadır.

İngilizce diline baktığımızda ‘’e’’ harfinin en fazla kullanılan harf olduğunu ve tüm harflerin yüzde on üçünü oluşturduğunu görüyoruz. Bu durumda, He" harfinin yerine ‘’#’’sembolünü koyarsak en çok kullanılan sembol olacak, yani ‘’yeni’’ sembollerin yüzde on üçünü oluşturacaktır. Kripto analistler, bu bilgiden yola çıkarak’’ ‘’sembolünün ‘’ harfini temsil ettiğini anlayabilmektedir.

Kur’an-ı Kerim’in Arapça metnini yakından inceleyen Kindî, Kur’an’a özgü harf sıklığını fark ederek kriptografinin temellerini attı. Bunun sonucunda Avrupalı Rönesans devletlerinden birçok kriptograf, bu şifreyi kıran yaklaşımlar geliştirdi. Her ne kadar Kindi daha yüksek güvenlikli şifreleme ve şifre kırma sağlayan yöntemleri bin yüz yıl önce keşfetmiş olsa da ‘’kripto analiz’’ kelimesi oldukça yeni bir kelime olup ilk kez 1920 yılında William Friedman adında bir kişi tarafından kullanılmıştır.

Sıklık analizi, temel yazı alfabesiyle oluşturulanla klasik şifre ve kodların kırılmasında en temel araçtır. Bu yöntemin verimli kullanılabilmesi için şifreyi çözmek isteyen kişinin şifreleme yapılan dilde lisan ve istatistik bilgisiyle problem çözme becerilerine sahip olması gerekir.

Modern şifreleme yöntemleri bundan çok daha karmaşık olmakla beraber, 2. Dünya Savaşı yıllarında İngiltere ve Amerika, önde gelen gazetelerde şifreli bulmacalar yayınlayarak bunları en hızlı çözen kişileri kriptoanalist olarak işe alıyordu.

Kındi’nin 9. yüzyıla ait ‘’Sifreli Mesajların Kırılması Hakkında’’ isimli el yazmasından bir bölümde: “Hangi dilde yazıldığı bilinen şifreli mesajları çözmek için aynı dilde yazılmış bir sayfayı dolduracak uzunlukta farklı bir düz yazı bulmak ve bu yazıda her bir harfin kaç kere geçtiğini saymak gerekir. En çok geçen harfe birinci, en çok geçen ikinci harfe ikinci' ve en çok geçen üçüncü harfe üçüncü diyerek örnek metindeki bütün harfler tamamlanana kadar devam ederiz. Daha sonra çözmek istediğimiz şifrelenmiş metne bakarak bundaki sembolleri de aynı şekilde sınıflandırırız. En çok geçen sembolü bulup bunun yerine örnek metinde belirlediğimiz birinci harfi koyarız; en çok geçen ikinci sembolün yerine örnek metinde belirlediğimiz ikinci harfi koyarız ve çözmek istediğimiz metindeki tüm harfler tamamlanana kadar böylece devam ederiz.” şeklinde belirtilmektedir.

1001 İcat Dünyamızda İslâm Mirası

Editör: Salim T S Al-Hassani

Yayın Tarihi: 21 Mart 2021 Pazar 14:00 Güncelleme Tarihi: 21 Mart 2021, 17:04
banner25
YORUM EKLE

banner26