banner17

Çarpıcı değilmiş gibi görünüyorlar ama…

Bu yazarlar grubu, düşünceyi öne çıkarmak için metinlerini sanki ayaklarının ucuna basarak yürüme üslûbuyla inşa ederler.

Çarpıcı değilmiş gibi görünüyorlar ama…

 

Üslûplarını çarpıcı ve etkileyici bulduğum yazarları yazmıştım. Onlar en çarpıcı bulduklarımdı belki ama bir de ‘su gibi’ Türkçeleriyle ‘çarpıcı’ değilmiş gibi görünen ama farkında olmadan okuyucuyu etkileyen yazarlar da vardır. Bu yazarlar grubu, düşünceyi öne çıkarmak için metinlerini sanki ayaklarının ucuna basarak yürüme üslûbuyla inşa ederler. Bu sebeple onların sunmak istedikleri şey, üslûptan daha bir öndedir gibime gelmiştir hep.

Üslûp, gürültü ve sükûnet

Eh neden çekinelim; üslûp biraz da gürültüdür: ‘çarpıcı’ ve ‘alışkanlık yapıcı’ üslûplar özellikle böyledir demek istiyorum. Söz edeceğim su gibi Türkçeleriyle yazan şair ve yazarlar kanaatime göre gürültücü olmayan, deyim yerindeyse mizaçları daha bir dervişane şahsiyetlerdir ve düşüncelerini bağırmadan, kafanıza kafanıza vurmadan, üslûbu geri planda bırakarak paylaşırlar. Bahsi geçen “Hangi yazar Türkçeyi güzel kullanıyor?” başlıklı yazımda üslûplarını beğendiğim ve çarpıcı bulduğum bazı yazarları söz konusu etmiştim. Şimdi bir kısım okuyucu diyebilir ki, o yazarları gürültücülükle mi suçluyorsun?Sezai Karakoç Bunu demek istemediğim açıktır; ama tekrar ederim; çarpıcı üslûplarda bir tür öne çıkış, bir tür düşünceyi -tülle de olsa- perdeleyiş vardır her şeye rağmen. Yok mudur sevgili kārî?

Titreşimleri içinde saklı bir üslûp

Bu gruba giren yazarlarımın başında Sezai Karakoç gelir. Zannımca Karakoç’un çok gürültüsüz, kendini âdeta gizleyen ve fakat duygularını, düşüncelerini öne çıkartan bir üslûbu vardır. Şiir üslûbu da titreşimleri içinde saklı bir üslûptur. Yazılarında ise düşünceler âdeta kelimesizdir;  başka bir vasıtayla ifade ediliyor gibidir.

Rasim ÖzdenörenKelimelerle oynamayan yazar

Rasim Özdenören, Karakoç’a göre kelimeleri daha bir öne çıkartır fakat yine de onda kelimelerden çok düşünceler çarpıcıdır. Kafa Karıştıran Kelimeler’i okuduğumda daha bir fark ettiğim bu durum Özdenören’in öykülerinde de belirgindir. Kelimelerle oynamaz gibime gelmiştir hep; o derece doğal bir akış içerisindedir üslûbu. Bu doğallık da bende Rasim Ağabey’in su gibi bir Türkçesi olduğu izlenimini beslemiştir.Hüseyin Su

Bir sükûnet daveti

Hüseyin Su, üslûp bakımından -biraz da- tedirgin bir yazardır bence. Hep ayaklarının ucuna basarak yürür gibi yazar. Bu sebeple Türkçesi bağırmaz; gösteri sunmaz. Gülşefdeli Yemeni’nin çarpıcı adından aldığınız hızla metne girdiğinizde sizi karşılayan; ‘önce bir sakin ol’ der gibi bir üslûptur. Bu sükûnet davetine kendinizi kaptırırsınız ve metni su içer gibi okursunuz.

Atasoy MüftüoğluGörkemsiz salâbet

Türkçede, söz konusu ettiğim üslûbun en başarılı temsilcisi aslında Atasoy Müftüoğlu’dur. Başarısı Türkçesinin arındırılmışlığından gelir belki ama satırlarında sükûnet değil bir celâdet, bir salâbet de bilinçli görkemsizliğin yanı sıra parlar. Bu da onu diğer yazarlardan ayıran tarafıdır. Vakti Kuşanmak’ta büyük bir kelime ekonomisiyle birlikte ne çok şey söylemiştir.

Okuyucuyu söylediklerine odaklamada başarıİsmet Özel

İsmet Özel de sıradan gibi gözüken bir kelime kadrosunu tamamen kendine özgü bir biçimde kullanabilen yazarlarımızdandır. Onu okurken de üslubunu hiçbir zaman gümbür gümbür hissetmedim ve hep söylediklerine odaklandım. Bunu bilinçli bir biçimde yapıp yapmadığını bilmiyorum ama yazılarında ve şiirlerinde sık karşılaşılan zekâ gösterileri bir kenarda tutulursa, okuyucuyu üslûbundan önce söylediklerine odaklamada son derece başarılı bir şair ve yazardır İsmet Özel.

Emine IşınsuIşınsu, Recep Seyhan, Mustafa Özel

Emine Işınsu da özellikle son romanlarında bu üslûbu yakaladı gibime geliyor. Bir Ben Vardır Bende Benden İçeru, Bukağı, Bayram özellikle ‘70’lı yıllarda yayınlanan Işınsu romanlarından her zaman farklı bir yerde duracaktır.

Tek öykü kitabıyla unutulmuş olsa da öykücü Recep Seyhan’ı da hatırlamadan edemiyorum. Çiçekler Kesmişti Selâmı başlığı altında bir araya gelen öykülerinde mahallî kelimeleri son derece doğal bir sevkitabiiyle kullanır. Yapmacıksız ama yer yer kendini öne çıkarma ihtiyacı hisseden bir üslûptur bu.Mustafa Özel

Bu arada ‘90’lı yıllarda birçok dergide yazılarına ve tercümelerine rastladığımız bir isimden de söz etmem gerekiyor: Mustafa Özel daha çok ekonomi konularıyla ilgilenen bir yazar olmasına rağmen, bu alanlarda yazdıklarında garip bir biçimde -âdeta kimsenin yüzüne vurmadan- insanı çeken bir Türkçe kullanmayı başarmıştır. Bu üslûp sebebiyle konu olarak pek ilgimi çekmese de birçok yazısını okuduğumu hatırlıyorum. Burada da gürültüsüz-görkemsiz ama çekici bir üslûp söz konusudur.

Abdülbaki GölpınarlıEskilerden Gölpınarlı

Bahsettiğim üslûp tarzını, yıllarca önce -lise yıllarımda- bir de Abdülbâki Gölpınarlı çevirisi Mesnevî’yi okurken hissetmiştim. Gölpınarlı, şerh de ihtiva eden bu tercümesinde gerçekten başarılı ve Mesnevî’nin ruhuna uygun bir dil yakalamıştır. Akademik yazılarında bu üslûptan söz etmek pek mümkün görünmez. Mesnevî tercüme-şerhinde ise cümleler oldukça süssüz ve sıradan görünüşlüdür, mümkün mertebe kısadır da. Fakat -benim gibi hafızası evvelden beri pek de kuvvetli olmayan- okuyuculara, okuduktan sonra ortaya çıkan birtakım sürprizler hazırlar. Lise yıllarında okuduğum bu tercüme-şerhten şimdi bile motamot bazı cümleler aktarabilirim: “Çalış çabala da taşlık vasfın azalsın.” “Sevgiden ölü dirilir; sevgiden padişah kul, köle kesilir.” “Helva ve şeker hırsı çocukların kulaklarını öğütlere sağır eder.”Ziya Osman Saba

Ziya Osman, Topçu, Hakkı Süha

Ziya Osman Saba, sanırım söz konusu ettiğim üslûp bakımından bana en çok hak verdirecek yazarların başında gelir. Onun da üslûbu yavaş yağan bir yağmurun -belki kimse fark etmeden- toprağa işleyişi gibi alâyişsizdir. Ama bu durum zaten başlı başına bir alâyiştir de aynı zamanda.

Nurettin TopçuYine Nurettin Topçu’nun üslûbunda da kendini kumanda eden bir hava hâkimdir: ezen ve sömürenden söz ettiğinde dişlerini gıcırdattığını hissedersiniz, ama o kadar. O, söyleyeceğini belli bir otokontrol içinde söyler ve Türkçesi bu sebeple su gibidir.

Benim neslimin Portreler başlığı altında Beşir Ayvazoğlu tarafından derlenmiş yazılarının yer aldığı kitabıyla -çok geç- tanıdığı yazarlardan Hakkı Süha Gezgin’in Türkçesi de ilgi çekici bir arılığa sahiptir. Okurken güçlü bir edebiyatçının kalemini görür ve hissedersiniz ama bir yandan da gösterişsiz olmaya çabalayan bir üslûptur bu. Belki şöyle denebilir: Gösterişsiz olmaya çabalasa da gösterişli olan…Hakkı Süha Gezgin

Üslûp öncelikle dikkat çekmese de…

Aslında şunu söylemiş oluyorum: Bu yazarları okurken, üslûpları öncelikle dikkatimi çekmemiştir; onları daha çok anlattıkları şeyler ve serdettikleri fikirler sebebiyle dikkat çekici bulmuşumdur. Acaba gerçekte böyle mi? Konu üzerinde düşününce farkında olmadan bu yazarların üslûplarına da farkında olmadan dikkat ettiğimi anlıyorum.

Sonuçta o da bir üslûptur elbette. Çarpıcı ve görkemli üslûp mu daha tercihe şayandır; gösterişsiz, doğal, sükûnet dolu bir üslûp mu? Böyle bir tartışmaya hiç girmemelidir. Dikkat ederseniz, söz konusu ettiğim yazar üslûbu için ‘durağan’, ‘tıkanık’, ‘cazibesiz’ vb. sıfatlar kullanmadım. Söylediklerimden, okuyucunun zihninde böyle bir kanaat oluşmasını da istemem. Her üslûp görkemini kendi içinde taşır ve şüphesiz hepsi müstakil olarak değerlendirilmelidir.

Hâsılı gelip dayandığımız yer Abdülhakim Arvasî’nin bir cümlesinde ifade edilen yerdir: “Safâ her lisanda memduh ve onun zıddı olan kedûret her lisanda mezmumdur.”

 

Yusuf Turan Günaydın yazdı

Güncelleme Tarihi: 05 Eylül 2017, 11:34
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20