Sekbanlar nereden gelmiş?

İstanbul’un ilk şehitliğini anlatıyor Doğan Pur.

Sekbanlar nereden gelmiş?

Sultan Fatih’in Askerleri

Ni’me’l-ceyş’in bir kısmı İstanbul muhâsarası esnasında, çoğu da şehre girerken karşılaştıkları direniş sırasında şehid düşmüşlerdir. Şehre girildikten sonra çatışmalar gruplar halinde sokak içlerinde de devam etmiştir. Bu çatışmalarda şehid olanlar bulundukları yerlere defnolunmuşlardır. Zeytinburnu-Kazlıçeşme’de Yedi Emirler, Fatih-Kocamustafapaşa’da Yedi Emirler, Fatih-Malta’da Yedi Emirler (Yedi Buhâralılar), Şehzâdebaşı’nda Onsekiz Sekbanlar  ilk şehidliklerdir.

Onsekiz Sekbanlar Şehidliği

Onsekiz Sekbanlar Şehidliği Evliyâ Çelebiye göre İstanbul’un merkezi olan Şehzâdebaşı’nda, Şehzâdebaşı Camii karşısında, Kadı Hüsameddin Camii’nin (bu caminin üç ismi vardır) hemen yanında yeralmaktadır. Burası şehrin ilk şehidliği sayılmaktadır.

Kethüda Sekban Hamza bin Hızır

Şehidlikte medfun onsekiz sekbandan sadece Hamza bin Hızır’ın ismi biliniyor. Şehid Sekban Hamza’nın dışındaki onyedi şehidin isimleri bilinmemektedir. Sekban Hamza bin Hızır’ın kabir taşında şu ibareler yazılıdır: Hüve’l-Hallâku’l-Bâkî/ Kethüdâ-yı/ Şühedâ-i Sekbanen/ Hamzâ bin Hızır/ Hazretlerinin rûhuna Fâtiha/857  (1453)

Ordunun parçalayan gücü

Midhat Sertoğlu “Sekban” kelimesini şöyle tarif etmektedir: “Kelimenin aslı Türkçe ve “seymen-seğmen” sözünden bozma olup manası düşman saflarını yırtıp parçalayandır. Bunlar, daha Birinci Murad zamanında padişahın av maiyeti olarak bir teşkilat halinde mevcut idiler. 1451 yılına kadara bu mevcudiyetlerini müstakil bir halde muhafaza ettiler. Bu tarihte, Karamanoğlu İbrahim Beğ üzerine açtığı seferden dönen Fatih, ilk seferi olması dolayısiyle yeniçerilerin kendisinden bahşiş istemelerine kızarak yayabaşılarını dövdürüp ağalarını azletmiş ve yeniçerilerin itaatsizlik temayülünü izale için kendisine daha yakın olan altı yedi bin sekbanı yeniçerilerin arasına katmış, yalnız beş yüz kişiyi av hizmeti için alıkoymuştu....”

Bukağlı Dede

Onsekiz Sekbanlar Şehidliği’nde bir de ismi, kimliği ve yaşadığı devirler çelişkili bir zatın kabri bulunmaktadır. Evet bu zat “Bukağlı Dede”dir. Vaktiyle Fatih Evlendirme Dairesi’nin hemen yanında yer alan türbesi Onsekiz Sekbanlar Haziresi’ne nakledilmiştir. Sonradan yapılan mermer lahid şeklindeki kabrinde iki farklı kitabe yer almaktadır. Bu da ister istemez kafaları karıştırıyor. “Bukağ” cezalıların ayaklarına takılıp ucuna pranga bağlanan demir halkaya verilen ad. Bunun “dede” ile bağlantısını bilemiyoruz. Ayrıca Şeyh Muhammed Bağdadi kimdir o da şimdilik bilinmiyor.

Başucu kısmında;

 FATİH DEVRİNDEN/ BUKAĞLI DEDE/ BELEDİYECE ONARILMIŞTIR/1953

Ayakucu kısmında;

BUKAĞLI DEDE/ ŞEYH MUHAMMED BAĞDADİ/ VEFATI H.1179/ M.1765/ RUHUNA EL FATİHA

En uzun isimli cami mi ?

Kapının üzerindeki kitabede: “Kadı Hüsameddin Çamaşırcı Hacı Mustafa Efendi 18 Sekbanlar Camii yapılış 1540” yazılı. Bazı çevrelerce  “İstanbul’un En Uzun İsimli Camii” diye haber edilmiş. Oysa gerçek şu, bu cami tarih boyunca üç farklı isimle anılmış. Mermere isimleri yazan usta bunu bir isim gibi yazdığından böyle uzun bir isim izlenimi veriyor. Evet söz konusu yapı Fatih Eski Evlendirme Dairesi’nin yanında bulunmaktadır. Mabed Kanuni Sultan Süleyman devri kadılarında Hüsameddin Hasan Çelebi tarafından yaptırılmıştır. 1755 senesinde yanan cami Çamaşırcı Hacı Mustafa Efendi’nin gayretleri neticesinde ihya edilmiş. Ruhlarına el-Fatiha diyoruz.

 

Doğan Pur haber verdi

Yayın Tarihi: 23 Eylül 2019 Pazartesi 07:00 Güncelleme Tarihi: 23 Eylül 2019, 01:37
YORUM EKLE

banner19

banner36