Rol Modelleriyle Şehirlerin Ruhu: Trabzon

İyi ve kaliteli bir organizasyonla, hemen olmasa bile beş-on sene içerisinde, tüm dünyada Haçkalı Hoca ile anılan bir Trabzon, Celaleddin Ökten ile anılan bir Trabzon çok uzak değil. Ömer Yüceller yazdı.

Rol Modelleriyle Şehirlerin Ruhu: Trabzon

Trabzon, tarihi süreçte sınırları içinde yaşamış olan rol modelleri, onların geriye bıraktığı eserleri, hem de topyekün oluşturduğu hava ile medeniyetimizin örnek şehirlerinden biri olma özelliğini taşıyor. Ömer Yüceller'in kaleminden Trabzon'u anlatarak, Trabzon'da doğmuş-yaşamış büyük isimleri tekrar gündeme taşıyarak, kültürel anlamda markalaşmış bir Trabzon görme hayalimize tüm okurlarımızı ortak ediyoruz. İyi ve kaliteli bir organizasyonla, hemen olmasa bile beş-on sene içerisinde, tüm dünyada Haçkalı Hoca ile anılan bir Trabzon, Celaleddin Ökten ile anılan bir Trabzon çok uzak değil, buna inanıyoruz. İnşallah önümüzdeki dönemde farklı şehirlerimiz için de bu tip çalışmaları sizlere sunabilmeyi hedeflemekteyiz. Bu yazıların gerekçesi için tıklayınız: //www.dunyabizim.com/sehirlerin-ruhu/18603/dunya-bizim-marka-sehirler-uzerine-dusunmeye-davet-ediyor  (Dünya Bizim)

Nevi şahsına münhasır olmak yalnız insanlar için değil, bölgeler, şehirler için de geçerlidir. Bir şehirdeki insanların ekseriyeti belirli özellikleri taşıyorsa o insanların memleketi olan şehir de nevi şahsına münhasır olur, şehirlerin de kimlikleri vardır. Bir insanın memleketi o insan hakkında önyargı verebileceği gibi bilakis olumlu duygular ve düşünceler de uyandırabilir. Kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan demişler. Ya kır atın yanında durduğunuz, üzerine bastığınız topraklar?

Büyük Selçuklu zamanından beri Müslüman Türkler’e tâbi bir şehir

İnsan memleketinin havasıyla yaşar, onun topraklarının mahsülünü yer, o coğrafyanın şartlarına göre bir yaşam geliştirir. Kişi orada doğmamış olsa, memleketini görmemiş olsa bile ya anası-babası ya dedesi-ninesi oranın esintisini taşır. Bir şekilde kültürel kodlarda memleket belirtisi bulunur. Bazı şehirlerse kodlara çok derinden işler. Şehir bazen fiziksel özelliklerden, bazen konuşmadan, hâl ve hareketlerden bariz bir biçimde gözükür. Bu bariz şehirlerden biri de Trabzon’dur.

Trabzon Temel ve Dursun’dan, Lazlık’tan, hamsiden, mıhlamadan çok daha fazlasıdır. Haşin ve sert gözüken insanı mizahından da belli olacağı şekilde neşelidir, bunun yanında sevecen ve duygusaldır. Fakat Karadeniz’in çetin dalgaları, dik yamaçları, bilmem kaç bin metredeki yaylaları, uzun ağaçları Trabzon’un bir yüzünü örtmektedir. Yapmacık dizilerden ve filmlerden duyulan Karadeniz şivesinin Trabzon'la uzaktan yakından alakası yoktur. Bir etnik grup olan Lazlar’ın evvelden beri Trabzon’da nüfusu bir hayli azdır. Basit bile diyemeyeceğimiz bazı Temel fıkralarının gerçek Temel ve Dursun fıkralarıyla hiçbir ilgisi yoktur. Fıkralara üçüncü olan İdris ismi ise olsa olsa Trabzonlular’ın derin irfanına atıftır.

Trabzon 1461’de Osmanlı tarafından fethedilmiştir ama zaten Büyük Selçuklu zamanından beri Müslüman Türkler’e tâbidir. Trabzon’da yalnızca kemençe değil bağlama da çalınır. Trabzon’un daha pek çok bilinmeyeni vardır, tıpkı kültür ve sanat camiasına iz bırakan şahsiyetleri, tarihi eserleri ve doğası gibi.

Beşiktaş'ın Trabzon maçı öncesinde türbesinde dua ettiği zât da Trabzonlu

Günümüzde Trabzon maalesef ki yukarıda mezkur birkaç özelliğin yanında meşum olaylarla, cinayetlerle, Trabzonspor fanatikliğiyle nam salmış bir şehir. Oysaki Trabzon demek Ahi Evren Dede demek, Tezveren Dede demek, İstanbul Beşiktaş’ta medfun olan Şeyh Yahya Efendi demek, Haçkalı Hoca demektir.

Ahi Evren Dede, meşhur Ahi Evran’ın kardeşi ya da amcasının oğludur. Trabzon’un Rum yönetiminde olduğu sıralarda, 1300'lü yılların başlarında Boztepe mahalline yerleşir. Tüccar-sufilere büyük bir örnek teşkil ederek yöre halkını İslam’la tanıştırır, dışarıdan gelen Müslüman Türk göçlerini hızlandırır, aynı zamanda meslek erbabı yetiştirir. 1351 yılında şehid olduğu söylenir. Kabri Haçkalı Hoca’nın da hocası olan Hacı Hakkı Baba tarafından mânâ aleminde tespit edilmiş, bugünkü cami ve türbe bizzat 2. Abdülhamid Han’ın gönderdiği 900 altın ile Trabzon Valisi tarafından inşa ettirilmiştir. Rivayete göre 1. Dünya Savaşı sırasında işgalden kaçan halk Boztepe mevkiine sığınmış ve Rus gemilerinin attığı toplar türbe civarına isabet etmemiştir.

1389’da Maraş’ta doğduğu tahmin edilen Tezveren Dede, Trabzon’un fethine zemin hazırlayan ve fetihte şehid olan bir velayet eridir. Trabzonlu tarihçi Şakir Şevket, türbenin yanından geçerken Fatiha okumadan ferahlayamadığını belirtir.

Şeyh Yahya Efendi bilindiği üzere Trabzon’da doğan Kanuni Sultan Süleyman’ın süt kardeşidir. Âlim, şair ve sûfîdir. Babası Trabzon Kadısı Amasyalı Ömer Efendi, annesi de Trabzonlu Afife Hatun’dur. Yahya Efendi tahsilinin bir kısmını Trabzon’da gördükten sonra İstanbul’a yerleşmiştir. Beşiktaş futbol takımı bazı Trabzonspor maçlarından önce Yahya Efendi’yi ziyaret edip galibiyet için dua etmektedir mamafih Yahya Efendi’nin Trabzonlu olduğunu bilmemektedir.

Celâleddin Ökten de (Celal Hoca) Trabzonlu

Haçkalı Hoca diye meşhur olan Mustafa Tarhan, 1864 yılında Of’ta doğmuştur. Ceddi Mekke’den Buhara’ya, oradan Erzurum’a ve Trabzon’a gelmiştir ve âlimler çıkarmıştır. Haçkalı Mustafa, babası ile birlikte fahri imamlık yapar. Haçka’da Muzura Camii’nde imamlık yaparken mânâ aleminde aldığı işaret ile Çorumlu Hacı Mustafa (Anaç) Efendi’nin dergâhına varır. Hacı Mustafa Efendi O’na ‘Kuş Mustafa’ der. Haçkalı Hoca’nın bir diğer hocası da yukarıda mezkur Akçaabatlı Hacı Hakkı Baba’dır. Haçkalı Hoca’nın kerametlerine dair pek çok hikâye anlatılır. Bunun yanında devrin politikaları yüzünden pek çok defa hapse atıldığı ve jandarmaların gözünün önünde parmaklıkların ardından elini kolunu sallayarak dışarı çıktığı rivayet edilir. Tüm bunların yanında Haçkalı Hoca’nın sıradan bir imam olduğunu söyleyenler de vardır fakat bilenler bilir ki bir kısım evliya bir kısım insana sıradan gözükebilir.

Şair, yazar ve araştırmacı Hamamizade Mehmed İhsan, yaşadığı devri eserlerinde anlatan İttihat ve Terakki muhalifi Jön Türkler’den Ahmed Bedevi Kuran, son devrin büyük kıraat âlimlerinden Hafız Mehmet Rüştü Aşıkkutlu, Süleymaniye dersiâmı olan ve Trabzon’a döndüğünde ahvâli beğenmeyip Mustafa Kemal hükümetine sert bir mektup yazan Hacı Dursun Efendi, Nefî’den mülhem Siham-ı İlham adlı taşlama şiir kitabı bulunan Halil Nihat Boztepe Trabzon’un önemli isimlerindendir. Halil Nihat Boztepe’nin divan şairlerine yaptığı mizahî nazire kitapları mevcuttur. Aynı zamanda 1947’de CHP milletvekili iken yazdığı Ağaç Kasidesi ile cumhuriyeti ve tek parti dönemini ağır şekilde eleştirerek ilginç bir şahsiyet olduğunu gözler önüne sermiştir.

“İmam Hatiplerin Babası” diyebileceğimiz merhum Celâleddin Ökten de (Celal Hoca)Trabzonlu’dur. İsmi Başakşehir’de bir imam hatip lisesine verilmiştir fakat Trabzon’da da isminin bir imam hatip lisesinde yaşaması hoş olur.

Bu isimlerin Trabzon’da ön plana çıkarılması gerek

Tarih ve Selçuklu deyince akla gelen isimlerden biri olan Prof. Dr. Osman Turan, “Türkçe’nin Sırları”nı yazan Nihad Sami Banarlı, roman ve nesir yazarı Peyami Safa, araştırmacı yazar İsmet Zeki Eyüpoğlu, şair ve ressam Bedri Rahmi Eyüpoğlu, nevi şahsına münhasır bir Necip Fazıl ‘müridi’ olan Hilmi Oflaz, 20.000’e yakın kitabı bulunan, geleneksel usul ile eğitilen kitap sevdalısı Mehmet Uzun, sanatçı Hafız Yahya Soyyiğit Trabzonlu’dur. Bu isimlerin Trabzon’da ön plana çıkarılması, Trabzon’da yaşatılması Trabzon’un kültürde, sanat ve edebiyatta öne çıkması demektir.

Kültür ve sanat ile iştigal etmese de merhum vali Recep Yazıcıoğlu ve bakan Adnan Kahveci de Trabzon’un yetiştirdiği iki isimdir.Rejim tarafından öldürtülen, inandığını dolandırmadan söyleyen muhalif mebus Ali Şükrü Bey de Trabzonlu idi.

Prof. Dr.Nazan Bekiroğlu, Nihat Genç, Celâl Hoca’nın oğlu Prof. Dr. Sadettin Ökten, Selahattin Yusuf, A. Faruk Meyan mahlasını kullanan Süleyman Kuku, Hafız Ahmed Soyyiğit de Trabzonlu’dur.

Türkçe’ye dair eserleri bulunan Nihad Sami ve İsmet Zeki Eyüboğlu’nun Trabzonlu olması ironik gelebilir. Fakat İsmet Zeki Eyüboğlu’nun Karadeniz Aşk Türkülerikitabını okuduğumda türkülerde geçen pek çok kelimenin Türkçe olduğunu görmüştüm. İsim olarak kullanılan Temel ve Dursun da has Türkçe’dir. Şive taklit ederken sık sık kullanılan Haçan kelimesi pek çok klasik metinde karşıma çıkmaktadır. Trabzon’un coğrafi olarak kapalı-dar bir bölge olması hasebiyle dilin burada muhafaza edilmesi gayet doğal. Bu yüzden Trabzon’da Rumlar’a, Lazlar’a ve Ermeniler’e dair yapılan etnik ve etimolojik araştırmalar kadar Türkler’e ve Türkçe’ye dair araştırmalar da yapılmalıdır.

İnsana tarihin sokaklarında geziyormuş hissi veren semtler var

Trabzon’un tabii güzelliklerini anlatmaya pek gerek olmadığını düşünüyorum. Yaylaları, mağaraları, vadileri, dereleri ile Türkiye’nin ender coğrafyalarından biridir. En çok bilinen tabii eser Uzungöl’de fotoğraf çektirmek çok popülerdir. Mahura Suyu’ndan su içenler pek çok derde deva bulmaktadır. Tesisi işletenler dışarıya su satmamaktadır, kargo ile de göndermemektedir; suyu içmek isteyenler tesise gitmek zorundadırlar. ‘Nasıl daha fazla kâr elde ederiz?’ sorusunun beyinleri kemirdiği, her ürünün doğallığından koparıldığı bu devirde kârı arttırmak ve müşteri çoğaltmak gibi bir derdi olmayan Mahura Suyu tesisinin işletmesi pek çok işletmeye örnek teşkil etmelidir.

14. yy’ın sonunda inşa edilen Kızlar Manastırı, 1424’te inşa edilen Kaymaklı Manastırı, Kuştul ve Vazeron Manastırı, 19.yy’da Sultan Abdülaziz’in izniyle yapılan Santa Maria Kilisesi, Küçük Ayvasıl Kilisesi ve bazı köylerde bulunan kiliseler gayrimüslimlere ait tarihi eserlerdir. Bunlarının dışında dünya çapında bir şöhrete sahip olan ve 4.yy’da kurulan Sümela Manastırı 2010 yılında Ortodokslar için ibadete açılmıştır.

Trabzon’da şehzadelik yapan Yavuz Sultan Selim’in annesi için yaptırdığı Gülbahar Hatun Camii ve Türbesi, 10.yy’da manastır olarak inşa edilen ve fetih sonrası camiye çevrilen Ortahisar Fatih Camii, Yeni Cuma Camii, Trabzon valisi İskender Paşa’nın yaptırdığı İskender Paşa Camii, yine vali Erdoğdu Bey tarafından yaptırılan Erdoğdu Camii, Hızırbey Camii, Çarşı Camii, Tavanlı Cami gerek dış yapılarıyla gerek iç süslemeleriyle Anadolu mimarîsinin numuneleridir. 5.yy’dan kalma surların olduğu Trabzon Kalesi, Rumlar’ın Selçuklular’dan korunmak için 13.yy’da yaptığı Akçakale, 1887’de yaptırılan Cephanelik, 1781’de Hacı Yahya adlı hayırsever tarafından yaptırılan Vakıf Han, yine Yavuz’un annesi için yaptırdığı Alaca Han, fethin akabinde yaptırılan ve bugün faal olarak kullanılan Bedesten, İskender Paşa tarafından inşa ettirilen Taşhan Trabzon’un çehresidir. Bunların yanında Ortahisar Evleri, Safranbolu ve Taraklı Evleri ile yarışacak güzelliktedir. Coğrafyaya uygun malzeme ve fonksiyonellik ile öne çıkan evler, Ortahisar’da gezerken insana tarihin sokaklarında geziyormuş hissi verir. Yine Ortahisar mevkiinde Kanuni Evi de Kanuni Sultan Süleyman’ın doğduğu ev olmasından dolayı büyük öneme sahiptir. Ortahisar ile Atapark arasında bulunan Zağnospaşa Köprüsü, aynı bölgede bulunan Tabakhane Köprüsü, Değrmendere Köprüsü, Abdullah Paşa Çeşmesi, Abdülhamit Çeşmesi, İmaret Deresi, Kuzgundere ve Kavaklı Su Kemerleri de Trabzon mimarisinin birer parçasıdır. Şehir merkezinde bunların yanında pek çok tarihi çeşme vardır.

Trabzon’un köyleri de tarihi eser açısından çok zengindir. Örneğin Araklı ilçesindeki köyümüzde halen akrabalarımız tarafından faal olarak kullanılan konak, kuvvetle muhtemel 1700’lerin sonlarında inşa edilmiştir, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından restorasyon listesine alınmıştır. Trabzon köylerindeki tarihi eserlere ait envanterler derli toplu bir biçimde bulunmamaktadır, ya da en azından ben rastgelmedim. Bu dağınık envanterleri tek kalemde toplayacak bir çalışma büyük bir emek istemekle birlikte ortaya büyük bir hazine çıkaracaktır.

Osmanlı Sarayı’ndaki pek çok kap kacak Trabzon’da işlenmiş

Trabzon’da el sanatları da yaygındır. Kazaziye bunlardan biridir. İpek üzerine, çok ince iğnelerle altın ve gümüş teller işlenerek takı yapılır. ‘Trabzon burması’ diye bilinen hasır bilezik yapımı ve telkari de yaygındır. Bakırcılık Trabzon’un eski mesleklerinden biridir. Osmanlı Sarayı’ndaki pek çok kap kacak Trabzon’da işlenmiştir. Dokumacılık da bir hayli meşhurdur ki padişahın bir kısım giysileri Trabzon dokumasındanmış. Sürmene bıçaklarının şöhreti de bizi saray mutfağında ya da sarayda özel eşya olarak kullanılmış olabilecekleri ihtimaline sevkediyor. Bölgedeki değirmenlerin çokluğundan ya da eski binaların malzemelerinde kullanılmasındandır ki taş işçiliği de gelişmiştir. Doğaldır ki bunun yanında ahşap işçiliği de çok iyidir. Maalesef bugün ‘Karadenizli müteahhit’ deyince akla çarpık, çirkin ve sağlam olmayan apartmanlar gelmektedir. Fakat bilinir ki eskiden Trabzonlular gayet estetik ve sağlam yapılar inşa ederlermiş. Taş ve ahşap işçiliği bunun delillerinden birisidir.

Fatih’in fethettiği, Yavuz’un şehzadelik yaptığı, Kanuni’nin doğduğu bu kutlu şehir Karadeniz’in ticaret, ilim ve kültür başkentidir. Umarız ki Trabzon yetiştirdiği isimler ve sahip olduğu eserler ile görünmeyen yüzünü de gösterir Türkiye’ye.

Ömer Yüceller yazdı

Fotoğraflar: Ömer Yüceller

Yayın Tarihi: 04 Nisan 2015 Cumartesi 12:01 Güncelleme Tarihi: 27 Nisan 2021, 15:25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Osman ARI
Osman ARI - 7 yıl Önce

Son dönemde özellikle yerelyönetimler tarafından fazlaca suyu çıkartılan bir terim: "Marka Şehirler". Binlerce yıllık tarihi olan şehirlerimize popüler, derinliksiz sıfat ve simge arayışları..Tüketim toplumunu çağrıştıran Marka Şehir tanımı yerine daha bizden, daha "medeni" bir tanım kullanamaz mıyız acaba?

mahide
mahide - 2 yıl Önce

çok güzel olmuş teşekkürler

banner19

banner36