Pazar günü haftanın ilk günü

Kuveyt… Kendine bile yabancı bir ülke. Abdullah Şahin gördüklerini anlattı..

Pazar günü haftanın ilk günü

23 Ekim Cumartesi. Sabiha Gökçen havaalanından Wataniya Hava Yolları ile Kuveyt’e gidiyoruz. Kabin görevlileri sıcak ve güler yüzle karşılıyorlar bizleri. Ne gariptir ki ne pilotlar ne de hostesler Kuveytli. Kimi Filipinli, kimi Alman, Rumen... (Şimdilik anlam veremiyorum. Ama Kuveyt’e varınca anlayacağım sebebini. İleride bahsedeceğim.) Kuveyt’e 3 saat sonra akşam 8 gibi varıyoruz. Kuveyt kaynıyor, 35°. Bıraktığım İstanbul 15° idi. Otel görevlileri geldiler havaalanına karşılamak için. Yarım saat sonra varıyoruz şehir merkezine. Otelde de Kuveytli yok. Tüm çalışanlar Hindistanlı. (Nerede bu Kuveytliler? Yanlış yere mi geldim yoksa?) Odam şehir meydanına bakıyor. Göğe doğru uzanan kuleler yan yana sıralanmış. Derin bir uykuya dalıyorum.

Kuveyt

Sabah erkenden kahvaltı etmek için otelin restoranına gidiyorum. Restoranın adı “Tipu Sultan” Tipu, Hindistanlı bir Sultan olsa gerek. Açıkçası pek ilgilenmediğim için araştırma, sorma gereği duymuyorum. Adamın temsili bir resmi var sağda solda, pek sevimsiz biri. Neyse ki burada yiyecek bir şey bulamıyorum. Kahvaltı edecek, tanıdık bildik bir şey yok.

Seyahatlerde ki en önemli sorunlardan biri bu, yeme-içme. Kapıyorum gözümü, artık Allah ne verdiyse diyorum.

Kuveyt

Kuveytliler Pazar sendromu bile yaşamıyor

Bugün Pazar, birçok Arap ülkesi gibi Kuveyt’te de haftanın ilk günü. Sözleştiğimiz üzere 10’da iş ortağımızın ofisinde oluyorum, lakin kendisi yok –olmaması gayet normal, çünkü hiçbir Arap (günümüzün Arap’ını kastediyorum) randevüsüne vaktinde gelmez- çaresiz bekliyoruz. Yarım saatlik bir beklemeden sonra geliyor adamlar, üzerlerinde, yakaları gayet zarif işlemeli, uzun bembeyaz entarileri, başlarında örtüleri ve bu örtüleri başlarında sabitleyen iç içe sarmalanmış siyah iki halka. Kesinlikle bizim giydiğimiz pantolon ve gömlekten daha şık. (Bundan bir tane edinmem lazım kesikle, hatta Kuveyt’te iken bununla mı takılsam?)  Burada da çalışanlar Mısırlı ve Hindistanlı.  Kuveyt’te öğlen 1’den 4’e kadar tatil. İnsanlar evlerine gidip uyuyorlar. Zira dışarıda durmak son derece tehlikeli. Yazın sıcaklık burada 50-55°.

Gerekli görüşmeler yapıldıktan sonra saat 1 gibi, yemeğe gidiyoruz. Yol boyunca sağda solda uzun, upuzun kuleler, gökdelenler. Hepsi de alışveriş merkezi, ofisler. Dünyanın en lüks, en pahalı arabaları burada. Halkın nüfusundan ziyade Porche, Ferrari, GMC’ler sokaklarda. Burası da Dubai gibi vergi cenneti. Devletin petrol akarı olduğu için halktan herhangi bir vergi almıyor. İthalatçılar da diledikleri gibi ithalat yapabiliyorlar.

Kuveyt

Türkiye’nin kaçta kaçı Müslüman?

Lübnan restoranına gidelim diyorlar.  Olur diyorum. E Türk’ü de Türk restoranına götürecek değiliz ya diyorlar. Her Arap memleketinde muhatap olduğum soruyu burada soruyorlar.

“ Şahin, Türkiye’de Müslüman oranı ne?” diye. Türkiye’nin nerede ise tamamı Müslüman diyorum. Şaşırıyorlar. Gayet de normal şaşırmaları, TV’lerinde tüm gün bizim diziler, filmler oynuyor, bunlar da şevkle izliyorlar. Ahmed bir iki manken ismi verip soruyor “yav bunlar da mı Müslüman diye, bunların isimleri de Müslüman ismi değil ki.” “Siz bakmayın onların öyle yaptığına, Müslüman onlar.”

Restorana Lübnanlı ünlü şarkıcı Feyrouz’un adını vermişler. Her yerde resimleri, her an onun şarkıları çalıyor. Masalar sedef kakma, gayet şık. Lübnan mutfağı neredeyse bizimki gibi, tüm yemekler tanıdık. Yemekten sonra nargile tellendirmeden olur mu hiç, hele Kuveyt’te! Kuveytliler de bizim gibi nargileyi çok seviyorlar. Türkiye’ye son gelişlerinde Beşiktaş’ı keşfedince, adamlar işi gücü unutup birkaç defa daha nargile içebilmek için, dönüşlerini ertelemişler.

Kuveyt

Nerede Bu Kuveytliler? Petrol Kuyusunda mı?

Kaç zamandır Allah’ın evini görmek gibi bir niyetim var. Sanki görsem mübarek evi, arınacağım, üstümden bir kütle kalkacak gibi.  “Kuveyt’ten Cidde’ye ne ki? Dönüşü ertelesem, hem de Hacc mevsimi.” Ama vizemdeki “Ticari vizedir. Hacc için geçerli değildir.” ibaresi buna mani oluyor. Gidemediğim beldeyi, gidenlerden sormak için, Üstad Necip Fazıl’ın Hacc anılarını okuyorum. Suudi Arabistan’ın iktisadi durumunu anlatırken bahsettiği petrol belasını, Kuveyt’te bizzat müşahade ediyorum. Dedik ya her yerde Mısırlılar, Hindular, Filipinliler, İranlılar... Nerede bu Kuveytliler?

Kuveyt’in nüfusu 2 buçuk milyon. Bunun 1 milyonu Kuveytli, gerisi oradan buradan gelenler. Tüm bu yabancılar, esnaflık, amelelik, taksi-otobüs şoförlüğü gibi bilumum işle meşguller. Kuveytliler fildişi kulelerinde. Çoğu patron, devlet dairesi çalışanı… Biraz çalışıp, çokça uyuyorlar. Üstad’ın bahsettiği petrol belası da bu işte. Adamlara petrol kuyularından para aktığı için her türlü disiplin, çalışma ahlakından mahrumlar. Tüm dünyanın nimet bildiği, uğruna kan döktüğü bu kara elmas, ev sahiplerini hêlak etmiş ki ne hêlak. Havadan gelen bu para sadece adamı uyutmakla kalmıyor haliyle. İleride tanışacağım bir İranlı arkadaş bana Kuveyt’in gizli gece hayatından, aile yapısından bahsedince, küçük dilimi yutacağım. Her şey yer altında, gizli…

Kuveyt

Kuveyt… Kendine yabancı ülke

Yolda yürüyoruz, elimde son bir nefes çektiğim sigaramın izmaritini atacak bir yerler bakınırken, yerde ızgaralar, “Nasır, atacağım da alttan petrol akıyor olmasın, havaya uçarız Allah korusun” diyorum. Bir tuhaf gülüyor adam. Bir Kuveytli olarak nasıl bir ilişkileri varsa artık petrolle.

Bir Iraklı arkadaşım Kuveyt’ten bahsederken, aslında öyle bir memleket yok. Burası deniz sınırlarını, dolayısı ile limanlarını daraltmak için Irak’tan araklanmış bir kara parçası demişti.

Kuveyt’i görünce bunun hakikat payı olduğunu anlıyorum. Kuveyt’in bir kültürü, bir mutfağı, gelenek-göreneği yok belki de. Yemekler Hint mutfağında, Türk, Lübnan, İran restoranlarında yeniyor. E bir Kuveytli de yemek yapacak değil ya canım…

Dedim ya öğlen 1’den 4’e kadar tatil diye, fırsat bu fırsat ben de bedestenleri, çarşıları gezmeye gidiyorum. Burada şehir merkezinde iç içe geçmiş eski taştan bedestenler… Arab’ın “atr” dediği doğal kokular dalga dalga her sokakta, bana Kahire’de Ezher çarşısını hatırlatıyor. Kokucular da kokular da Mısırdan. Bundan başka tesbihler, kıymetli taşlar süslüyor dükkânların camekanlarını. Bedestenin hemen dışında sokaklarda sağlı sollu lokantalar. Lokantacılar Suriyeli, yemekler tanıdık. Öğlen yemeğini burada yiyorum.

Kuveyt

Rutin geçen birkaç günden sonra, bu petrol diyarındaki son gecemde 15 kilometre mesafede Farwaniya şehrine gitmek için, bir taksiye el atıyorum. Şoför 45-50 yaşlarında sarışın bir Suriyeli. Adı Münir. Numarasını alıyorum, 1 saat sonra beni bıraktığı noktadan alması üzere anlaşıyoruz. 1 saat sonra aynı noktada buluşuyoruz. Neden salavatla karışık bir şeyler mırıldanıyorum. Adam “Sana bir dua var. Onu yazayım da vereyim. Okursun.” diyor. Sonra da soruyor “ Seyyid Rufaî’yi tanır mısın? İşte ben onlardanım” Bunu duyunca tüm yorgunluğumu unutuyorum. Bu defa ben soruyorum. “Halid-i Bağdadi’yi tanır mısın?” Adam başlıyor Sultan Abdulhamid ile Suriyeli Rufaî Şeyhi, Şeyh Zayed’in arasında cereyan eden bir hadiseden, Rufaîlikten, tasavvuftan anlatmaya, “Abdulhamid büyük adam!” diyor,  az sonra otele varıyoruz.

Kuveyt’teki seyahatimiz bu gece sona eriyor, yarın vatanda, evde olacak olmanın telaşlı huzuru içinde kendimi gecenin karanlığında, uykunun koynuna bırakıyorum.

 

 

Abdullah Şahin gitti gördü yazdı

Yayın Tarihi: 17 Kasım 2010 Çarşamba 02:20 Güncelleme Tarihi: 23 Kasım 2010, 09:42
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
ESMA KARADENİZ
ESMA KARADENİZ - 10 yıl Önce

Allah razı olsun.Biz de gidip görmüş gibi olduk.

banner26