İstersen kuşlara sor

Ebu’l Manucehr Camii hâlâ aynı ihtişam ve vakur duruşuyla bize masal diyarlarından bir soluk, âşıklarımızdan bir deyiş, ninelerimizin dilinden bir duadır. Onur Çelik yazdı.

İstersen kuşlara sor

İkindiyi aşmış, akşama doğru uzanırken onunla buluştuk. Anlatacaklarım bir hikâye yahut bir edebi eser sayılabilecek şeyler olmayacak; benim için bir rüyadan daha fazlası, bir masalın günümüze uzanan boyutları, bir hakikate şahitlik. İhtişamını sadeliğinden alıyordu, resmî olan fakat kalbimize sığmayan haritamızın en doğusunda, uzak Asyalardan kısrak başı gibi Akdeniz’e uzananların türkülerini söylemeye başladığı yerde eyleşiyordu Ebu’l Manucehr Camii. Türklerin Anadolu’daki ilk mührü, ilk tapusuydu. Sanki onu hiç göremeyecek, onun aslında bütün Anadolu’nun kilit noktası olduğunu hiç idrak edemeyecek gibiydim görmeden önce.

İkindiyi aşmıştı vakit ve akşama doğru uzanıyordu. Ben bu yaşadığımın tarih kitaplarında kokan kanın, coğrafya kitaplarında kokan toprağın, felsefe kitaplarında kokan hikmetin çok uzağında bir şey olmadığını hissetmiştim. Duvarları yıkılmış, etrafı otlarla çevrilmiş, yalnız bırakılmış, terk edilmiş küçücük bir mekânın bana bunu hissettirmesindeki sebep neydi? Çünkü o sadece taş parçalarından oluşmuş, iki üç inşaat ustasının meydana getirdiği bir şey değildi; o bir garanti belgesi ve bin yılların teminatı, çadırı alıp Süleymaniye’ye kubbe olarak konduran medeniyetin dünyaya söyleyeceği çok şey olduğunun bir göstergesiydi. Ülkeler fethedilirken neye dikkat edileceği, fethettiğiniz topraklarda yaşayan medeniyet ve kültürlere karşı nasıl bir tavır takınacağınız noktasında Türklerin Anadolu’daki ilk şiiri Ebu’l Manucehr Camii bize çok şey anlatıyor. Anadolu’ya daha adım atar atmaz, Kars Ani Harabeleri’nde Türklerin Ebu’l Manucehr Camii aracılığıyla Ermeni kiliseleriyle kucaklaştığını görmek çok zor olmuyor. Onlar bin yıldır güneşi birlikte yolcu edip birlikte ağırlamaya devam ediyor. Yani Ebu’l Manucehr; aidiyeti, dini, dili ne olursa olsun muhatap olduğu insanlara topyekûn bir saygı ve hürmetle insanlık adına bir misal. Türklerin Anadolu’da ilk inşa ettiği sıradan bir cami değil sadece; aynı zamanda bir zihniyetin, dünya görüşünün, hayata bakış açısının da tezahür ettiği bir mabet.

Vakit akşam oluyor ve bu, hakikatin sınırlarını aşan rüyadan uyanıyorum. Ebu’l Manucehr insanı kuşların kanadında Ötüken’e, Tanrı Dağları’na Buhara’ya, Semerkand’a, Hoca Ahmed Yesevi’ye, Malazgirt’e, Alparslan’a, Selçuklu’ya, Erzurum’a, Çifte Minareli Medrese’ye, Divriği Ulu Camii’ne, Konya’ya, Mevlana’ya, Yûnus Emre’ye, Sultanhanı Kervansarayı’na, Bursa’ya, Edirne’ye, Sinan’a, Süleymaniye’nin kubbelerine, Baki’nin beyitlerine, İstanbul çeşmelerine, Nazlı Budin’e, Tuna’ya götürüyor. Bir kalp bir kalbe nasıl sığmaz, anlıyorsunuz.

Ebu’l Manucehr hâlâ aynı ihtişam ve vakur duruşuyla bize masal diyarlarından bir soluk, âşıklarımızdan bir deyiş, ninelerimizin dilinden bir dua. Mütevazi, yorgun fakat bir o kadar başı dik bir şekilde tarihin şerefli levhalarından bize kesitler sunmaya devam ediyor.

Onur Çelik

Güncelleme Tarihi: 01 Temmuz 2019, 10:27
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ömer altay
Ömer altay - 3 hafta Önce

Cansın abi

banner19

banner13