banner17

İstanbul'un Altındaki Gizli Tüneller

Toprağın katmanları geçmişe dair izler, sakladığı bilgiler ile sırlarını koruyor. Ne bir arkeoloji alanı ne de uzak diyarlarda bir antik kent… Üzerinde modern plazaların, cep telefonları ve internet ağlarının yer aldığı, nano teknoloji spor ayakkabıları ile modern insanın dolaştığı dünyanın en önemli metropol şehirlerinden İstanbul… Ve işte dehlizlerinde kaybolacağınız İstanbul’un toprak altındaki tünelleri... Sevinç Şatıroğlu yazdı.

İstanbul'un Altındaki Gizli Tüneller

Tarih ve arkeoloji, bilinmezleri araladığı için insanoğluna her zaman gizemli gelmiştir. Toprağın katmanları geçmişe dair izler, sakladığı bilgiler ile sırlarını koruyor. Ne bir arkeoloji alanı ne de uzak diyarlarda bir antik kent… Üzerinde modern plazaların, cep telefonları ve internet ağlarının yer aldığı, nano teknoloji spor ayakkabıları ile modern insanın dolaştığı dünyanın en önemli metropol şehirlerinden İstanbul

İstanbul’un altında üst üste oturmuş medeniyetleri daha iyi anlamak için İstanbul’da yaşayanlardan başlayalım anlatmaya… Şehir, M.Ö./7. yüzyılda Byzantium adında küçük, antik bir balıkçı köyü olarak kuruldu. 2 yüzyıl sonra ise devasa Roma İmparatorluğu’na katıldı ve M.S. 330 yılında Roma hükümdarı Constantin, imparatorluğunu doğuya taşıdığında Constantinople adını aldı. Sonrasında Doğu Roma İmparatorluğu, Bizans adını aldı ve varlığı bin yıl sürdü.

Şehir, 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedildiğinde, tüm dünyanın kaderini değiştirecek olan yeni bir çağ başlamıştı. Ve bu fetihle şehrin yeni ismi İstanbul oldu. Fetihten 500 yıl sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla da İstanbul bugünlere geldi…

İstanbul’un altını tamamen saran gizli tüneller

Bu geçen binlerce yılda, her medeniyet kendi saraylarını, hastanelerini, dini yapılarını, hanlarını, hamamlarını yaptı. Savaşlarla, istilalarla harabeye dönen şehirde, her medeniyetin kendi varlığını yeniden inşası, yani toprağa kendi katmanını eklemesi ile tarih ve geçmiş toprakların altında kaldı. Ancak günümüzde İstanbul’da tarihe, geçmişe açılan yüzlerce kapı ortaya çıkmaya başladı ve bu kapılar İstanbul’un gizli tünellerine açıldı.

Metro ve kentsel dönüşüm münasebetiyle yapılan inşaat çalışmaları nedeniyle toprağın kazılması sırasında ortaya çıkan ve köstebek yuvasını andıran tepelere rastlanmakta. Arkeologlar, tünellerden aldıkları parçaların mimari özelliklerine dair yaptıkları çalışmalarda, bu tünellerin bazılarının Roma, bazılarının Bizans, bazılarının da Osmanlı zamanında yapıldığını tespit ettiler. İstanbul’un altını tamamen saran bu gizli tüneller, her kazı çalışması sırasında kendini gösteriyor.

Meşhur bir sözdür: “Her yol Roma’ya çıkar.” Peki, en eski Roma inşası olan yeraltındaki yollar hangi amaçla yapılmıştı ve nasıl kullanıldı? Önceleri iklim şartlarından az etkilenmek, su saklamak, yırtıcı hayvanlardan ve saldırılardan korunmak için yapılan bu tüneller, zamanla daha gizemli amaçlar ile şekillendirerek inşa edilmeye devam etti. Aslında her medeniyet bu tünelleri kendi ihtiyaç ve koşullarına göre kullandı.

Tünellerde ne var?

Girişlerini inceleme fırsatı bulduğumuz ancak ağızları güvenlik amacıyla kapatılmış tünellerin dehlizlerine ilerledikçe nasıl bir manzara ile karşılaşıldığını arkeologlar ve tarihçilerden dinledik. Tek bir koridor şeklinde çıkışa uzanan tüneller olduğu gibi, girişten uzaklaştıkça ilerlemek için birden fazla yön alternatifi olan tüneller de var. Sık sütunlarla ayakta duran tünellerin duvar ve tavanları kimi yerde tuğlalar kimi yerde taşlarla örülmüş. Bu sonu bilinmeyen yolculukta merakımızı celbeden bir başka şey ise sütunların üzerlerindeki, bilmediğimiz bir alfabeye ait olduğunu düşündüğümüz şekiller ve tünellerin gizemini koruyan, bazen ilerledikçe ‘çözeceğin sır bu kadar’ der gibi karşınıza çıkan ve tüneli kapatan duvarlar. Bu duvarların arkasında ne var? İşte bu soru hazine avcılarını da meraklandırıyor. Buralarda altın aramak için bin yıllık tarihi talan etmeye çalışanlara karşı, tünellerin girişleri korunaklı bir şekilde kapatılmış. Tünellerin rotaları da yine güvenlik nedeniyle gizli tutuluyor.

İstanbul Boğazı’nı geçen yeraltı tünelleri

Uzmanlar, bu tünellere girildiğinde saatlerce yürüdükten sonra İstanbul’un diğer ucundan çıkmanın mümkün olduğunu söylüyor. Tabii, sırlı duvarlardan birine rastlanmazsa… Hatta iddialar arasında İstanbul’un bir yakasından diğerine bu tünellerle geçilebileceği bile var. Yani Marmaray ve Avrasya tünellerinden önce tarihi tünellerin İstanbul Boğazı’nın altından geçtiği, iddialar arasında…

Roma’nın su yolu, Osmanlı’nın gizli geçidi

Cumhuriyetin kuruluşuna da tanıklık eden bu bin yıllık tüneller, o yıllarda devletin “hizmete özel” kullanılabilir yönetmelik kitaplarına da girdi. Bu kitapta yer alan bilgilere göre herhangi bir savaş halinde, İstanbul’un işgal edilmesi durumunda, askerlerin bu tarihi tünelleri kullanmaları öngörülüyordu. Ancak askerlere şehri korumak için önerilen bu tünellerin yapılış amacı yüzyıllar içinde değişmişti. Yönetmelikte geçen “toprakları, İstanbul’u koruma” yolları, aslında bu tünellerin neden yapıldığını ve nasıl kullanıldığını açıklıyor görünse de, tünellerin ilk yapılış amaçlarının şehrin suyunu depolamak olduğu belirtiliyordu. Bu fikre göre; belli bir eğim ve mimari hesaplama ile inşa edilen su kemerlerinden gelen sular, önce yerüstündeki sarnıçlarda toplanarak temizleniyor, oradan yeraltındaki tünellere aktarılıyor ve bu sular Yerebatan Sarnıcı gibi yeraltı sarnıçlarını besliyordu.

Yerin altındaki en büyük tünellerden biri de bu sarnıçlar… Özellikle 6. yüzyıldan günümüze kalan Yerebatan Sarnıcı (Basilica Sarnıcı), 9 bin 300 metrekarelik alanı ile Romalılar tarafından İstanbul’da inşa edilen en büyük sarnıç olma özelliğini taşıyor. Sarnıç, barındırdığı su hacmi ile imparatorlukların en yaşamsal kaynağıydı. Su kemerlerinin herhangi bir istiladan dolayı yıkılması durumunda Yerebatan Sarnıcı, aylarca şehrin su ihtiyacını karşılayabilecekti. Ancak Osmanlı İmparatorluğu, İstanbul’u fethettiğinde bu sarnıçlara Bizanslılar kadar bel bağlamadı. Çünkü Osmanlı kültüründe durağan su kirli sayılıyor, suyun devir daim ile temiz olacağına inanılması nedeniyle su kaynağı olarak sarnıçlar değil, akarsular tercih ediliyordu. Yeraltı tünelleri ve sarnıçlarının su taşıma görevi de Osmanlı ile birlikte yerini daha gizemli hikâyelere bırakıyordu…

Sultanahmet tünelleri ve gizem avcıları

Özellikle Tarihi Yarımada üzerindeki tarihi yapıların, toprak altındaki tünellerle doğrudan bağlantıları bulunuyor. İstanbul’un bin yıllık tünellerinin sadece suya ulaşmak için kullanılmadığı şüphesi, gizem avcılarını da cezbediyordu.

Yerli ve yabancı belgeselciler ve araştırmacılar, Roma İmparatorluğu’ndan kalan ve bugün üzerinde Sultanahmet Teknik Lisesi, park ve meydan alanlarının bulunduğu Antik Roma Hipodromu’nun yeraltını kalıntılarını incelemek için sabırsızlanıyordu. Kültür Varlıklarını Koruma Müdürlüğü ve Anıtlar Kurulu’ndan özel izinler alınarak, Sultanahmet’teki Hipodrom alanının altına inildiğinde görülenler, tuğlalarla örülmüş yüksek ve geniş duvarlar, örümcek ve böcek kolonileri ve fenerlerin ve kamera ışıklarının bile aydınlatmakta zorluk çektiği karanlık, bilinmez koridorlar ve odalar… Karanlığın ötesine geçilmeden görülenler, sırrı çözmeye yetmiyordu.

At Meydanı olarak da bilinen Sultanahmet Meydanı’nda kalıntıları bulunan görkemli Roma Hipodromu, İmparator Constantin tarafından M.S. 306-337 yıllarında yaptırılmıştı. Latince ‘at yolu’ anlamına gelen hipodrom, ilk olarak ise Doğu Roma İmparatoru Severus tarafından yaptırılmıştı. Ahşap olan ilk hipodrom yansa da kalıntıları bugüne kadar uzanan ihtişamlı hipodrom, yüzyıllar boyu dilden dile dolaştı. Halkın stres atması ve atlı araba yarışları için yapılan hipodrom, düelloların ve halkın imparatora isyanının da kanlı bittiği alandı. Hipodrom, Haçlı Seferleri’nde yerle bir edildi. Osmanlı’nın da fetihten sonra büyük önem verdiğini ve Sultanahmet Camii’ni tam Hipodrom’un hükümdar locasının üzerine inşa ettiğini düşünürsek acaba bu alan altında hangi sırlar yatıyor? Hipodrom’un altındaki gizli tüneller ve odaların anlamı hâlâ araştırılıyor.

Her tünel İstanbul’a çıkıyor

Tüm dünyada yeraltındaki şehirleri araştıran “Cities of the Underworld” belgesel ekibi, arkeologların bile girmekte zorlandığı, Hipodrom’un ayakta kalan tek parçasının dehlizlerine girmeye karar verdi. Bu dehlizlerin ötesine ulaşabilmek için sadece özel izin değil, malzemeler ve tabii ki cesaret gerekiyordu.

“Cities of the Underworld” ekibi, Hipodrom’un dehlizlerine, baret, halat, fener ve şişme su botları gibi ilerlemelerini sağlayacak malzemeler ve tabii ki bilinmeyene karşı dayanılmaz merakları ile birlikte indiler. Dar ve karanlık geçitlerden geçip içlerinde su olan koridorlara geldiklerinde bu bölümleri şişme bot ile kürek çekerek aşan ekip, karanlığın içerisinde sadece 2 fener ışığı kadar yer kaplıyordu. Peki, bu yolculuk nereye kadardı? Gördükleri; rutubetli ve beton ile kaplanan duvarlar, nerede tükeneceğini bilmedikleri kirli sular, lağım kokuları, her 6 metrede bir görülen odalar ve devasa basamakları andıran, Osmanlı döneminden kalma bir blok duvar ve son bulan yol…

Bu duvarların, aslında Hipodrom’un altındaki bu odaları Osmanlı’nın sarnıca dönüştürdüğünün de işareti olabileceği tahmin ediliyor. Bottan inip, bu yüksek blok duvarın üzerine tırmanmalarının zamanı gelmişti. Sizce bu duvarların üzerinden geçip ulaşacakları oda ve koridorlarda ne vardı? Roma, Bizans ya da Osmanlı altınları? Tarihi eserler? İnsan kemikleri? Gizem, kendini dayanılmaz bir çekicilikle pazarlasa da ekibin ulaştığı noktada vardıkları yer hayatlarını değiştiren bir servet değil, Sultanahmet meydanına çıkan bir başka kapıydı. meşhur sözdeki “Her yol Roma’ya” artık “Her yol İstanbul’a” olmuştu. Yani İstanbul’un altından geçen her tünel yine İstanbul’un farklı bir noktasına çıkıyordu.

Bu tüneller yerin altına nasıl inşa edilmiş?

Çeşitli yapıların altında kalan yüzlerce tünel girişi var. Bunlardan merak uyandıranlarından bir başkası ise 15 futbol sahası büyüklüğündeki Bizans Büyük Sarayı ve Tekfur Sarayı’nın altındaki dev tüneller ve zindanlar… Sarayların altındaki zindan, tünel ve odalar; kullanılan muntazam tuğlalar, kiriş ve kolonlarının mimarisi, yeraltında bu kadar büyük bir inşaat çalışmasının nasıl yapıldığını düşündürürken, diğer taraftan “bu tüneller ve sarnıçlar nasıl çökmüyor ve üzerlerinde binaları, arabaları nasıl taşıyorlar?” diye hayrette bırakıyor.

İşte bu soruları sorduğumuz uzmanlar bize sarnıçların, İstanbul’un tepeleri arasındaki derin çukur bölümlere, sütunları eşit mesafelerde yerleştirilerek yapıldığını, böylece İstanbul’un tepelerinin arasındaki çukurların sarnıç olarak değerlendirildiğini ve Romalıların derin çukur alanları bu şekilde yükseltip tepe ile aynı hizaya getirerek zemin ve yüzeyi desteklediklerini söylüyor. Yerebatan Sarnıcı’nın bugüne dek tam 25 şiddetli deprem atlattığını göz önünde bulunduracak olursak, bu hesaplamanın ne kadar doğru olduğunu anlayabiliriz.

Osmanlı’nın tünelleri

Peki, ilk örnekleri Roma ve Bizans ile görülen bu tüneller ve odalar, Osmanlı’da nasıl inşa edilip kullanılıyordu? Bizans döneminde bu tünellerin, imparatorların ve patriklerin gizli temaslar yapacakları zaman gidecekleri yerlere ulaşmak için kullandıkları gizli geçitler olduğu sanılıyor. 1453 yılında İstanbul’un fethi ile birlikte Bizans saray mensuplarının tünelleri kaçmak için kullandıkları anlatılagelenlerden biri…

Fatih Sultan Mehmet’in fethi ile İstanbul’un mimarisi önemli ölçüde değişti. Özellikle Topkapı, Yedikule, Karaköy, Haliç, Eminönü, Kapalı Çarşı, Fatih, Eyüp semtleri başta olmak üzere Fatih Sultan Mehmet’in emri ile çok sayıda tünel yaptırıldı. Osmanlı’nın son dönemlerinde padişah Abdülhamid tarafından Üsküdar’da 6 tünel daha yaptırıldı. Bu tüneller sadece padişah, vezirler ve cellatlara açıktı. Osmanlı’da askeri amaçla açıldığı bilinen Ayvansaray-Yedikule tünellerine “lağım” adı verilmişti. Bu tünellere ‘kanalizasyon’ anlamına gelen lağım denilmesinin nedeni belki de taarruz amaçlı açılan bu tünelleri, ismi ile kamufle etmekti.

İstanbul Erkek Lisesi ve Düyun-u Umumiye tünelleri

Osmanlı döneminde bu tüneller şehrin güvenliği için de önemliydi. Osmanlı, Topkapı Sarayı ve saraya bağlı binaların altlarındaki oda ve tünelleri yine imparatorluğun gizli ve güvenli kalmasını istediği alanlarda kullanmıştı. Onlardan biri de bugün binlerce yıllık örnekleri gibi hâlâ var olan, Düyun-u Umumiye’nin gizli oda ve tünelleri…

1881’de kurulan, dış borçların denetlendiği, vatandaştan alınan vergilerin, para ve altınların toplandığı Düyun-u Umumiye Binası yani Borçlar İdaresi, bugün İstanbul Erkek Lisesi olarak gizli bir tarihin de üzerinde kurulu duruyor. Osmanlı Döneminde yüksek güvenlik ile korunan bu tünel ve odalara, Osmanlı asker ve memurları dâhil hiç kimse tek başına giremiyordu. Paranın binaya giriş çıkışı da güvenlik amacıyla bu tünellerden sağlanıyordu.

Tarihi binanın altında iki ayrı dehliz bulunuyor. Bu dehlizlerden biri Yerebatan Sarnıcı’na, diğeri ise Sirkeci Postanesi’ne çıkıyor. Bu iki tünel daha sonra Sarayburnu’nda birleşiyor. Dehlizlerden birinin Yerebatan Sarnıcı’na çıkıyor olması ve Sarayburnu’nda denize yakın bir noktada birleşmesi, bu tünellerin Osmanlı döneminden önce su kanalları olarak kullandığını doğrular nitelikte. Ancak Osmanlı döneminde bu su kanallarının bazılarının su taşımak yerine geçit olarak kullanmaya başladığı, ortaya çıkan bilgiler arasında yerini alıyor. Halen Düyun-u Umumiye’nin gizli kasalarının bulunduğu yeraltı odaları ve tüneller, bugün tarihi korumak için kat kat çelik kapılar ve parmaklıklar ile kapatılmış durumda.

İki ayrı tünele girdiğinizde de dehlizler güvenlik amacıyla duvar örülerek kapatılmış. Ancak bu, tarihi yapıları hazine avcılarından korumak için olduğu kadar, üzerinde bulunan okulun eğitimini korumak amacıyla yapılmış. Nasıl mı? Tarihin üzerinde eğitim gören İstanbul Erkek Lisesi öğrencilerinin, tünellerin açık olduğu dönemlerde okuldan kaçmak için bu tünelleri kullanmalarını engellemek için…

Düyun-u Umumiye’nin tünel girişleri güvenlik amacıyla kapatılsa da dehlizlerde ilerlendiğinde tüneller, çatallanarak ve farklı kollara ayrılarak devam ediyor. Düyun-u Umumiye’nin altından bağlanılan diğer tünel kollarından, yerin altında bulunan tarihi bir kiliseye ve büyük kolonların yer aldığı sarnıçlara çıkılıyor. Yine dokunduğunuzda elinizde dağılan metal su boruları da tünelde karşınıza çıkabiliyor.

Kadavra tünelleri

İstanbul’un Avrupa yakasında olduğu kadar, Anadolu yakasında bulunan tüneller de ilgi çekiciydi. Osmanlı döneminde, Marmara Üniversitesi Haydarpaşa Kampüsü ile Karacaahmet Mezarlığı arasında bir tünel yapıldığı bilinmekte. 2. Abdülhamid zamanında yapılan bu tünellerin amacı, belki de bir tünelin yapılış amaçlarından en ilginç olanı. Öyle ki tıp bilimine katkı sağlanması amacıyla kullanılan bu tünellerde (dini açıdan günah denmesinden dolayı), üniversiteden mezarlığa uzanan bu tüneller yardımıyla ölülerin mezarlardan alınarak üniversiteye taşındığı, derslerde incelendiği anlatılan rivayetler arasında… Bu ilginç amaçlı tünel de diğerleri gibi betonlarla kapatılmış durumda…

İstanbul’da gözle görülebilir tünel girişlerinden biri de Yıldız Teknik Üniversitesi Davutpaşa Kampüsü’nde bulunmakta. Bu tünelin Davutpaşa’dan Koca Mustafa Paşa semtine kadar ilerlediği bilinmekle birlikte, güvenlik amacıyla betonla kapatılmış durumda. Burada akıllara şu sporu gelebilir: Neden üniversitelerde yeraltı tünelleri var? Bu sorunun yanıtı ise, özellikle üniversitelerin değil, Bizans ve Osmanlı döneminden kalan neredeyse tüm tarihi yapıların altında ya da çevresinde bu tünellerin girişlerinin olduğu… Çünkü şehir adeta bir örümcek ağı gibi yeraltı tünelleri ile örülmüş durumda…

Apartmandan geçilen tüneller

İstanbul’un gizemli tünellerine dair bir başka iddia ise 1. Dünya Savaşı sırasında bu tünellerin Atatürk tarafından kullanıldığı… İstanbul-Beyoğlu’nda tarihi bazı apartmanlarının altından tünellere ulaşıldığı ve savaş zamanında bazı yardımların bu tünellerden taşındığı iddialar arasında…

1930’lu yıllarda Çemberlitaş civarında yapılan arkeolojik kazılar neticesinde, araştırmacılarca ulaşılan dehlizler incelenerek Çemberlitaş’ın İstanbul’un altındaki dehlizlere açılan bir kapı olduğu fikri ileri sürüldü. Ancak bu fikre karşılık, tünellerin merkezi olarak neden Çemberlitaş seçildiği de bir soru işareti olarak yanıt bekliyor. İstanbul’un özellikle Bizans ve Osmanlı’nın merkezi olan Eminönü, Sarayburnu, Sultanahmet, Balat, Edirnekapı bölgelerinde sıklıkla görülen bu tüneller, buralarda yaşayan 50-60 yaşlarındaki bölge sakinlerinin hiç de yabancı olmadıkları dehlizler. Bu tünelleri ya evlerinin arasında keşfettiklerinden ya da çocuklarının sokakta oyun oynarken saklanmak için bu tünelleri seçtiğinden bahsediyorlar. İlerledikçe karanlığı ve örümcek ağlarını görüp, ürpererek geri döndüklerini söyleseler de dönemin çocuklarının İstanbul-Cibali’deki bir tünelden girip Sultanahmet’ten çıktıkları ve anne babaların da çocuklarını aramak için bu tünellerden geçtikleri anlatılıyor.

Galata’nın gizli tünellerinde kemikler

1960 yılında Galata Kulesi’nde başlatılan restorasyon çalışmaları sırasında bulunan tünel ve zindanlar, İstanbul’un gizli tünelleri hakkında ilk haber olarak yayınlanıyordu. Haberde, Galata Kulesi’nin altında bulunan tünel ve zindanlarda insan iskeletleri ile dört kafatası, eski paralar ve bir kitabe bulunduğu yazıyordu. Burada bulunan kemiklerin Adli Tıp Kurumu’na gönderileceği ve hangi yıla ait olduğunun tespit edileceği belirtiliyordu. Dönemin yetkilileri, yaptıkları açıklamalarda, bulunan kemiklerin, Kanuni döneminde zindan olarak kullanılan Galata Kulesi’nden gizli yolu bulup kaçmaya çalışırken toprak altında kalarak ölen mahkûmlara ait olabileceğini söylediler.

Bu haberin duyulmasının ardından, Karaköy ve Şişhane bölgesinde tüneller bulunmaya başlandı. İstanbul’da özellikle çarpık yapılaşma nedeniyle bazı binaların yıkılmaya başlandığı 1990-2000 yılları arasında gizli tüneller açığa çıkmaya başladı. Zaman içerisinde tiner bağımlılarının yatıp kalktıkları mekânlara dönüşen tünel girişleri, güvenlik amacıyla taş ve betonlarla örülerek kapatılmış durumda. Etraflarında yetişen yabani otlar ile eski semtlerin sık evlerinin arasında tüneller adeta kendini kamufle ediyor.

Ayasofya’nın tünellerinde İngiliz askeri mataraları

Ve Ayasofya’nın dehlizleri… Sırlarla dolu resim ve yazıları ile yerli ve yabancı birçok belgeselci ve araştırmacının odak noktası olan Ayasofya, altında bulunan dehlizlerle de sırlarla dolu… 1998’de Türk belgeselci Göksel Gülensoy, Ayasofya’ya ait tüm efsaneleri tarihe gömecek ve gerçeği gün yüzüne çıkaracak bir araştırma için aralarında dalgıç ve arkeologların bulunduğu bir ekiple, Ayasofya’nın altındaki dehlizlere indi. Ayasofya’nın altında bulunan tüneller, odalar ilk kez görüntülendi. Dalgıçlar su ile kaplı dar alanda güçlükle kalabilseler de vazgeçmediler. Dehlizlerde Ayasofya’nın şamdanları ve 1917 yılı İngiliz askerlerine ait su mataraları bulundu. Bu eski asker mataralarının, İstanbul’u işgal eden İngiliz askerlerince, Ayasofya’nın kutsal su olarak bilinen sularından almaya çalışırken düşürüldüğü sanılıyor.

Ayasofya’nın altında bulunan 238 metrelik tünellerin sonunda 5’er metrekarelik iç içe iki oda bulundu. Bu odalarda Ayasofya’nın büyük bir sırrı ortaya çıktı. Cami olmadan önce kilise olan Ayasofya’nın altındaki “13. yüzyılda yaşamış çocuk azize ait mezar odası ve kemikler”, tarihin gün yüzüne çıkmış yanı olarak kayıtlara geçti. “Ayasofya’nın Dehlizleri” belgeseli bir tarihi belge bıraktı. Bazı tarihi kitaplarda ve efsanelerde geçen “Ayasofya’nın altından Topkapı Sarayı’na ve adalara ulaşıldığı” iddiaları da bu araştırma ile gerçek dışı çıktı. Belgeselci yönetmen Göksel Gülensoy, “Ayasofya’nın altıdan herhangi bir tarihi binaya ya da Adalar’a ulaşan bir tünel yok” açıklaması ile efsanelere son noktayı koydu.

Bugün turistlik mekânlarda bazı tarihi binaların altlarında bina sakinlerince bulunan ve binaların amaçlarına göre sergi alanı gibi kullanılan tünellere de rastlamak mümkün. El dokuması turistik halıların satıldığı ya da sanat galerisi, kültür merkezi olarak kullanılan tarihi binalardan inilen tüneller ise İstanbul’un aydınlığa çıkmış tarihi tünellerinden bazıları…

“İstanbul’un tünelleri İskoçya’ya kadar uzanıyor”

Almanya’da 2011 yılında yayınlanan bir kitapta yer alan iddialar tarihçiler ve araştırmacıların büyük ilgisini çekti. Yeraltı ve mağaralar konusunda uzmanlıkları ile ünlenmiş Heinric - Ingrid Kusch adlı Alman arkeolog çift, kısa adı “Tore Zur Enterwelt” olan “Eski Yeraltı Dünyasına Açılan Kapının Esrarı” isimli kitaplarında, yeraltı tünellerinin rotalarından bahsediyorlardı. Tüm Avrupa topraklarının altının yeraltı tünelleriyle dolu olduğunu iddia eden arkeologlar, bu tünellerin İskoçya’dan İstanbul’a kadar uzandığını yazıyorlardı. Arkeologlar bu tünellerin içerisinde evlere benzeyen bölümler olduğunu söylüyorlardı. Yüzyıllar içerisinde efsaneler şeklinde anlatılan bu tüneller ile ilgili merak edilenleri sizler için araştırdık.

Yenikapı tünellerinde antik liman bulundu

Marmaray çalışmaları sırasında Yenikapı’da efsane gibi anlatılan Bizans’ın Theodosius limanı ve 2 antik gemi bulundu. Mühendisler ve arkeologlar, buluntuları kurtarabilmek için hep birlikte hummalı bir çalışma yaptılar. Amerika’da Teksas Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Türk profesörler de bu çalışma için özel olarak Türkiye’ye davet edildiler.

James Bond İstanbul tünellerinden kaçtı

Bu esrarengiz tüneller için zaman içerisinde hangisinin gerçek hangisini efsane olduğuna bile karar verilemeyecek kadar sayısız hikâye anlatılagelmiş. Bu hikâyelerden birinde bir Türk delikanlının Bizans imparatorunun kızına âşık olup, onu Sultanahmet’ten yerin altındaki bu tüneller ile Boğaz’ın karşı tarafına kaçırdığı anlatılır.

İstanbul’un gizli tünellerinin ve efsanelerinin ünü sadece İstanbul meraklılarını değil, Hollywood’u da etkilemiş durumda. James Bond serisinin “From Russia With Love” (Rusya’dan Sevgilerle) filminin İstanbul sahnelerinde James Bond, İstanbul’un yeraltı tünellerinden birini kullanarak Kapalıçarşı’dan Beyoğlu’ndaki Rus Konsolosluğu’na gitti.

Tünellerdeki hazine

İstanbul’un herhangi bir yerinde yürürken aslında tarihin üzerinde yürürsünüz. İstanbul’un sayısız tünelleri inşaat çalışmaları sırasında tesadüfen ve sıklıkla ortaya çıkmakta... Metro, Marmaray ve Avrasya Tüneli kazıları, kentsel dönüşüm nedeniyle semtlerdeki inşaat çalışmaları sırasında tarihi küpler ve parçalar kadar bu tünellerin girişlerine ya da tavanlarına rastlandı. İstanbul’da özellikle Marmaray gibi büyük yeraltı kazılarında keşfedilen pek çok tarihi eser gibi bu tüneller de arkeologlar, tarihçiler, uzmanlar tarafından incelendi.

Zengin olma hayali ile tarihi talan eden hazine avcılarına karşı tünel haritaları gizli tutulsa da artık pek çok kazı çalışmasında, evlerin ve binaların altında karşılaşılan bu tünellerdeki tek hazinenin bin yıllık bir tarih hazinesi olduğunu, tünellerin ne altın ne para sakladığını, bu tünellerin girişlerinde oyun oynayan çocuklar bile biliyor. Herkesin bilmesi gereken, gerçek hazinenin, tarihin hazine değerindeki bilgilerine sahip çıkmak olduğudur. Tünelleri bu kadar gizemli yapan bilinmeyene duyulan hazzın verdiği merak duygusu ile tüneller, gizemini korumaya ve haklarında efsaneler anlatılmaya devam edecek… Kimbilir belki siz de bu yazıyı okurken bir gizli tünelin üzerinde duruyorsunuz.

 

Sevinç Şatıroğlu

Güncelleme Tarihi: 08 Mart 2018, 16:53
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Esra
Esra - 11 ay Önce

Son cümleye binaen 'Evet, şu an Çemberlitaş Kız Öğrenci Yurdunda kalıyorum ve muhtemelen tünellerin merkezi olan Çemberlitaş'ta olası gizli bir tünel üzerinde şu an yazınızı okudum. Etkilenmemek elde değil.. Çok güzel bir yazı olmuş elinize, emeğinize sağlık.

Altan Aktaş
Altan Aktaş - 5 ay Önce

Efsane yerler insan etkileniyor

Caner
Caner - 11 ay Önce

Başlıkta belirttiğim gibi anadolu yakasının kıyı kesimine uzak bu iki bizans yapısını ve birbirine uzanan tünelleri unutmuşsunuz sanırım. :)

Zeynep
Zeynep - 12 ay Önce

Her zaman heyecan verici.....

banner19

banner13

banner20