Felsefeyi Anadolu’da yeniden yurtlandırmak

En genel anlamıyla felsefe, “kişinin hayatı anlamlandırma çabası” olarak tarif edilebilir. Bu çabanın merkez noktasını ise, hayatı anlamlandırmaya çalışırken nasıl bir yöntem izlenilmesi gerektiğini oluşturur. Felsefe tarihi belki de filozofların bu yöntemi ortaya koymak için yürüttüğü zihinsel faaliyetlerden oluşur. Belli bir kültür, din, dil, medeniyet anlayışıyla yetişen insan, içinde bulunduğu dünyayı bu çerçevede anlamlandırır. İnsanlık tarihi boyunca sayısız kültür ve medeniyetlerin var olması, Allah’ın âyetlerine (tekvinî ve tenzilî) uygun bir şekilde zenginliğin ve çeşitliliğin ifadesidir. Bu açıdan bakıldığında, kişinin yetiştiği çevreye göre bir yaşam tasavvur etmesi inkâr edemeyeceğimiz bir durumdur. Yaşam tasavvurlarının her millete göre farklı olmasını çatışma ve savaş sebebi olarak değil, Allah’ın rahmetinin bir tecellisi olarak görmemiz gerekmektedir.

Felsefeyi Anadolu’da Yeniden Yurtlandırmakprojesi, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mevlüt Uyanık’ın öncülüğünde sanatsal, kültürel, sosyal faaliyetlerle eşgüdümlü bir şekilde ortaya konmaya çalışılıyor. Bu proje, Nurettin Topçu’nun sivil bir tavırla oluşturduğu Dergâh mektebinden mülhem, aynı havayı teneffüs etmenin heyecanıyla akademinin soğuk rüzgârlarına karşın samimiyetin bahar neş’esini üniversiteye kazandırmanın imkânını arıyor. Akademik danışmanlığını Doç. Dr. Aygün Akyol’un yaptığı Felsefe ve Tarih Topluluğu etrafında faaliyet yürüten bu ekip, yukarda bahsettiğimiz “yöntem”in felsefi ifadesini gençlere aktarmanın gayretini sürdürüyor. Felsefe ve Tarih Topluluğu’nun temel hedefi, Karl Jaspers’in “Felsefe yolda olmaktır” düstûruna takviye olarak, yoldaş olmanın da felsefe için gerektiği düşüncesiyle okuyan, sorgulayan, akleden bir arkadaş grubu oluşturmaktır.

Aygün Akyol’un ifadesiyle topluluğun yöntemini ve ilkelerini açıklayacak olursak: “Felsefe ve ilim ile uğraşacakların bir yöntem ve usûl çerçevesinde hareket etmeleri gerekmektedir. Felsefe ve Tarih Topluluğu, İlahiyat Fakültesi bünyesinde etkinliklerini yoğunlaştırdığı için, bu yapının oluşmasında Kindi, Farabi, İbn Sina ve Gazali gibi İslam filozoflarının metinlerini önceliyoruz. Muallim-i Sani de denilen Farabi’nin İlimlerin Sayımı adlı klasik eserinde belirtildiği üzere beş sanat (burhan, cedel, sofistai, hitabet ve şiir) içerisinden burhan yöntemi öncelenmiş; şiir, sanat, hitabet yöntemleri gereği de ruha, kalbe hitap eden müzik dinletileri, burhan yöntemini sanata aksettiren pedagoji eksenli film gösterimleri yapılmaktadır. Topluluğun okuma etkinlikleri öncelikle roman ve hikâyelerle başlamakta, her öğrencinin metinleri takip edilmektedir. Bu çerçevede ilk okuma metinleri Küçük Prens, Martı, Ölü Ozanlar Derneği gibi metinlerle başlar. Bunun yanında Kindi’nin Üzüntüyü Yenmenin Çareleri, Razi’nin Filozofça Yaşam Risalesi, İbn Rüşd’ün Faslu’l-Makal’i, Platon’un Sokrates’in Savunması, George Orwell’ın Hayvan Çiftliği eserleri müzakereye açılır. Bu aşamalar sonucunda kişinin bireysel olarak fikri olgunluğa sahip olması istenmekte, yöntem ve usûl açısından tutarlı olması gerekmektedir.” Felsefeyi Anadolu’da Yeniden Yurtlandırmak projesi, çalışmalarını bu şekilde yürüten ekiple arz üzerinde hoş bir sada bırakmanın hayaliyle Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ndeki faaliyetlerine devam ediyor.

Felsefeyi Anadolu’da Yeniden Yurtlandırmak projesinin nihai hedefi

Mutlu ve huzurlu bir yaşam sürmek, her insanın beklentisidir. Bunu başarmak için de öncelikle bireysel ve toplumsal olarak adaletli ve erdemli bir hayat standardı ortaya koymak gerekiyor. Bunu yapmak ise, geçmişten bugüne mensubu olduğumuz Türk milletinin, Atayurt Türkistan’dan Anayurt Türkiye’ye taşıdığımız kültürel sürekliliğini sağlayan âlimlerimizi ve yöntemlerini, jeo-felsefe yaparak günümüzdeki mahiyetlerini yeni okumalar ve yorumlar sayesinde müzakereye açmakla mümkündür. Arap ve Fars Müslümanlık tasavvurunun eskiye dayanan çatışma ve husumetlerine, günümüzde Şii-Selefi çatışmalarıyla devam eden siyasi kavgalarına karışmadan Türk aklı ve Müslümanlık tasavvurundan hareketle Türk felsefesinin imkânını ortaya koymak bu projenin temel noktasını oluşturur. Hanefi fıkhı, Maturidi akaidi ve Yesevi gelenek üzerinde çok yönlü zihnî faaliyet yürüterek mezhepsel kaygıların gerilim hattından korunup “sivil bir din tasavvuru” oluşturmayı düşünür. Ebu Hanife ve İmam Maturidi’nin itidalli ve çağın şartlarına uygun din anlayışını, Ahmed Yesevi’nin bu anlayışı alperen-dervişleriyle halka ulaştırdığı gönül hareketini yeni bir felsefi dil ile yenileyerek kritik bir bölgede bulunan Türkiye’nin, Orta Doğu bataklığından kurtulmasının yolunu gösterir.

Uyanık, Türk Müslümanlığı tasavvurunu felsefe, kelam ve tasavvuf disiplinlerinin eş güdümlü okunmasından sonra şunları söylüyor: “Türklerin Müslümanlığı kabul etmesinden itibaren, Atayurt’tan Balkanlara kadar uzanan bir coğrafyada tarihsel süreç içerisinde İslam’ın yaşanma biçimi, aldığı görünümler ve yarattığı zihniyete Türk Müslümanlığı denmektedir. Bu bağlamda Hanefi fıkhı ve Maturidi itikadı yapıyla oluşan İslam öğretisini, bunu geniş halk kitlelerine ulaştıran Ahmed Yesevi’nin Horasan Alperenleri geleneğini kendi dönemlerinde okuyoruz. Felsefi dilini Farabi’nin bir nevi felsefeye giriş olarak gördüğümüz İlimlerin Sayımı adlı eserinden hareketle yapmaya çalışıyoruz. Projenin uzak amacı, felsefenin medeniyet ve kültür ile ilişkisini inceleyip, Türk tarihi ve coğrafyasında devamlılık halindeki Türk düşüncesi ve Türk kültürünü, dünyaya evrensel mesajlar verebilecek bir güçte, felsefenin diliyle anlatma çabası olarak görülebilir. Çünkü Farabi’nin felsefeyi ‘tahsilu’s-saade’, yani mutluluğu elde etme’ olarak tanımlaması ve Yusuf Has Hacib’in ‘mutluluk bilgisi’ tasavvuru, bu sürekliliği göstermektedir. Kutadgu Bilig’in Türklerin Müslüman olmasından sonra yazılan bir eser olması sebebiyle, Farabi ve Yusuf Has Hacib’i bu çerçevede değerlendirmek sosyo-politik ve kültürel temellerimizi anlamak açısından önemlidir.”

Felsefeyi Anadolu’da Yeniden Yurtlandırmak, Çin Seddi’nden Adriyetik’e Türk Aklı ve Müslümanlığının felsefe, kelam ve tasavvuf üzerinden eş güdümlü okumalar yaparak yeniden yorumlanmasını; Ebu Hanife, İmam Maturidi ve Ahmed Yesevi’nin meydana getirdiği din tasavvuru sayesinde, mezhepsel ve siyasal çatışmaların ateş hattında bulunan Türkiye’nin sağlıklı bir devlet ve din yapısına sahip olmasını: gönül diliyle ortaya koyduğumuz dünya ve ahiret düşüncemizin, Şii-Selefi zihniyetin yıkıcı ve ifsad edici saldırılarına karşı temiz kalmasını; Atayurt-Anayurt irtibatının sürekliliğini, felsefi bir dil ile Farabi’den hareketle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne taşınmasını amaç edinir.

           

YORUM EKLE