banner17

Ses bayrağımız Türkçe

Deneme, türü ciddi bir edebî türdür. Konu, üslup, bakış açısı ve bilgi birikimi ister. Bu dört unsur bir araya gelmeden yazılan metinler deneysel metinler olmaktan öteye gidememektedir. “Türkçenin Huzurunda” kitabı bu açıdan bakıldığında deneme türünün bütün özelliklerini barındırmaktadır. Kitabı Recep Şükrü Güngör inceledi.

Ses bayrağımız Türkçe

Ahmet Haşim, Nurullah Ataç ve Salah Birsel’le kendini bulan deneme yazma çizgisi Cemil Meriç, Rasim Özdenören, Beşir Ayvazoğlu gibi yazarlarla devam ettirilmiş ve bugüne gelmiştir. Bu tür, çok istismar edilmiş bir türdür. Öykü, şiir, roman, tiyatro gibi sınırları az çok belli olan metinlere dâhil olmayan metinler hemen deneme ismiyle isimlendirilip o güzelim deneme türüne ihanet edilmektedir. Bilgi birikimi isteyen bir türdür deneme. Ne dediği belli olmayan, iç boşaltma metinlerine deneme denmesi hiç de doğru değildir. O tür metinlere ara metin demek, anlatı demek daha doğru olsa gerek.

Türkçenin Huzurunda kitabı türün hakkını veren denemelerden meydana geliyor. Yüz elli sayfadan oluşan kitapta yirmi altı deneme ve kitabın sonunda kısa cümlelerden oluşan özlü sözler bulunmakta.

Ağzımızda anne sütü

Dağlarca’nın ifadesi ile Türkçe bizim ses bayrağımızdır. İnsan ana dili ile vardır. Ana dilini unutanlar hangi milletten olduklarını da unutmuşlardır. Macarlar ve Bulgarlar, Türkçeyi unutunca Türk olduklarını da unutmuşladır. Bir millete ait olmanın en önemli unsuru o milletin dilini konuşmaktır. Türkçemiz ağzımızda anamızın sütüdür. Dilimiz bilincimizdir. Bilincimiz imanımız, imanımız varlık sebebimizdir. Dilimiz dinimizin bir parçasıdır. Dinimizi dilimizle öğrenmiş ve ona hususi bir literatür geliştirmişiz. Böylelikle hayatımızla inancımız iç içe geçmiş bugüne dilimiz taşımıştır bizi. Dil bilinci kelime ile başlar. Dilimizin inceliklerine kelimelere vakıf olmakla ulaşabiliriz. Kelimeleri doğru anlayanların ağzında dil daha gür ve ahenkli çıkar. Dili, şairler, yazarlar zenginleştirir. Bir dilin gücü şairleri ve yazarları ile de ölçülür.

Galat-ı meşhur

Türkçenin Huzurunda kitabı kelimelerin kullanışlarını, manalarını, galatlarını, yeni anlamlarını ele alıyor. Kısa denemelerden meydana gelen kitabın hemen her bir denemesi kelime temelinde gelişiyor. Anlamlı en küçük dil birimi olan kelime zenginliği ve anlam çeşitliliği ile insana konuştuğu dilde zevk almasını sağlıyor.

Yanlış olduğu halde herkes tarafından doğru bilinen kelimelere galat denir. Ama dilimize doğru kelimeymiş gibi kaynamıştır. Evlat çoğul bir kelime iken evlatlar şeklinde kullanılmaktadır. Serbest, başı bağlı anlamına gelirken serazad da özgür demektir. Ama bugün serbest kelimesi serazad kelimesinin yerine kullanılmaktadır. Evrak kelimesi çoğul bir kelime iken evraklar çoğulun çoğulu olarak kullanılmakta ama galat hali kelimenin doğru halini unutturmuştur.

Kelimeler kelimeler…

Kelimeler zaman içinde anlam değişimine, zenginleşmesine uğramıştır. Dil tıpkı insan gibi canlı bir varlıktır. Zaman içinde değişir, büyür, genişler.

Don kelimesi elbise demektir. Bugün bu kelime anlam daralması yaşamaktadır. Sadece çamaşır anlamına gelmektedir. Fena kelimesi geçici demektir ama kelime zaman içinde çeşitli anlamlar kazanmıştır. Bakkal, Arapçada sebze satan anlamına gelen bir kelimedir. Kelime bugün anlam genişlemesine uğrayarak çeşitli gıdalar satan dükkân anlamına gelmektedir.

Eş anlamlı kelimelerde bile nüans vardır. Şehir-kent, hoca-öğretmen, medeniyet-uygarlık, hayat-yaşam arasında farklar vardır.

Dilimizde tasarruf kuralı vardır. En az çaba yasası da denir buna. Yani kelimeyi en kısa ve kolay şekilde söylemeye çalışma çabası. Türk halkı kelimeleri kolay, hızlı söyleme taraftarıdır. Ama cankurtaran varken ambulans, merhem varken krem kelimesinin ısrarla kullanılmasının bir sebebi olsa gerek.

Kelime hazinesi kullanımı yanlıştır, doğrusu ‘kelime haznesi’dir.

Deneme, bilgi, anlam

Yazar, üzümü ye bağını sorma, anladıysam Arap olayım, imamın dediğini yap ama yaptığını yapma gibi sözlerin Türkçemize art niyetle girdirildiğini belirtmektedir. Yazarların, şairlerin bir görevi de yanlış kelimelerin, kelime gruplarının doğru halini kullanmaktır. Edebiyat metinleri ile yayılan, yaşayan kelimeler, söz öbekleri yine yanlışlardan edebi metinler vasıtası ile döndürülebilir.

Evliya çelebinin konu edildiği denemede yazar, Evliya Çelebi olmanın sadece gezmek değil görmek gerektirdiğini belirtmektedir. Gezmekten maksat gezilen şehirlerdeki tarih ve kültür varlıklarını görmek, anlamaktır.

“Halk Etimolojisi” başlıklı denemede halkın kelimelere uydurduğu anlam ilişkisi ele alınmaktadır. Kelimenin aslı ne olursa olsun halk ona bir anlam ilgisi uydurmuştur. Mesela İstanbul kelimesinin İslambol’dan geldiğini söylemiştir. Kaldırım kelimesinin kaldırmaktan, geldiğini belirtmiştir. Halbuki kaldırım kelimesi Rumca kalimera ile dromos “iyi-yol”un bir araya gelmesinden meydana gelmiştir.

Maydanoz kelimesinin mide ve nüvaz kelimelerinin bir araya getirilmesinden oluştuğu sanılır ama işin doğrusu makedonisidir. Makedonya otu anlamına gelen makedonisi kelimesinden maydanoz doğmuştur.

Kelimelerde eskiyi kullanmak, kelime uydurmak marifet değildir. Marifet, yaşayan dili kullanabilmektir. Bir yazarın yazarlığı kelimeleri ile ölçülür. Dil de kelimesi kadar dikkate alınır. Bin yıldan beri hayat süren Türkçe dünyanın en önemli dillerinden biridir ve dünyada çok konuşulan diller arasındadır.

Yapraklı takvim

Yazar, Türkçenin Huzurunda kitabında birçok konu başlığı açıyor. Bunlardan ilginç olanlardan biri de yapraklı takvimlerle ilgili denemesidir. Halkımızın bu takvimler sayesinde uzman olmasa da bilge olduğunu belirtmektedir. Halk kitlesi kitap okumaz ama takvim okur. Takvimdeki kısa bilgiler hemen herkesin ilgisini çeker. Faydalı bilgileri takip eden insanlar bazı konularda pratik bilgi sahibi olurlar ve hayatı yaşamayı kolaylaştırırlar. Halk ansiklopedisi özelliği taşıyan yapraklı takvimler çıktığı günden bugüne dek birçok insanın faydalanmasını sağlamıştır. Yazara göre bu takvim keşif derecesinde bir buluştur. Halkın bilgeliğinin yoluna açmıştır.

Türkçe ve imla

İmla ve noktalama ilk defa Şinasi tarafından kullanılmıştır. Şinasi’nin başlattığı imla ve noktalama doksanlı yıllara kadar gelmiştir. Noktalama yine aynı şekilde devam ederken imla konusu Ahmet Bican Ercilasun dönemimde tartışmaya açılmış ve üzerinde uzun mütalaalar yapılmıştır. Yersiz kullanılan uzatma işaretleri dilden atılmıştır. Yaşayan dilde anlam karmaşası meydana gelmeyen kelimelerde uzatma işaretinin kullanılması yersiz görülmüştür. Her kelimede uzatma kullanılması transkripsiyonda uygun görülmüştür.

Dile sahip çıkmanın bir yolu da Türkçesi varken yabancı kelime kullanılmamasıdır. Dil ve hayal arasında sıkı bir bağ vardır. İnsan âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar, diyor Yahya Kemal.

Hayal kurmak gerçeğin önceden tasarlanmasıdır. Gerçeği çarpıtmak ise yalandır. Hayal ile yalan arasında böyle bir fark bulunmaktadır. Kurgunu temeli hayale dayanır. Hayal, gerçeğe gönderilen bir davetiyedir. Kelime bilgisi ne kadar çoksa o kadar çok hayal kurar insan.

Türkçe güçlü bir dildir. İngilizceden Sırpçaya kadar birçok dile kelime vermiştir. Hatta kebap, yoğurt, ayran gibi kelimeleri dünyanın birçok diline bağışlamıştır.

Coğrafyamızın yapısı dilimize de yansımıştır. Hiç Farsça, bir Türkçe, şey de Arapçadır. Bir kelimede üç dil bir araya gelmiştir. Müslüman Türk milleti bu üç dili harmanlamış ve Osmanlı Türkçesi dediğimiz dili konuşmuştur. Dilimiz kullandığımız kelimelerimizin çokluğu, çeşitliliği ile zenginlik kazanmıştır.

Kitaptan tadımlık:

“Bir insan eleştiriliyorsa önemlidir, eleştirilmiyorsa değerlidir, eleştirilemiyorsa suçludur.”

“Saçma ve sapan kelimelerinin ikisinin de anlamı vardır. Kelime, zaten anlamı olan parça demektir. İlginç olan ise saçma sapan ifadesi bu iki kelimenin anlamının dışında bir anlam oluşturmaktadır ve bu anlam anlamsız, mantıksız anlamına gelmektedir.”

“Abur ve cubur anlamsız parçalardır. Öyleyse kelime değillerdir. Ne ilginçtir ki bu iki anlamsız parça, bir araya gelerek anlamlı bir parça oluşturuyor. Abur cubur ifadesi bir anlama karşılık gelmektedir. Nasıl oluyor da iki anlamsız parçadan bir anlamlı parça çıkıyor?”

Yazarı tanıyalım

Şeref Yılmaz 1967’de Antalya’da doğdu. Antalya Lisesi’nden mezun oldu. 1991’de Selçuk Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden sonra 2002’de yüksek lisansını tamamladı. 2008’de Temrin edebiyat dergisini, 2012’de Acemi edebiyat dergisini çıkarmaya başladı. 2008’de kendi yazarlık atölyesini, 2013’te Yazarlık Akademisi (YAZAK)’ı kurdu. 2010’da kurduğu yayınevinin ve dergilerin genel yayın yönetmenliğinin yanı sıra, YAZAK’IN da kurucu genel başkanlığını yapmaktadır. Şiir, öykü, deneme ve inceleme yazıları yazmaktadır. Eserleri: Sürmeli Türkçe (deneme), Konsolosun Köpeği (öykü), Kıyamet Geçidi (şiir), Aşka Sor o Bilir (deneme), Türkçenin Huzurunda (deneme).

Türkçenin Huzurunda, Şeref Yılmaz, Ferfir Yayınları.

Recep Şükrü Güngör

Güncelleme Tarihi: 15 Aralık 2018, 14:28
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
ARİF
ARİF - 2 ay Önce

Sayfa verimli bu yüzden teşekkür ederim. Lise çağındaki gençlerin okuması için seviyeye göre bir kitap listeniz var mı? Ufuk açıcı, bilgilendirici ve medeniyet bilinci veren eserlerin listesini almak isterim. Mailim: arifsalman711@gmail.com

banner19

banner13

banner20