banner17

Gazali’de adalet fikri

Sabri Orman’ın; Gazali'nin “adalet" anlayışının, “sosyal adalet"e dair izler barındırdığı düşüncesinden hareketle kaleme aldığı “Gazali, Adalet ve Sosyal Adalet" kitabını Arzu Neslihan Akcan değerlendirdi.

Gazali’de adalet fikri

Sabri Orman; adalet ve sosyal adaletle ilgili kavramlar ve tanımlara akıcı bir üslupla yer verdiği, kitabı Gazali, Adalet ve Sosyal Adalet’te, özü itibariyle ağırlıklı olarak Gazali'nin adalet tanım ve tasniflerine değinmiştir. “Her hak sahibine hakkının verilmesi” şeklinde adalet tanımı yapan Gazali'ye göre terazinin iki kefesinin denkliği önem arz eder.

“Adalet” teriminin yazılı tarih kadar eski ama “sosyal adalet" teriminin daha modern bir hadise olduğuna değinen Orman, Gazali'nin adalet meselesinin ilahi ve beşeri adalet olmak üzere iki başlık altında incelenebileceğine değinir. İlahi adalet ile Allah'ın tüm varlık âlemi karşısındaki adaleti kastedilirken beşeri adaletin öznesi insandır. İlahi adaletin öznesi olan Allah'ın adaletinin insanların adaletine benzemediği düşüncesine sahip olan Gazali'ye göre ilahi adalet, “Allah'ın kulları arasında taksim ettiği (bölüştürdüğü) rızık ve ömür, sevinç ve hüzün, acizlik ve kudret, iman ve küfür, itaat ve isyan gibi her şey, bütünüyle içinde hiç zulüm olmayan mutlak adalet ve içinde hiç haksızlık olmayan katıksız hak(kaniyet)tir.”

Beşeri adaleti de kendi içinde ferdi ve sosyal adalet olarak ikiye ayırmak mümkündür. Gazali, ferdin veya bireyin içinde taşıdığı ilim kuvveti, gazap kuvveti, şehvet kuvveti ve bunların birleşiminden doğan adalet kuvvetinden ahlaki adaletin doğduğunu söyler. Ahlaki adaletin diğer tüm adalet dallarının temeli olarak gören Gazali, insanın içinde sağladığı adaletin aileden başlayarak sosyal ortama yayılacağını ve devlete kadar ulaşacağını savunur.

Sosyal adalet: Toplumun aksayan yönlerinde eşitlik ve hakkaniyet

Sosyal adalet teriminde görüş birliği olmadığı gibi pek çok tanımlama girişimi mevcuttur. En genel anlamıyla; toplumun aksayan ve adaletsiz yönlerinin eşitlik, hak ediş veya hakkaniyet gibi ilkeler açısından eleştirilmesi ve yine bu ilkeler ışığında geliştirilmeye çalışılması sosyal adaletin konusunu teşkil eder. Gazali'nin düşüncesinde, sosyal adalet eyleminin öznesinin dört temel versiyonu vardır: Fert, toplum, devlet ve çift özneli olan durumlar. Ferdi adalette özne-nesne çakışması söz konusu iken sosyal adalette ise özneler çeşitlilik göstermektedir. Bir tarafta fert, toplum ve devlet şeklinde sıralanan tekli özneler, diğer tarafta zekâtın temsil ettiği çift özneli sosyal adalet türü mevcuttur. Zekâtın varlıklılardan muhtaçlara bir servet ve kıymet transferi olduğunu söyleyen Gazali, zekâtın tam anlamıyla çift özneli bir sosyal adalet kurumu olduğunu belirtir.

Gazali, kişinin adaleti sağlama ve zulümden kaçma eyleminin tek başına yeterli olmayacağını,  yanında “karşıdakinin menfaatine olacak şekilde davranma” olarak tanımladığı “ihsan" seviyesine ulaşmanın gerekliliğine değinir. Ona göre ihsan, bir ikram ve karşılıksız verme eylemidir. Adaletin zıddı olarak zulmün doğduğunu belirten Gazali, zulüm nosyonu üzerinden adalet tanımlamaları yapar: “Zulümden kaçınma, zulmü terk etme veya başkasına zarar vermeme.” İslam dinini referans alan düşünür, “farz-ı ayn" ve “farz-ı kifaye" kavramları bağlamında adalet ve sosyal adaleti açıklar. Farz-ı ayn kişisel veya bireysel sorumluluk alanını ifade ederken farz-ı kifaye ise kolektif veya sosyal sorumluluk alanını teşkil eder. Farz-ı kifayede sorumlu, mükellef veya yükümlü bir bütün olarak toplumdur. Buradaki sorumluluklar; dini konular, insan hayatıyla ilgili olanlar ve bu ikisinin birleşiminden doğanlardır. Gazali, sosyal adalet anlayışında dinin, nefsin, aklın, neslin ve malın korunmasını gerekli görür. Bunların korunmasına “maslahat" adını verir. Maslahat; zorunlu, kesin ve bütünsel olmalıdır.

Genel olarak bakacak olursak Gazali, mağduriyetlerin önlenmesi ve adaletin tesis edilmesinin çaresi olarak her seviyede sosyalin ön plana çıkarılması gerekliliğini savunur. Burada Gazali'nin asıl savunduğu adalet, sosyal adalet türüdür. Bireyin içinden başlayarak aileye, topluma oradan devlete kadar ulaşır.  Buna göre adalet her bireyin içinde taşıdığı bir değer haline geldiğinde aileler, toplumlar, devletler ve hatta tüm dünyaya adalet hükmedecektir. Ancak ne var ki insanın içinde iyi-kötü dengesi mevcut olduğundan her bireyin iç dünyasına -doğası gereği-  adaletin hükmetmesi olanağı yoktur. İşte bu iyi-kötü dengesi nedeniyle bireyin içinde mutlak bir adalet kurması söz konusu olamaz ve bireyden başlayarak topluma yayılan sosyal adaletten bahsetmek de pek mümkün olmaz. Yani sosyal adalet aslında olması istenen ütopik bir düşünceden ibarettir. Sosyal adalet insanın içindeki kötüye “dur" demesidir, diyebilmesidir. Ancak insanın doğası gereği bu pek de mümkün görünmemektedir.

Sabri Orman, “Gazali, Adalet ve Sosyal Adalet", İktisat Yayınları.

Arzu Neslihan Akcan

Güncelleme Tarihi: 07 Aralık 2018, 18:14
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20