Hukukçu bir yazar: Hasan Hikmet Demirbağ

Hasan Hikmet (Demirbağ) ismi ile ilk karşılaşmam “Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e İslamcılar ve Modernleşme” isimli doktora tezim esnasında olmuştu. Onun çok sayıda makalesini tezimde kaynak olarak kullanmıştım. Bundan sonra yeniden karşılaşmam 2008 yılında oldu. Muhafazakâr Düşünce Dergisi’nde (MDD) yayınlanmak üzere her bir sayı dosyası ile ilgili Osmanlı Türkçesiyle bir yazıyı, çeviri-yazı halinde günümüz okuyucuları için hazırlayacaktım.

Derginin, “Cumhuriyet Modernleşmesi” dosyasında “Muhafazakârlığın Mahiyet ve Manası”, Yıl: 5, S. 18, Güz 2008, 230-235 sayfaları arasında yazarın, başlıklı makalesini hazırladım. Bu makaleyi çeviri-yazı olarak yayına hazırlarken yazarın hayatı hakkında bir hayli araştırma yapmama karşın herhangi bir bilgiye rastlayamamıştım. Prof. Dr. İsmail Kara Beyefendi’yi arayıp Hasan Hikmet hakkında bir bilgiye sahip olup olmadığını sormuş, kendisinden de maalesef olumlu bir cevap alamamıştım. Ardından yazarın, “İctimâiyâtda Muhafazakârlığa Niçin Muhtacız?”, Yıl: 5, S. 19-20, Kış-Bahar 2009, s. 131-136, başlıklı ikinci bir yazısını yine MDD için yayına hazırladım.

Aradan bir yıl kadar bir süre geçmişti ki e-postama bir not düştü. Kızı, Sema Şerife Demirbağ, bizim Muhafazakâr Düşünce dergisinde yayınlamış olduğumuz yazıyı bir vesile görmüş, okumuş ve çok duygulanmış. Bana göndermiş olduğu e-postada “Babasına ait bir yazıyı yayınlamış olduğumuz için teşekkür ediyor; “sizin için ne yapabilirim?” mealinde bir soru soruyordu. Ben de “çok araştırmama rağmen babalarının hayatı hakkında bilgi ve belge bulamadığımı şayet bu konuda bana bilgi ve belge gönderme nezaketinde bulunurlarsa, kendilerine medyun-u şükran olacağımı” belirten bir cevap yazdım. Bu e-postam üzerine çok geçmeden Sema Şerife Hanım, babalarının kısa bir özgeçmişi ile birkaç fotoğrafı ve bir müddet oturduğu evin resminin fotokopisini gönderme lütfunda bulundular. Bunlar benim için bir kapının aralandığını, çalışmalarımı derinleştirebileceğimi gösteriyordu. Çünkü az da olsa bir iki bilgi ve belge bulabilmiştim. Bunun üzerine Hasan Hikmet’in Sebilürreşâd dergisinde yayınlanan tüm yazılarını tespit edip bir çıktısını alarak okumaya başladım.

Okuma çalışmalarım devam ederken bir yandan da MDD’nin dosyaları için uygun olan yazılarını yayına hazırlıyor ve Türk okuyucusunun faydalanımına sunuyordum. Derken “İctimâiyâtda Garbcılık ve Bozgunculuk. Asri Aile 1, 2, 3, 4” MDD, Nisan-Mayıs-Haziran 2012, s. 227-2243, adlı seri yazılarını yayına hazırladım. Bunun arkasından “Ferdî ve İctimâî Hayatda Orucun Kıymeti 1”, Anamas, Yıl: 3, S. 3 Mart 2015, s. 20-21 ve “Ferdi ve İctimâî Hayatda Orucun Kıymeti 2, Anamas, Yıl: 3, S. 3, Mart 2015, s. 21-22’de iki yazısını daha neşre hazırladım. Böylelikle mezkur şahsın hayli yazısını günümüz okuyucuları ile tanıştırmış oldum.

Benim okuma ve araştırma çalışmalarım bu minval devam ederken Sema Şerife Hanım İlim Yayma Cemiyeti’nin yayınladığı dergisini bir sayısını bana göndermişlerdi. Bu sayıda, İlim yama Cemiyeti’nin kurucularından Hasan Hikmet Bey diye başlık dikkatimi çekti. Baktım orada Sinan Çitçi isimli bir araştırmacının Hasan Hikmet Bey’le ilgili bir çalışmasından bahsediliyordu. Bunun yanı sıra, oğlu, Mustafa Emin Demirbağ’la bir röportaj yapılmıştı. Bu benim bir sürpriz olmuştu zira Hasan Hikmet Bey hakkında yeni bilgiler içeriyordu. Hemen okudum ve önemli notlar aldım. Bu arada hemen Şerife Sema hanımefendiden, kardeşi Mustafa Emin Bey’in telefonunu istedim ve az sonra verilen telefon numarasını arayarak kendisiyle görüştüm. Telefonda babasıyla ilgili bazı sorular sordum ve elinde varsa Sinan Bey’in, Batılılaşmaya Karşı Tezler (Hasan Hikmet Demirbağ’ın Sebilürreşad’daki Yazıları), Ati Yay., İstanbul 2013, isminin kitabından bir adet göndermesini rica ettim. Bir hafta geçmeden kitap geldi. Sinan Bey’in kitabı gayet güzel, özenli, dikkatli hazırlanmıştı. Bu kitaptan hayli istifade ettiğimi itiraf etmeliyim.

Kitabı okuduktan sonra Şerife Sema Hanımla bu kitap üzerine görüştüm. Kitabın hazırlanmasında Sinan Bey’e yardımcı olduklarını ifade ettiler. Ancak kitabın ilk 49 sayfalık kısmı hariç, babalarına ait olan büyük bir kısmını ise anlayamadıklarını söylediler. Bunun üzerine ben de Hasan Hikmet’in tüm yazılarını sadeleştirme yolunu tercih ettim.

Hasan Hikmet Bey’in hayatı

Hasan Hikmet (Demirbağ), 25 Temmuz 1894 yılında, Üsküdar İhsaniye Mahallesi’nde doğmuş, 27 Temmuz 1911’de Vefa Lisesi’ni bitirmiştir. Mehmed Akif ve Eşref Edib ve dolayısıyla Sebilürreşâd Mecmûası ve çevresiyle tanışması da lise yıllarına rastlar. Hasan Hikmet lise öğrenimini tamamladıktan sonra Darulfünun-ı Osmani Hukuk Şubesine girdi. Hukuk şubesini tercih etmesinde kendisi de bir hukukçu olan Eşref Edib etkili olmuştur. 14 Aralık 1913 tarihinde boş bir kadrosu bulunan Dâhiliye Nezareti Muhasebe Kalem Mülâzımlığı’nda devlet memuru olur. O sırada öğrenci olduğu için sabahları Hukuk Fakültesi’ne öğleden sonraları da daireye gider.

I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte eli silah tutan herkes silahaltına alınınca Hasan Hikmet 31 Temmuz 1914 tarihinde bu görevinden ayrılır. Ayrılışından bir gün sonra, 1 Ağustos 1914’te Almanya, Rusya’ya savaş açar; Fransa’da seferberlik ilan edilir. 2 Ağustos 1914 günü Osmanlı Devleti, Almanya ile ittifak anlaşması imzalar ve Osmanlı Devleti’nde seferberlik ilan edilir. Hasan Hikmet 19 Ağustos 1914 tarihinde Üsküdar Askerlik Şubesi’nce eğitime gönderilmek üzere askere alınır. Bu yüzden son sınıfa gelmesine karşın eğitimi yarım kalır. Yaklaşık 15 ay askeri eğitim gördükten sonra 13 Kasım 1915 tarihinde ihtiyat zabiti olarak 16. Kolordu telgraf Takımı’nın emrine verilir.

İtilaf güçlerinin Çanakkale cephesinde yenilgiye uğraması üzerine, Ruslar, Doğu cephesinde taarruza geçer. 1916 Şubatında Erzurum ve Muş’u ele geçirirler. Osmanlı Devleti’nin Kafkas cephesine yüklü asker sevkiyatı üzerine Hasan Hikmet de ilk olarak 16. Kolordu Telgraf Takımı’na muhabere yedek subayı olarak tayin edilir. Askerde iken mors alfabesini ve telgraf çekmesini iyi bir öğrenir. Hasan Hikmet, 14 Eylül 1916 tarihinde Mülazım-ı Sâniliğe (teğmen) terfi ettirilir. Bu terfiden kısa bir süre sonra, Aralık 1016’da, Mustafa Kemal Paşa 2. Ordu komutanı olur. Mondros Mütarekesi’ni müteakip, 23 Aralık 1918 tarihinde terhis olur. Askerliği müddetince 16. ve 4. Kolordu Telgraf Takımları’nın 5., 8. ve 12. Fırkalarında görev yapar ve askerlik mesleğindeki üstün gayret ve başarılarından dolayı Beşinci Mecidi nişanı ve bir adet harp madalyası ile taltif edilir. Muharebe yedek subayı olarak 4 yıl Kafkas cephesinde askerlik yapan Hasan Hikmet, Tebriz’e kadar gider ve uzun bir süre kendisinden haber alınamaz. Bunun üzerine annesi Fatma Zehra Hanım, oğlunun akıbeti hakkında bilgi almak için Mustafa Kemal Paşa’ya bir mektup yazıp, tek oğlu olduğunu vurgulayarak onun hakkında bilgi edinmek istiyor. Mustafa Kemal Paşa araştırma yaptırarak oğlunun yaşadığını, durumunun iyi olduğunu bildiren bir mektup yazdırır. Daha sonra ailenin tek çocuğu olması münasebetiyle geri hizmete verilir.

Askerden terhis olduktan sonra tekrar Dâhiliye Nezareti Muhasebe kaleminde çalışmaya başlar ve askerlik münasebetiyle yarım kalan tahsilini tamamlamak için hukuk fakültesine devam eder. İmtihanların başlaması ve derslere devam zorunluluğu gibi sebeplerden dolayı dairedeki görevini hakkıyla yerine getirmeyeceği gerekçesiyle 1918 aralığının sonlarında memurluğu bırakır. İmtihanlar sona erdikten sonra 8 Mart 1919 tarihinde bu defa İstanbul Belediyesi Fatih Şubesi-i İdariyyesi Muhasebe Kalemi kitabetinde işe başlar. 1919 yılının yazında Darülfünun-ı Osmani Hukuk Şubesi’nden pekiyi derece ile mezun olur. Hal tercemesinde Arapça, Farsça ve Fransızca dillerine aşina olduğu yazılıdır. 

Hukuk fakültesinden mezuniyetinin ardından, 25 Temmuz 1919 tarihinde, Fatih Şube-i İdariyyesi Zabıta Müfettişliği’ne atanır. Beyazıt ve Beyoğlu ilçelerinin zabıta müdürlüklerinde değişik görevlerde bulunur. Ancak aldığı eğitim, kabiliyet ve fıtratına uygun bulmadığı zabıta işlerinde çalışmaktan memnun olmaz. Birkaç defa başka bir işte görevlendirilmesini arzeden dilekçeler yazmasına karşın bunlardan olumlu cevap alamaz. 27 yıl İstanbul’un değişik yerlerinde zabıta müfettişi olarak çalıştıktan sonra 1 Ocak 1946 tarihinden itibaren Eminönü Belediyesi’nde evlendirme memuru olarak yeni bir göreve başlar ve 1959 Şubat’ına kadar bu görevde kalır. Ardından İstanbul Belediyesi Hesap İşleri Murakıplığı’na atanır. 13 Temmuz 1959 tarihinde, yaş haddinden emekli olur. Emekli olduktan sonra Karagümrük’te oturur.

Evlilikleri ve çocukları

Hasan Hikmet ilk evliliğini Girit’ten Çengelköy’e göç etmiş, 1316/1900-1901 doğumlu, Mevhibe Hanım’la gerçekleştirir. Hasan Hikmet’in bu evliliğinden hiç çocuğu olmaz ve bu evliliği Mevhibe Hanım’ın ölümüne kadar devam eder. Mevhibe Hanım’ın vefatı üzerine, ikinci evliliğini 15 Temmuz 1946 tarihinde Ayşe Nesibe Kırcı Hanım’la yapar. Hasan Hikmet evlendikten iki yıl sonra, 1948’te ilk kızı Fatma Esra; 1950’de ikinci kızı Şerife Sema; 1952’te üçüncü kızı Saime Saliha Selma dünyaya gelir. S. Saliha Selma’dan yedi yıl sonra, 1959 yılında da tek oğlu Mustafa Emin dünyaya gelir.

Ayşe Nesibe Hanım kocasından yaklaşık dokuz yıl önce, 8 Aralık 1967 tarihinde vefat eder. Eşinin vefatından sonra en büyük çocuğu 20’li yaşların başlarında olan Hasan Hikmet, kendisini adeta çocuklarına adar, 26 Nisan 1976 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu vefat edinceye kadar bütün işlerini kendisi yapmıştır.

Büyük bir cemaatin katılımıyla Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Edirnekapı Sakızağacı Şehitliği’ne defnedilir.[1]

Oğlunun anlattığına göre Hasan Hikmet Bey sakin bir insan olup fevri hareketlerde bulunmazmış. Ailesine düşkün bir kişi olan yazarımız evin alışverişini kendisi yapar, alışverişe gittiğinde onlarla günlük ve siyasi meseleler hakkında sohbetler yaparmış. Daha çok tarih kitapları okuyan Hasan Hikmet Bey, bu tür kitapların yanı sıra her gün en az iki gazete (Hürriyet ile Bugün) alıp okuyarak tarihi ve günlük olayları takip eden aydın bir kişidir.

İlim Yayma Cemiyeti’nin (kuruluşu 11 Ekim 1951) kurucuları arasında yer alan Hasan Hikmet Bey, bu ülkenin gerçek kalkınmasının gençlerle olacağını düşündüğünden onların manevi hayatlarının güçlü olması gerektiğini düşünmektedir. Yazılarında olduğu gibi sohbetlerinde de gençlerin fenni ve dini yönden eğitilmeleri hususunda özgün görüş sahibi olduğu söylenebilir.

Yine İlim Yayma Cemiyeti’nin kurulduğu yıllarda Adnan Menderes Hükümeti döneminde Hasan Hikmet Bey’e Balıkesir Valiliği teklifi yapılmışsa da hem siyasetin dışında kalmak hem de ailesine daha fazla vakit ayırabilmek adına bu teklifi nazikçe geri çevirmiştir. Oğlunun ifadelerine göre “siyasetten uzak durun; kendiniz, aileniz ve memleket için iyi işler yapın.” dermiş. Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında takip edilmeye başlanan politik uygulamalar sebebiyle fikri uyuşmazlık içine girdiğinden biraz geri planda kalmayı tercih etmiştir. Bundan sonraki dönemlerde manevi hayatına ve ailesine önem vermiştir.

Mustafa Emin Bey’e göre muhafazakâr aydın bir kişi olan Hasan Hikmet Bey, Vefa Lisesi mezunu olduğu için Mehmet Akif Bey ve Eşref Edib Bey’le yakından tanışmıştır. Onlardan toplumsal görüş ve yazılarından etkilenen Demirbağ, onlar gibi toplumsal sorunlara ilgi duymuştur. Eşref Edib Bey’in yönlendirmeleriyle de Sebilürreşad dergisinde yazmaya başlamıştır.

Hasan Hikmet, Sebilürreşad’daki yaklaşık iki yıl kadar süren yazı hayatında genelde İslâm dünyasının özelde Osmanlı-Türk toplumunun maruz kaldığı sosyo-kültürel, siyasal ve ekonomik sorunlarla ilgili düşüncelerini ortaya koymuştur. Bu düşüncelerini dile getirirken bazen kaynak belirtmeden Ziya Gökalp’ten, Ahmet Ağaoğlu’ndan; Edmond Demolins’ten, Auğuste Comte’tan ve Gustave Le Bon’dan alıntılar yapmıştır.

Hasan Hikmet’in mezkur dergide yazmış olduğu 56 adet yazıda ele aldığı konular Batılılaşma, milliyetçilik, ilerleme, taklit, kadın ve aile, asrilik (çağdaşlık), laiklik, kültür ve medeniyet, din, hukuk, toplum ve toplumsal yapı, muhafazakârlık, hürriyet, ibadet sosyolojisi vb. gibidir. Buradan anlaşılacağı üzere velüd bir yazar olan Hasan Hikmet, daha ziyade toplumsal ağırlıklı konularda kalem oynatmıştır.

Şimdi Hasan Hikmet Demirbağ’ın orucun değeri ile ilgili iki adet yazısını okuyucunun istifadesine sunuyoruz.

 

[1] Hasan Hikmet’in hayatı kısmı özellikle Sinan Çitçi, Batılılaşmaya Karşı Tezler, Akademi Titiz Yay., İstanbul 2013, s. 12-24; Sinan Çitçi, “Hasan Hikmet’in Hayatı, Şahsiyeti ve Sebilürreşad Mecmuası İle İlgisi”, Türkiyat Mecmuası, C. 23/ Bahar 2013, s. 35-51; İlim Yayma Cemiyeti Bülteni, “Kurucularımızdan Hasan Hikmet Bey”, S. 28, Güz 2014, s. 10-15; Kızı Sema Şerife Demirbağ bize gönderdiği 25.01.2009 tarihli mektup.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Şerife sema Demirbağ
Şerife sema Demirbağ - 2 ay Önce

Sayın Adem Efe yazınız i yeni okudum çok duygulandım. Emekleriniz için size çok teşekkür ediyoruz
Saygılarımızla