Vuslatla son bulsun bekleyişler

"İnsanın ruhu; Allah'ı bilme, varlığına ulaşma hakikati ile yaratılmıştır" diyor hakikât ilmi. Bekleyişin altında yatan anlam da bu olsa gerek. Yâr diye beklenen, yol diye gözlenen bu vuslat anıdır. Mevlâna'mız “Şeb-i Aruz” demiştir o ana. O vuslat içindir demek ki doğum. O vuslat içindir geçen ömür. Ve yine o vuslat içindir ölüm... Dr. Emine Savaş yazdı.

Vuslatla son bulsun bekleyişler

Bekler insan. Bir bekleyiştetir ömrü boyunca. Neyi beklediğini bilmeden. "Birini mi bekler ya da onunla geleni mi?", kendi de bilmez. Öyle yaratıldığı içindir belki. Âh bir çözebilseydik insan denen en büyük muammayı tam anlamıyla. Ayan olaydı her türlü bilinmezi; ne nedir, ne değildir? Başarabildiğimiz gün, kâinatta her türlü sırra vakıf olacağız diye düşünüyorum.

"İnsanın ruhu; Allah'ı bilme, varlığına ulaşma hakikati ile yaratılmıştır" diyor hakikât ilmi. Bekleyişin altında yatan anlam da bu olsa gerek. Yâr diye beklenen, yol diye gözlenen bu vuslat anıdır. Mevlâna'mız “Şeb-i Aruz” demiştir o ana. O vuslat içindir demek ki doğum. O vuslat içindir geçen ömür. Ve yine o vuslat içindir ölüm...

Bu gerçekliğe marifet bilgisi ile ulaşır insan. Özünden gelir marifet bilgisi önce. Sonra bir şekilde dışarıdan. "Bir cân vardır içinde candan içeri" zamanla görüp bildiği, bilip sevdiği. Belki hayran olduğu...

O cân ile birlikte ne nimetler verilmiştir sahibine, hem de ne nimetler. Bir tanesini dahi bulup alamadığı, kaybedince yerine koyamadığı, elde etmek için elindeki, avucundakini vereceği. Ama nedense bilmez kıymetini...

Sonra cânân girer hayat yolculuğuna. Anne olur, baba olur, kardeş olur, arkadaş olur, eş olur, yârân olur, sevgili olur, elçi olur... Muştu getirir, haber getirir, nasip getirir, rızık getirir. Güzellik katar ömrüne...

Cândan çıkmamız içindir aslında cânân. Cân ne kadar güzel de olsa insandır işte. Bir hâli mükemmel iken bir yanı eksiktir. Biz bizdekini biliriz sadece. Bu kadarı yetmez maalesef hakkı ile bilmeye, tanımaya O'nu. Yetmez varmaya, yetmez hemhâl olmaya...

Bir de cânânın penceresinden görmek icap eder kudretini. Her gönülde başka başka zuhur eder çünkü. Başka güzelliklere yol olur. Yeni bir bahara doğmak gibidir o bakış. Can bulmaktır yeni bir nefeste. Ezberin ötesine geçmektir. Ezberlerini bozmaktır.

Câna, cânâna hayranlık aslında O'na hayranlıktır. O'na varışta sadece yoldur onlar hakikâtte... Bizde ne var ise Zât’ındandır çünkü. Ben demek, “ben”de kalmak, benden bilmek ne beyhude bir kaybediştir. Cânândan da öyledir...Nedir ki onlar yüceler yücesi Saltanatı’nda Rabb’in. Evet muhteşemdirler, çok güzeldirler, harikadırlar. O ana kadar gördüğümüz en şahane binadırlar. Ama inşâdırlar işte. O, kudretin eseridirler. Kendilerinden bir ihtiyârları yoktur. Asıl kudrete işarettirler sadece...

İşaretleri takip edip vuslata kavuşmak icap eder. Cân, O'na bağlanmadıkça mutmain olmaz, "Kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur" çünkü. (Rad süresi-28. ayet) Yoksa savrulur durur, oradan oraya. Hiçbir şey söndürmez yangınını. Hiçbir teselli gidermez kaybını. Hiçbir kaçış kurtarmaz hapisteki ruhunu. Hiçbir ilaç tedavi etmez iyileşmek bilmez yaralarını.

Çünkü hüzündür âlem-i fenanın mahiyeti. Bir güldürse bin ağlatır. Oldu derken tüm yolları kapatır. Bitti derken tekrar en başa getirir.

Ne cânın tadı kalır gözünde ne cânânın. Acır cânı, çok acır. Nedense bunu bir türlü anlamlandıramaz insan. Çözmek için gittiği hiçbir kapı da derman olmaz derdine. Bu sebepledir ki "Allah bana yeter, O ne güzel vekildir" demiştir biricik Habibi, en zor anlarında. Bize en güzel yolu göstermek için.

İnsan ömrü oldukça hep sıkıntılar çekmektedir, çekecektir de. Çünkü yaratılışının bir başka özelliği olarak derdi olmayınca hatırlamaz, unutur. Ancak, imkansızlıkta arar tanrısını. Hatta işleri yolunda gittiğinde, dilediğine rahatça kavuştuğunda işleri kendinden bilme yanılgısına düşer. Bu, insanlığın genelinde böyledir. Hele maddeci günümüz toplumunda, kendini tanrı ilân etme bahtsızlığına dahi düşmüştür. Teknolojik imkanlarla elde ettiklerini kendi başarısı saymış, Rab'ten yüz çevirmiş, O’nsuz bir anlayışı kurgular olmuştur.

Sadece bugün değil bu yanılgısı. Geçmişte de bir sürü örnekleri mevcut maalesef. Tarihi bilgilerden, kutsal kitabımızın beyanlarından öğreniyoruz onların hikâyelerini ve hazin sonlarını. Ayrıca, geride kalan izleri yeryüzünün değişik yerlerinde en büyük kanıt olarak duruyor hala. Buna rağmen, kadim hatayı tekrarlıyor maalesef Ademin oğulları...

"Yeryüzünde ne varsa tamamını sizin için yaratan, sonra göğe yönelerek onları, yedi gök olarak tamamlayıp düzene koyan O’dur ve O, her şeyi hakkıyla bilmektedir." (Bakara 29. ayet) demişken Rabbimiz, kıymetini bilmeyenler: "İnsan, bizim kendisini az bir sudan (meniden) yarattığımızı görmedi mi ki, kalkmış apaçık bir düşman kesilmiştir." (Yâsîn 77. ayet) ilahi ikazına muhatap olmuşlardır.

O'nu arama, O'nu bulma, O'na varma, O'na kavuşma yolculuğu; O'ndan kopuşa, O'nsuz kalışa hatta sonsuz mahvoluşa dönüşmüştür buradan sonra insan için. Peki nedendir bu kadim hata? İnsanoğlu tekrar tekrar üstelik bile bile niye düşer bu hataya? Niye ders almaz, hatta azgınlığı daha da artar. Ki O'nu bulmak için yaratılmış iken. Kainat dahi bunun için var iken. O kadar kanıtla birlikte her gelen gün ve içinde yaşadıklarımız an be an hatırlatıyor iken...

Günümüzde, bizi uzun uzun meşgul eden önceliklerden de daha önce cevap bekliyor bu sorular:

"Biz Rabbimiz’den niye bu kadar yüz çevirdik?

"Kudretinin ve kuvvetinin sonu olmayan bir güce neye güvenir de baş kaldırır insan?"

"Helâk olan kavimlerin, sebeplerinin hepsi bizde zuhur etmiş iken, hangi akıl ve izan ile bizim başımıza gelmeyeceğine inanırız?"

"Bu kendini beğenmişliğin, bu zalimliğin Gayretullah’a dokunmasından neden korkmayız?"

"Yanlıştan dönmek için acaba neyi beklemekteyiz?

Bu da bir bekleyiş değil mi? Rahmeti, vuslatı bekleyenden daha da çok felaketi talep edip bekleyen var değil mi?

Ah insan! Ah yeryüzünün nazlı çiçeği! Cennetten aldığı tohumunu dünya toprağında goncalandıran cennet sürgünü. Öyle bir dönüşle dön ki ebed yurduna, melekler karşılasın kapısında. Öyle güzel ver ki imtihanlarını düğün bilsin cânın vuslâtını. Ve bir daha hiç solmasın güllerin...

Dr. Emine Savaş

Yayın Tarihi: 16 Mart 2022 Çarşamba 10:00
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Arif Korkmaz.
Arif Korkmaz. - 2 ay Önce

بسم الله الرحمن الرحيم.
Sayın Emine Savaş Hanımefendi'nin bu güzel tesbitlerine yürekten katılıyor ve kendisini canugönülden tebrik ediyorum efendim. Rabbim ilminde ziyadeleştirsin inşAllah. Saygılarımı sunuyorum efendim.

banner19

banner26