Ebû Yûsuf (ö. 182/798) halifenin talebi ve soruları üzerine kaleme aldığı, malî konular yanında muâmelât, ceza, idare ve devletler hukuku kapsamına giren çeşitli meseleler üzerinde duran eseri Kitâbü’l-Harâc’ta Hârûnürreşîd’e bazı nasihatlerde bulunur. O nasihatlerden bazılarını alıntılıyoruz:
Ey Mü’minlerin Emiri! Şükürler olsun Allah’a ki, sana büyük bir vazife verdi. O öyle bir vazife ki, sevabı sevapların en büyüğü, cezası da cezaların en büyüğüdür. Allah seni, bu ümmetin işlerine memur etti.
Bu vazifenin başına geçtikten sonra artık sen, Allah’ın kendilerine çoban tayin edip idarelerini sana emanet ettiği ve o güdülenler sebebiyle imtihana çektiği ve seni kendilerine hâkim tayin ettiği pek çok insan için binalar yaparak, tesisler kurarak, adaleti icra ederek gece ve gündüzlerini tüketmeye başladın.
Bina; adalet ve doğruluk harcından mahrum temeller üzerine kurulduğu vakit Allah, o binanın temellerini bozar, yapanların ve yapılmasına yardım edenlerin üzerine yıkar. Bu sebeple bu ümmetin ve reâyânın işlerinden Allah’ın sana tevdi ettiği vazifeleri ihmal edip hakların zayi olmasına sebep olma!
Bugünün işini yarına bırakma, aksi halde işleri ve hakları zayi etmiş olursun. Ecel emelin önündedir. Ecele iş ve amel ile koş. Çünkü ecel geldikten sonra artık iş ve amel yoktur.
Şüphesiz, çobanların efendilerine hesap verdikleri gibi insanların yöneticileri de Rablarına hesap verirler. O halde günün bir saatinde de olsa Allah’ın sana yüklediği vazifelerde hakkı sahibine ver, adaleti icra et. Zira kıyamet günü Allah katında en mesud çoban (idareci), idare ettiklerini en fazla mesud eden çobandır.
Binaenaleyh sen kendin hak yolundan ayrılma, aksi halde güttüğün (yönettiğin) kimseler doğruluktan ayrılırlar. Hevâ ile (nefse tâbi olarak) emir vermek ve öfke ile iş yapmaktan sakın.
Biri ahireti, diğeri dünyayı ilgilendiren iki işle meşgul olduğun vakit, ahiret işini dünya işine tercih et. Çünkü ahiret bâki, dünya ise fânidir.
Allah korkusuyla daima tetikte ol. Yakın veya uzak insanlara Allah'ın emirlerini uygularken eşit muamele et. Allah yolunda ve adaleti tatbikte hiçbir kötüleyicinin kötülemesinden asla korkma.
Daima temkinli ve korkulu ol; zira temkinli olmak dil ile değil kalp iledir. Azabından korkarak ve rahmetinden ümitvâr olarak Allah’a sığın, çünkü sığınmak ve korunmak korku ve ümit iledir. Kim Allah'a sığınırsa Allah onu korur.
Daima iyi bir akîbet, gidilen doğru bir yol, hakka ulaştıracak sağlam bir gidiş, zayi olmayacak bir iş, herkesin vardığı bir kaynak ve menba için çalış. Zira eninde ve sonunda varılacak yer öylesine hak bir varış yeri, o kadar korkunç bir duraktır ki, orada yürekler hoplar, bütün huccetler, ceberutu ile insanları idaresinde tutan sultanın izzet ve celâli önünde değerini kaybeder. O günde bütün mahlûkat Allah’ın huzurunda zillet ve meskenet içinde dururlar, onun hükmünü beklerler ve azabından korkarlar.
Kıyamet gününü; o korkunç durak yerini bilip de amel etmeyen, yararlı iş yapmayan kimsenin duyacağı hasret ve nedâmet sonsuzdur.
Allah’a yapış ey halife, Allah’a! Çünkü dünyada kalış çok azdır, hâlbuki hesap vermek çetindir. Dünya yok olacak ve içindekiler de tükenecektir. Ahiret ise devamlı kalma yeridir.
Yarın Allah'a, mütecavizler ve sapıklar yoluna sülük etmiş olarak mülâki olma! Şunu iyi bil ki kıyamet gününün hâkimi, kullarını evlerine, yerlerine ve mevkilerine göre değil, ancak amellerine göre muhakeme edecektir.
Allah seni ikaz etti, o halde dikkatli ol. Zira sen boşuna yaratılmadın, bu sebeple de başıboş bırakılmayacaksın. Şüphesiz Allah seni yaptıklarından ve içinde bulunduğun durumdan hesaba çekecektir. Bak düşün nasıl cevap vereceksin?
Ey Mü'minlerin Emiri! Soruların cevabını hazırla! Zira bugün dünyada yapıp bıraktıkların yarın sana birer birer okunur. Hal böyle olunca, şahidlerin huzurunda Allah’la senin aranda geçmiş olan işlerin maskesinin düşeceğini hatırla!
Ey Mü’minlerin Emiri! Sana, Allah’ın korumanı istediği şeyleri korumanı, bakıp gözetlemeni istediklerini gözetlemeni ve bu vazifeleri Allah rızası için yapmanı tavsiye ederim. Çünkü sen eğer onları yapmazsan; aslında yürünmesi kolay olan yol sana zorlaşır; gözlerin etrafı görmez olur, alâmetler, işaretler ortadan kalkar; gerçekler kaybolur. O geniş yol sana daralır, orada bildiklerini tanımazsın fakat tanımadıklarını bilirsin.
Bu sebeple nefsine karşı mağlup olmasını değil, muzaffer olmasını isteyen kimsenin husumeti ile nefsine karşı koy. Zira güttüklerini yitiren çoban, eğer dilemiş olsaydı, Allah’ın izniyle onları zâyi olmaktan kurtardı.
Eğer çoban, üzerine vazife olmayan başka şeylerle meşgul olur da, zorluk ve tehlike içinde olanları görmezlikten gelirse, felâket kendisine daha çabuk gelir ve kendisine daha çok zarar verir. Üzerine aldığı işleri hakkı ile yaptığı vakit çoban orada bulunanların en mesudu olur. Allah o kimsenin yaptıklarına kat kat karşılık verir.
Ey Mü’minlerin Emiri! Güttüklerinin zarar ve telefine sebep olma! Aksi halde Allah onların haklarını senden alır da neticede sen de kendi hak ve sevabını kaybedersin. Bina, ancak yıkılmadan önce tahkim edilir.
Şüphesiz Allah’ın, idaresini sana verdiği kimseler hakkında yaptıkların senin lehine, telefine sebep oldukları da senin aleyhine olarak tespit edilir. Allah'ın, idaresini sana emânet ettiği kimselerin işlerini unutmazsan, sen de unutulmazsın. Onlardan ve onlara faydalı şeylerden gafil olmazsan, sen de aldatılmazsın.
Şu dünyanın bu günlerinde kalbin tesbih, tehlil ve tahmid etmekten; ağzındaki dilin Allah'ı zikir ile hareket etmekten rahmet peygamberi ve hidayet önderi Allah Resulü’ne salat ve selam getirmekten nasibini alsın.
Allah Teâlâ, rahmet ve ihsanı ile millet idaresini ellerine alan kimseleri yeryüzünün halifeleri kıldı. Allah onlara idare ettikleri kimseleri aydınlatacak, aralarında vuku bulacak hadisatı adaletle karara bağlayacak, hak ve hukuktan şüpheye düşülen hususları beyan edecek bir nur vermiştir. İdarecilerin yolunu aydınlatacak nur; ancak hadleri -yani cezaları- tatbik etmek, araştırmaya ve açık delillere dayanmak suretiyle hakkı sahibine vermektir.
İdarecinin zulmetmesi idare edilenler için bir felâket; itimat ve güvenden yoksun kimselerle yardımlaşıp millet idaresinde onlara dayanması ise bütün halk için bir helâktır.
Ey Mü’minlerin Emiri! Güzel komşuluk etmek ve iyi muamele yapmak suretiyle Allah’ın sana verdiği nimetleri tamamla ve iyilik talebinde bulun. Şükrünü edâ etmek şartıyla nimetlerin çoğalmasını iste. Çünkü Allah Teâlâ aziz Kur'ân’ında şöyle buyurur: “Eğer şükrederseniz mutlaka size, nimetlerimi çoğaltırım. Eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz, azabım çok şiddetlidir.”
Allah katında ıslahtan daha sevgili bir şey olmadığı gibi, fesattan daha kötü ve sevimsiz bir şey de yoktur. Masiyetleri irtikab etmek ve kötülük işlemek nimetlere karşı nankörlüktür. Milletler arasında nimete nankörlük edip de buna tövbe etmeyenlerin çoğu, izzet ve şereflerinden mahrum olmuşlar ve Allah, onlara düşmanlarını musallat etmiştir.
Ey Mü'minlerin Emiri! Sana verdiği halifelik sebebiyle ihsan ettiği şeylerde seni kendi nefsine yöneltecek işlere duçar etmemesini, velilerine ve sevgili kullarına gösterdiği inayeti sana da göstermesini Allah’tan niyaz ederim. Zira O, bunların hepsinin sahibi ve bu hususta kendisine rağbet edilen yegâne zattır.
Hazırlayan: Munise Şimşek