Münir Derman Allah dostlarının hallerini yazmış

Anadolu'nun bağrından çıkmış büyük veliler vardır. Dr. Münir Derman da Anadolu'da bu gök kubbenin gizlediği manevi güneşlerden biridir.

Münir Derman Allah dostlarının hallerini yazmış

Anadolu'nun bağrından çıkmış büyük veliler vardır. Onlar bu mübarek beldenin insanlarına birer güneş olmuşlar, manevi feyiz ve ışıklarıyla Anadolu'nun varlığını koruyarak, ruhaniyetleriyle yıkamışlardır. Kültürümüz onların efsaneleri ve güzellikleriyle enginleşmiş ve bu yönleriyle insanlık tarihinde ölümsüzleşmişlerdir. Dr. Münir Derman, Anadolu'da bu gök kubbenin gizlediği manevi güneşlerden biridir.

Dost ikiye ayrılır

Kütüphanemde para vermeden mülkiyetime geçen kitaplar da var. Bunlardan biri de Allah Dostu Der Ki adını taşıyor. Kitap, okulumuzun kütüphanesinden bana “hediye”. Daha doğrusu meslek dersleri hocamız Ramazan Kısa, 1972’de Ankara İlahiyat’ın 2. sınıfında okurken almış, okul kütüphanesine bir no’lu demirbaş olarak hediye etmiş. Bu kitabı okumak için almış, sonra da üzerine yatmış olmalıyım. Kitabı kaç kez okuduğumu hatırlamıyorum. Sunuşa bakar mısınız: “Gece değmemiş sema, Dalga görmemiş deniz gibi, Gönlü olanlara selam olsun.”

Sohbetlerden derlenip kitap haline getirilen Allah Dostu Der Ki’deki “dost”, Allah dostu. Operatör Dr. Münir Derman (K.S) “dost”u ikiye ayırıyor: Sadece Allah’ı dost edinenler; Allah’ın dost edindikleri. Kendini de birinci kısımda zikrediyor Üstad.

Kitap yazmamış ama sözlerini sadırlara, gönüllere yazmış Derman Efendi

Kitabın ana teması irfan, Allah dostlarının halleri, sözleri... Ama bilgiler kitabî değil; irfanî veya ledünni. İfadeler açık ama gizemli. Dil, insanı gönülden yakalıyor. Kitabın bir makamı varsa Allah Dostu Der Ki’nin makamı “hayret”tir deriz. Kitabın son sayfasına yazarın yayımlanacak kitapları için bir liste eklenmiş. Birincisini okuduktan sonra diğerlerinin de peşine düştüm. Aradan üç, dört yıl geçti. Bir dostun evinde Su kitabını gördüm ve kitaptaki adresi kaydettim. Ankara merkezli adresi yıllarca sakladım. Galiba 1990’da idi, yolum Ankara’ya düştü. Önce kitaptaki adrese gittim, sonra Hacı Bayram’daki kitapçıya. Allah Dostu Der Ki, beş cilt olmuş. Su kitabı da iki cilt. Heyecanla aldım ve nasıl içerek okudum bu kitapları.

“Büyük insan demek; ademiyet hamûlesiyle görünmek sırrına ermiş insan demektir.” Derman, bu sözlerde isim vermeden kendini tarif ediyor. Hızır’la görüştüğünü, Üç’leri, Yedi’leri, Kırklar’ı tanıdığını söyleyen bir Allah dostu ile karşılaşıyoruz. Kitap yazmamış ama sözlerini sadırlara, gönüllere yazmış Derman Efendi.

Dostları onu, “Yanaşılması güç, kendisini ele vermeyen, içini göstermekten uzak duran celalli bir yapısı vardı.” diye tanıtıyor. Çok celalli bir adam. Bu celalin sebebi -bize düşmez ama- Allah’ın onda Celal ismi ile tecelli etmesidir, bu aşikâr. Gürleyerek konuşuyor fakat gözlerinden yaşlar eksik olmuyor. Resme bakıp kalbinizi bozmayınız, sakal bırakmamışlardır. Sakal bazı kişiler için “örtü”dür; bazıları da için sakalsızlık örtüdür. Kendini gizlemeye yarar. Fakat başka bir sünnet öne çıkar Münir Derman Efendi’de. Saçları.  Omuzlarına kadar sarkar beyaz saçları.

Bir dostu anlatıyor:

“Notlarını yazmak üzere yanına gidiyordum. Yolda rastladım, karşı kaldırıma doğru yürüyordu. Hocam, demir parmaklı tercihli yolu geçit olmadığı halde yürüyerek karşıya geçmişti. Çok ani oldu, nasıl oldu bilmiyorum, hayret içinde kaldım. Yakında bulunan trafik polisi de koşarak yanına gitti. Elini öptü, kucakladı. ‘Amca bize de dua et. Buradan nasıl geçtiniz!’ İlerden geçip yanına gittim. Bana dönerek, gülümsedi. "Ne oldu ben de anlamadım. Birden demirler ortadan kalktı, yol açıldı, ben de geçtim" dedi. O âyet geldi aklıma, "Biz her şeyi âdemin emrine verdik"...

Bir diğeri şöyle anlatıyor:

“Gülhane hastanesinin komutanlık katından çıkış kapısına doğru yürüyorduk. Elimden tutuyordu. Birden kendimde bir başkalık sezdim. Bütün vücudum hücrelerime kadar titremeye başladı. Özenle parlatılmış yerdeki mermer taşlardan, duvarlardan Allah, Hû sesleri geliyor, inilti, haykırış halinde zikrediyorlardı. Dayanılması güç bu hal ile ben de haykıracaktım ki kendimi tutmak için çaba sarf ederken hocam elimi sıktı, "Sakin ol yavrum"...

Hemen toparlandım. Anladım ki hocam bu zikri içine almış, Hak ile Hak olmuştu.

Aynı dost devam ediyor:

“Elini dizime koymuştu. Belki tonlarca ağırlık dizimi ezmeye başladı. Bacağım ağrıyordu. Sonra elini çektiler. Ayağa kalktık, biraz yürümekte zorlandım. Bu hali çok sonra bir gün kendilerine anlattım. Gülümsedi, fısıltı halinde kulağıma söyledi, "Demek ki kendimle birlikte seyahatte idim"...

Dostlarıyla birlikte bir yerde oturuyorduk, içeri yabancı bir adam girdi. Hocamı görünce, ‘hoş geldiniz efendim. Her halde siz benden evvel gelmişsiniz. Ben de Almanya'dan iki gün önce döndüm. Geçen hafta Münih camiinde Cuma vaazınızı dinlemiştim. Ne kadar kalabalıktı değil mi...’ Hocam kısa bir sükûttan sonra hemen sözü değiştirdi. Hayret ettim. Halbuki hocamla her gün, aylarca birlikte idim. Almanya'ya gitmemişti.

*

Huzurlarında oturuyorduk. Eli anlatıyorlardı. Fırsat bilerek sordum; “Efendim siz yürürken elinizi yan tarafınızdan biraz öne tutarak parmaklarınızı aralayıp etrafı tararcasına yürüyorsunuz,   el ile ilgisi var mı?”

Bununla ilgili hatırasını anlattılar: "Gençtim. Köyde sabah namazına kalktım. Köydeki helalar başkadır bilirsiniz, dedi. Aşağıda pislik yığın halinde görünür. Pisliğe düşmüş bir örümcek çırpınıyordu, fakat kurtulamıyordu. Hemen gittim, uzandım, elimi pisliğe daldırıp hayvanı temiz bir yere bıraktım, kurtulmuştu... Sonra ellerimi sabunladım, yıkadım ve abdest alıp sabah namazını kıldım. Biraz uzanmıştım ki uyumuşum. Rüyamda bu sağ elime ışık verdiler. Sağ elim projektördür, ışık saçar. Görmekte güçlük çektiğimde yolda giderken ondan böyle yapıyorum" demişlerdi.

***

Tadımlık olarak anlattığımız bu olaylardan gerçek hayatına dair bazı notlar yazsak iyi olacak.

Dr. Münir Derman 1910 Trabzon doğumlu. Baba tarafından büyük dedesi Kafkasya’dan Şeyh Şamil, ana tarafından büyük dedesi Ahmet Ziyaeddin Gümüşhanevi’ye (Uçan Şeyh)’e dayanıyor. Büyük nenesi meşhur evliya kadın Gül Hatun... Annesi Şehvar Hatun,  babası Ahmet Rasim Efendi... Trabzon’da 4 yaşından itibaren Buharalı Hocası Ömer İnan Efendi'nin manevi eğitiminde ilerlemiş, ondan feyiz almışlar, 9 yaşında hafız olmuşlardır. İlkokulu özel Fransız okulunda bitirip liseden sonra üniversite tahsili için devlet tarafından Fransa'ya gönderilmiş, burada felsefe ve psikoloji okumuş. Üstün başarıları sayesinde sınıf atlamış ve tıp fakültesini de bitirerek doktor olmuş. Öğrenim yıllarında Mısır'da El Ezher Üniversitesi’ne kaydolmuş ve ilahiyat tahsilini tamamlamış.

Askerlik yılları gençliğinin zor dönemleridir. Kore ve Ekinava harplerinde bulunmuş, burada doktor olarak hizmet vermişler. Yurda dönünce Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak felsefe doktorluğu yapmış, kısa süre sonra da bu görevinden ayrılarak tıp doktorluğu hizmeti için Doğu bölgemizde göreve başlamış.

Derman hazretleri hiç bir maddi servete sahip değildi

Uzun yalnız yıllar, çileler onu Bozüyük'e sürüklemiş. Hükümet tabibi iken evlenmiş ve bir kız evlâdı olmuş. Eskişehir'de genel cerrahi dalında doktorluğu devam eder ve buradan emekli olur.

Münir Derman Efendi, Japonya'da bulunduğu sıralarda judo üzerinde çalışmış, tekvando ve aikido sporlarını Eskişehir’de tatbik eden ilk kurucu sporcu olmuştur. Türk tıbbında ilk defa kopan bir ayağı ameliyatla takarak uluslar arası tıp dünyasında ilgi çekmiş, ilk tebrik telgrafı Sovyetler Birliği'nden gelmiştir. Sonra Amerika'dan, Almanya'dan ve başka   ülkelerden... Davet üzerine Almanya'ya gider.

15 yıl Almanya'da anatomi profesörlüğü yapmış, sonra da yurda dönmüştür. Burada da camilerde vaazlar vermiş, çok sevilmişlerdir. Fransızca, Almanca, Rusça, Arapçayı mükemmel bilir ve konuşurlardı. Bu dillerin kültür ve edebiyatları hakkında derin bilgi sahibi idiler. Yabancı dillerin yanı sıra bilhassa fizik, kimya, matematik gibi fen bilimlerinde, astronomide şaşılacak derecede bilgiliydiler. Eskişehir'de akademide öğretim üyesi olarak ders vermişlerdir.

Derman hazretleri hiç bir maddi servete sahip değildi. Almanya’dan döndükten sonra Ankara'da bir otel odasının mütevazı şartlarında yaşadı son demlerini... Evi yoktu. Eşi ile birlikte yalnız başına, eski tanıdığı dostlarıyla yetindi. Ömürlerini ağır riyazat ve çilelerle, büyük sıkıntılar ve dertler içinde, insanlardan uzak, namsız nişansız bir kul olarak geçirdiler. Çok az yer, pek az uyur, suyu çok az içerdi. Günde bir iki lokma veya bir zeytinle yıllarca oruç tuttular.

Tarikat kurmamışlardır. Tavır ve anlayış olarak günümüz dergâh ve tekkesine rağbet etmemişler, talebe, mürit, şeyh namları altında etrafına kalabalık insan yığınları toplamamışlardır. Ancak vaazlarından ve doktorluğundan kendisini tanıyan ve hakiki seven sayılı kimseler ona yanaşmışlar, ilminden istifade etmeye çalışmışlardır.

Bir talebesi anlatıyor:

“Hocam, sağ elini açar avucunun içinden kâinatı seyrederdi.”

Son zamanlarını iki buçuk sene hastanede geçirdi. Vasiyetlerinde "Dünyaya garip geldim, garip gitmem lâzım. Garibin yeri tenhadadır" ifadesiyle sessiz bir köy kabristanına gömülmek istediler. 2 Aralık 1989 Cumartesi günü Hakk’a yürüdüler. O'nu kar yağarken sevdiği iri kar taneleri ile köyde toprağa verdiler. Mezarı Ankara’da, Karşıyaka Mezarlığı üzerinde, Memluk Köyündedir.

Ankara’ya gelenler öncelikle Hacı Bayram’a giderler. Doğrudur. Ankara, Hacı Bayram ziyareti ile başlamalı ve bitmelidir. Ama Ulucanlar’daki Tiritzade Türbesi, Taceddin Sultan, Bağlum’daki Abdülhakim Arvasi Hz.leri ve Asım Köksal Hoca ziyaretine Memluk Köyü’ndeki Münir Derman Hoca da eklenmelidir. Bu isimleri saymakla “Ankara aynı zamanda ermişler şehri mi demek istiyorsunuz?” diyenlere cevabımız şudur: Ankara bilinmez meşhurların şehridir. Biz Ankara’yı bunun için severiz.

Münir Derman Efendi’nin mezar taşından:

Bir gövde borcum var toprağa

Verdim borcumu.

Ruhumun toprağa borcu yok benim.

Arama toprakda beni ben başka yerdeyim.

..

Azapda değil,  narda değilim.

Şikâyet etmedim. Rabbımdan bu nedir diye

Kırklar,   yediler, dörtler,   üçlerle arkadaş idim.

Hızır’la buluştum, konuştum, dertleştim, dünya yüzünde...

Şikâyet etmedim kendi hâlimden.

Üzme kendini ben de senin gibiyim.

Rabbimin yanında uçar gibiyim.

Son olarak Münir Derman Efendi’ye bir Fatiha, üç İhlas hediye ediniz, derim. Okuduğunuz surelerin feyzi belki size de döner, belki üstad bize de şefaat eder.

Kâmil Yeşil yazdı

Güncelleme Tarihi: 01 Ekim 2018, 12:57
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Kamil Yeşil
Kamil Yeşil - 8 yıl Önce

Evet, Münir Derman Hoca'nın bütün kitaplarını okudum. Okuduğum kitaplar: Allah Dostu Der ki 1-2-3-4-5, Su 1-2, İbn-i Arabi'nin Nasihatleri. Ayrıca eski İslam Mecmuası'ndaki yazılarını da okudum. Tavsiye ederim.

Ed
Ed - 2 yıl Önce

Munir hocamin kitaplarini memlik koyundeki tubesinden temin edebilirsiniz.

DR.MEHMET ÜNLÜ
DR.MEHMET ÜNLÜ - 2 yıl Önce

DÜNYA ÖMRÜNÜN SON ÜÇ YILINDA DEMEN HER GÜN GÖRDÜM VE SIKÇA HASTANEDEKİ ODASINDA SOHBETİDE BULUNMAK MUTLULUĞUNA ERİŞTİM.ANK.SANATORYUMUNDA ŞEREFLİ MİSAFİRİMİZDİ.ALLAH RAHMET EYLESİN.ŞEFAATİNİ LÜTFEYLESİN.

Ayşe
Ayşe - 8 yıl Önce

Sayın Kamil Yeşil beyMünir Derman hz'leri hakkındaki bu güzel yazınız için öncelikle teşerkkür ediyorum.Ben de kendisiyle yeni denecek bir zamandır tanışıyorum inşaallah.Sohbetlerinden alınan feyiz tarifsiz diyecek bir şey bulamıyorum.Fakat bir sorum olacak ki siz kendisinin tüm kitaplarını okumuşsunuz konuya epey vakıfsınızdır.Bir sitede kendisi adına açılmış grupta kendisine ait olmadığını düşündüğüm sözler paylaşılıyor.Bu beni çok rahatsız ediyor.Bu konuda yardımcı olursanız çok sevinirim...

erol
erol - 4 yıl Önce

Sayın Kamil Yeşil bey, Münir derman hocamızın basılmamış kayıp tefsiri hakkında bilginiz var mı?

serpil günel
serpil günel - 2 yıl Önce

hak razı olsun

Mert Cumhur
Mert Cumhur - 8 yıl Önce

Sorum Kamil Yesil Bey'e: Munir Derman kitaplarinin tamamini okudunuz mu?

şevket şimşek
şevket şimşek - 8 yıl Önce

kamil yeşil beyin daha sık yazmasını reca ederim... kalite... maşallah,barekallah.


banner19

banner13

banner26