Medeniyetin sessiz tanıklarının dili: Nidayi Sevim

Muhabbet ehli, aziz medeniyetimizin sevdalısı, gönül adamı, Ebu Eyüp El- Ensari'nin (ra) ve Merkez Efendi'nin komşusu, Kemahlı, İstanbullu olmuş Anadolu'nun yiğit iyi adamı Nidayi Sevim... Cihad Meriç tanıdığı ve sevdiği Nidayi Sevim'i yazdı, onu tanıyanlara Nidayi Sevim'i sordu.

Medeniyetin sessiz tanıklarının dili: Nidayi Sevim

Eyüp'ün insani değerleri de toprak altı ve üstü olmak üzere zengindir. Mihmandar-ı Nebi kendine sırlanma mekânı olarak bu beldeyi seçmiştir. Nasıl ki Sevgili Peygamberimizin (as) Medine şehrinde  ilk ev sahipliği için o seçildi. O'na da şahadet evi olarak Eyüp beldesi seçildi. Sevgili Peygamberimizi Medine'de ilk misafir eden mihmandara selam vermek, onun hayatını, duruşunu, mirasını tefekkür etmek bana gün boyu yetiyor. Dostun dostuna komşu olmak isteyen pek çok âlim, fazıl, hikmet ehli Eyüp'ü seçmiştir ve bu beldenin mezarlığına sırlanmak istemiştir. Güzellikler anlatmakla bitmez. Bunların her biri ayrı bir yazı konusudur. Bizim bu girişten muradımız, sözü Eyüp beldesinden iyi adamlar defterimizde kayıtlı, yaşayan güzel adam Nidayi Sevim ağabeyimize getirmektir. Muhabbet ehli, aziz medeniyetimizin sevdalısı, gönül adamı, Ebu Eyüp El- Ensari'nin (ra) ve Merkez Efendi'nin komşusu, Kemahlı, İstanbullu olmuş Anadolu'nun yiğit iyi adamı Nidayi Sevim.

Mübarek Eyüp beldesine yaklaştığımda aklıma ve gönlüme Nidayi Sevim düşer. Hatta bazen mesaj yazarım: "Abi mübarek belde karasularına giriş yaptım, müsait misin?" Nidayi Sevim abiyi Allah (cc) rızası için seviyoruz. Tüm iyi adamlar gibi muhabbeti ve dostluğu huzur veriyor. Ahilik/esnaflık tezgâhından yetişmiş bir ilim adamı. Nidayi Sevim yazısı yazmanın vakti gelmiş, belki de geçiyor bile! Son görüşmemizde “Masada hangi yazı var.” dedi. “Yarım yazı çok; fakat aradan bazı yazılar kendini yazdırıyor.” dedim. "Türkçeden çevirisi zor işler" yazısı gibi. Evet, o da son yazıyı çok sevmiş; içinde sadaka taşı, medeniyetimiz ve değerlerimiz geçiyor ya, biliyorum muhabbetle okumuştur.

Yaşayarak yazan adam

İlim onda doğal bir takı, yaşayarak yazıyor, derdi olan adam, evlatlarının biricik babası... "Kendi mahallemizin, ilçemizin, ilimizin, bölgemizin emini ve Hızır'ı olalım inşallah.” diyen adam. Bu dünya böyle, arın ve yürü. Hafifle ve yürü. Doğal ol. Nidayi abiyi tanıyanlar bilir, mücevherdir ancak sıradan bir taş sanırsınız. Hiç bir ortamda göze batmaz, ben buradayım demez. Derin yürür ve yazar! Sadece sadaka taşları ve mezar taşları üzerinden hatırlanmasından rahatsızdır. O, medeniyetin tüm sessiz tanıklarının dili olmak istiyor. Aynı zamanda tavır adamı, Doğu Türkistan için de Suriye için de duyarlı ve pek çok eylemde ilk safta yerini alır. Bu anlamda meydanın ne kadar kalabalık olduğunu dile getiren bir gence söylediği söz manidardır: "Ben yirmi beş yıl önce de bu meydandaydım. Önemli olan kalabalık olmak değil, istikamet sahibi olmaktır." Hayatın kırılma çizgileri var ve muhabbet mayası tutmayanlar; iş, eş, çocuk, makam, para... Bir noktadan sonra istikameti kaybediyor ve savruluyor. İyi adamlar fırtınalarda rotayı bulan adamlardır. Tövbe, şükür, nefsinin hatalarını görme, hiçliğini bilme pusulalarıdır.

Nidayi Sevim abiyi merak edenler kitaplarını ve yazılarını okuyabilirler. Biyografi sitelerinde kısa biyografisi de mevcut. Biz orada yazmayanları tarihe not düşme derdindeyiz. Geçen gün "abi seni kimse yazdı mı?" dedim, "Yazamaz ki! Yazmak için en az senin kadar tanıması gerekir." dedi. Artık kitapları il halk kütüphanelerinde mevcut. Ona ulaşmak hem çok kolay hem de çok zor. Rabbim cümlemizi iyi adamlarla buluştursun. Amin.

Kitaplar evlat gibidir. Onları en iyi yazarları/babaları bilir. Nidayi Sevim'den bir cümle ile kitaplarını tanıtmasını istedim: "Medeniyetimizin Sessiz Tanıkları: Mezar taşlarıyla ilgili bir çalışmadır. Fakat tarihi ve kültürel mirasımıza olan ilgisizliğimizi irdeliyor. Mezar Taşı Manzumeleri: Dünyevileşmiş bir toplumu ahiretin kapısı olan mezarlıklarla yüzleştirmek. Sadaka Taşları: Milletimizin hayırseverliğini, bunu yaparken de ne kadar zarif davrandığını gözler önüne sermektir. Yer Gök Medeniyet, Şehir ve Şuur: Bu iki kitap medeniyetimizin inceliklerine göz çevirerek kayıtsız kalmamamız gerektiğini anlatır. Medeniyet Söyleşileri: Hem kader birliği yaptığımız dostlarımızla sohbetlerden, hem de bizimle yapılan sohbetlerden oluşur."

Adam olmamız için gereken 360 derece Müslümanca bakış açısı

Nidayi Sevim abi ile önce sosyal medya vesilesiyle tanıştık. Şaşırmayın, hani şu muhabbeti kestiği söylenen sanal âlem! Aslında “bıçak, adam da keser, ekmek de!” derler. Yani bizim araçları nasıl kullandığımız önemli. Evet, biz pek çok iyi adamı bu burun bükülen sanal ortamda tanıdık. Sonra ortak dostlarımız oldu. Ortak yerlerde yazılar yazdık ve yazılarımız birbirine komşu oldu. Bir kere telefon görüşmesi ve sonra İstanbul yolculuğunda karşılaşmamız, bize Eyüp beldesini gezdirmesi... Evet bunlar hep muhabbet. Belki yazması zor olan muhabbetlerden, yaşanması gereken, hayatımızın bir parçası olması gereken muhabbetlerden...

Eyüp mezarlığında yürürken bir taşa bakan meraklı göz gördüğünde hemen dikkat kesilir, yanındakini bile unutur, meraklı gözlere anlatmaya başlar. Dinleyicinin konumu, kim olduğu, nereden geldiği hiç önemli değildir. O anlatır, hatta dinleyici bile şaşırır, ne olduğunu anladığında Nidayi Sevim söylenmesi gerekenleri bitirmiştir. Artık dinleyiciye teşekkür etmek düşer. Meraklı göz ayaküstü medeniyet dersini almıştır. Evet, ayaküstü deyince aklıma geldi, Tophane'yi bana bir noktada dikilerek 360 derece anlattığını unutamam. O da "360 derece medeniyet" sözünü çok sevmişti ve cümleyi büyüttük; "adam olmamız için gereken 360 derece Müslümanca bakış açısı" dedik. İşte muhabbet muhabbeti açıyor, muhabbet cümleleri böyle destekliyor, hayat cümlelerin arkasına böyle dikiliyor. Yaşanmışlığı yazmak kolay, zor olan oturduğun yerden bir şey yazmaya çalışmak.

Ahilik müssesi yaşıyor

"Ahi" diyoruz, alın size yaşayan bir ahi. "Aile" diyoruz, alın size yaşayan bir aile babası. "Mahalle" diyoruz, alın size mahallenin emini. "Külliye" dediğimizde, zaten külliye gibi adam. Şehir/Medine/Medeniyet diyoruz, alın medeniyetin gönüllü hizmet adamı.

Nidayi Sevim bir esnaf, tanıştığımızda Tophane'deki matbaasında çalışmaya devam ediyordu. Tezgah üstünde yazı yazanlardan, hayatın örsünde kalemi çekiç gibi sallayanlardan. Hayat en büyük öğretmendir. Bu yüzden cümleler kolay bozulmaz, hayatın örsünde tokmak yemiştir, maya tutmuştur. Emekli olduktan sonra da bir süre matbaa işine devam etti. Sonra hayat onu yeni yollarla buluşturdu. Zaten sivil topluma gönüllü hizmet ediyordu ve bir vesile şimdi bir STK'nın genel sekreterliğini yürütüyor. Hem de nasıl yürütme; o kurumun her şeyi. Böyle adamlar nadir bulunur, belki değeri bilinmez; fakat onların hesabı farklıdır. İyi adamları Rabbim değerlendirsin, o iyi yerlerde istihdam eylesin. Amin. Merkez Efendi'ye komşu olarak çalıştığı ofise uğradığımda birebir gördüm; hem etkinliği düzenliyor, hem afişini hazırlıyor, hem onu duyuruyor, hem o toplantı için ortamı hazırlıyordu.

İflah olmaz bir talebe

Nidayi Sevim iflah olmaz bir talebe! Dışarıdan liseyi ve üniversiteyi bitirdi. O artık aynı zamanda diplomalı bir sosyolog. Onu tanımak bize nasip oldu. Şükür biz onu her ortamda gördük. Evet, bir adamı masa başından yazmak kolaydır, onunla birlikte yürümedikten sonra bir şeyler eksik kalacaktır. Toprağın, suyun, havanın bereketiyle konuşan Kızılderili atasözü söyle der: "Bir adamı tanımak için onun terliklerini giyip dolaşmalıdır." Onu yakinen tanımadan belki eserleri hakkında bilgi verebiliriz, söyledikleri cümleler hakkında konuşabiliriz; fakat hayatını anlatamayız. Bir adamın hayatını anlatmak için onu iş ortamında, ev ortamında görmek gerekir. Hatta öfkelendiğinde, alışverişte... Her insanın eksiği vardır. İyilerin farkı, eksiğini bilen ve tövbe eden adamlar olmalarıdır.

Hayatının köşe taşlarını sorduk, Nidayi Sevim ağabeye: Nasıl yetişti, farkındalık ne zaman başladı? Üstad Cemil Meriç, "ilim sahibi, içinde yaşadığı toplumun çocuğudur" der. Abi seni hangi toplum/kişi/ortam/olay etkiledi ve yetiştirdi?

- "Kırk yaşına henüz gelmemiştim. İyi bir işim, eşim, çocuklarım, evim ve arabam vardı. Kendi kendime düşündüm. 'Bu tempo ile çalışsam ve bir kırk yıl daha çalışsam ne olur?' El cevap: 'Belki birkaç dairem, gelir getiren mülküm daha olabilir veya var olanları da kaybedebilirdim.' O zaman kendi kendime şöyle dedim: 'Bir matbaacı olarak ölmek istemiyorum. Kalıcı olabilecek, öldükten sonra beni hayırla yad ettirecek bir şeyler yapmam gerek.' Tabi bu düşünceden çok sonraları yazı hayatına girmiş olduk. Rabbim pek çok hayırlı işte bulunmamıza vesileler yarattı. Belki on beş yıl sonra bu duam hatırıma geldi. Şu yalan dünyada bir faninin duasının kabul olduğunu görmesi büyük bahtiyarlık. Kitaplarımı sadaka-i cariye olarak kabul ediyorum. Bu süreçte bir kitaba konu olabilecek sayıda insanın üzerimde emeği vardır. Rabbim hepsinden ebediyen razı olsun."

Bitmeyen hayat okulu

- "1967 yılında Erzincan’ın Kemah ilçesi Bozoğlak köyünde doğdum. On altı yaşıma kadar bu köyde büyüdüm. Dört mevsimin bir arada yaşandığı, hiçbir edebiyatçının dile getiremeyeceği güzelliklerle dolu bereketli bir köy hayatım oldu. İlkokulum Kemah'tır. Dr. Mehmet Emin Elmas'ın Eyüp Sultan'da düzenlediği mezar taşı okumaları... Buradaki sıbyan mektebi atmosferi bize adeta ikinci hayat okulu oldu. Tabi bu arada rahmetli Nureddin Uzunoğlu hocamızı da unutmamak gerekir. Onun teşviki ile yazı hayatına girmiş olduk diyebilirim. ESKADER’in kuruluşunda yer almamız ise hayatımızda tam bir dönüm noktası idi. Rahmetli Olcay Yazıcı ağabey, üzerimde en fazla emeği olan münevverimizdir. Hem 'Medeniyetimizin Sessiz Tanıkları' kitabımızın redaksiyonunu yaptı hem de 'Sadaka Taşları' çalışmamıza makalesi ve şiiri ile destek oldu. Bestami Yazgan üstadımız, yazının ötesinde, bir yazarın yazmadıklarıyla da yazar olabileceğini öğretti. Dursun Gürlek hocamızla ne zaman karşılaşsak 'nasıl mezar taşları yerinde duruyor mu? Yılmak yok mezara girinceye kadar devam!' der. 2008 yılında Yeni Dünya dergisinde ilk defa yazılarımız kâğıda basılmış oldu. Ardından bir çok dergide yazılarım yayınlandı. Önemli duraklarımızdan biri de www.dunyabizim.com sitesidir. Bana göre pek çok dergiden, gazeteden daha etkili ve önemli yayın yapıyor. Bizim de derdimizi anlatmak için önemli bir vaha."

Eğitim ailede başlar

Nidayi Sevim, ailesinin biricik babası. Şükür bize evine, işine misafir olmak nasip oldu. Evine misafir olduk; iki kız bir erkek, üç güzel evlat yetiştirmiş, Allah nazardan saklasın. Amin. Aynı zamanda Nidayi Sevim iyi bir aile babasıdır. Eşi ve çocukları peşinden yürüyor. Bu, her ilim yolcusuna nasip olmaz; çünkü Musa'nın Rabbi ile konuşmaya gitmenin aşkı ile acele ederek halkını geride bıraktığı gibi, biz de iyilik yolunda giderken kendi ev halkımızı, ailemizi, dostlarımızı unutabiliyoruz! Rabbim medeniyetin muhafızlığına soyunan alperen abimize neslini de muhafaza etmeyi nasip eylemiş. Dava adamları çoğu zaman başkalarına faydalı olur da kendi çocuklarını ihmal edebilir. Nidayi ağabey çocuklarını da güzel yetiştirmiş. Tabii ki bu yetiştirmede ondan daha önemli katkı eşinin emeğidir; çünkü en büyük öğretmen ailenin mürebbiyesi annedir.

Aile olarak tanıştık, bu nedenle daha rahat yazıyorum, eşimin izlenimleri de ailenin örnek bir aile olduğu yönünde. Belki bekar olarak ziyaret etmiş olsam ailenin özeli hakkında çok bilgimiz olmayabilirdi; ama ziyaretim eşim ile birlikte olduğu için ailenin hayata bakışını ve babanın içeriden profilini net bir şekilde gördük. Dışarıdan görünen ile içeriden görünen arasında fark yok. Elhamdülillah. Rabbim cümlemize nasip eylesin. Amin. Rabbim cümle neslimizi ve onun evlatlarını güzel insanlarla karşılaştırsın, kötülükten muhafaza eylesin ve istikamette kılsın. Amin. Tüm değerlerimiz gibi misafirlik kültürü de can çekişiyor, aile olarak gidip gelebileceğimiz kaç kapımız var?

Ailenin içinden izlenimi netleştirmek adına sözü Nidayi ağabeyin kızı Ümmügülsüm Sevim'e veriyoruz: "Üstâdım, ilk muhabbetim, kıymetlim… Her daim gölgesinde olduğum güç, medeniyet âşığı koca bir çınar... Sanata, edebiyata, ecdâdımıza olan sevgisi her daim dilindedir. Şahsına ait zaman nedir bilmez, keyif ile uzanıp yattığı hiçbir şekilde görülmemiştir. Zira görülecek, ibret alınacak muazzam bir medeniyet onu beklemektedir. Eyüp Sultan keşifleri sırasında bakımsız yerler sebebi ile çokça yaralanma vakası da yaşamıştır. Üstâd diyorum çünkü genel olarak ne sorsak cevabı hazırdır, eğer ki bilmiyor ise araştırılır; ansiklopedi, kitap karıştırılır ve birlikte öğrenilir. Üstâdın sanat ve estetik gözü de ziyadesiyle kuvvetlidir. Yaptığım her bir meşk yazı veya tezhip işinde 'Şu vav'ın kuyruğu sanki yamuk mu oldu?', 'Bu renk buraya yakıştı mı?', 'Burada fırçan mı kaydı acaba?'... Sonra da 'tabi ki sen daha iyi bilirsin!' Bir güzel tebessüm yüzünde..."

Onu tanıyanlara sorduk

Mahalle dendiğinde dostluk, cemaat akla gelir. Nidayi Sevim'i onu tanıyanlara sorduk.

İskender Gümüş: "Nidayi Sevim, ömrünü medeniyet mefkuresine adamış bir gönül adamı."

Faruk Yazar: "Medeniyetimizin kılcal damarlarını yeni nesillere anlatan örnek bir ahi!"

Selman Maltaş: "Nidayi Sevim, Türkiye’ye sadaka taşları ve mezar taşları bilincini aşılayan adamdır. Yaptığı çalışmalarla bu konuda öncü olmuş, sadece halka değil, akademiye de ışık tutmuştur. Onun sayesinde medeniyetimizin sessiz tanıkları olan mezar taşları dile gelmiş, geleceğimizin aynası olmaya başlamıştır."

Ömer Faruk Kültür: "Anadolu insanı hassasiyetinde; kültürümüzün, irfanımızın hizmetinde! Yeryüzü Mühendisleri Derneğimize değer katan adam, sadaka taşı gibi dimdik, adam gibi adam."

Abdurahman Alsaran: "Hani hep deriz ya, 'dedelerinin mezar taşlarını okuyamayan nesilleriz' diye. İşte dedelerimizin mezar taşları olduğunu bize hatırlatan, öğreten adam..."

Şafak Ergün: "Nidayi Sevim, mezar taşlarında yazan gerçekleri okuyucuyla buluşturan diridir."

Bestami Yazgan:"Mezar taşlarıyla maziden âtiye köprü kuran, mezar taşlarını yaşatan adam."

Feride Aysin: "Yalnızca mezar taşları mı... Ya sadaka taşları? İstanbul'da sağa sola atılmış medeniyetimizin sessiz, mütevazı tanıkları... Gördüğü her birinin peşine düşüp saklandıkları yerden çıkartarak, merhamet duygusunun zarif ve naif bir kutu içinde saklandığında ruhumuzu nasıl yıkadığını bize gösteren derviş ruhlu insandır Nidayi Sevim... Allah razı olsun kendisinden."

Süleyman Demir: "'Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı.' diyen Mehmet Akif Ersoy gibi milli şuur sahibi ve 'Her şey bittiğinde hatırlayacağımız şey, düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır.' diyen Aliya İzzetbegoviç gibi mazlumun derdiyle dertlenen, sağduyulu, mert ve gözü pek bir alperendir benim için Nidayi Sevim ağabeyimiz. Son dönemlerde aydın yetiştirme kısırlığında olan Müslüman Türk'ün öncü bayraktarlarındandır. İnşallah Cenab Allah işini rast getirsin, onun, iyi adamlar defterini yazan Cihad Meriç ağabeyimizin ve deftere konu olan-olmayan özünde iyi tüm adamların. (Amin)"

İyiler ve iyilik tanıtılmalı

Külliye sadece yapı topluluğunun adı değildir. Bir eğitim felsefesi sunar. Kişi camiyi, medreseyi, çarşıyı bilecek. Hayat seyrinde çok kanatlı uçmasını öğrenecek. Nidayi abinin hayatında dikkat edileceği üzere bu izler mevcuttur. Maslow'un piramitinde en üstte kendini gerçekleştiren adam vardır. Bizim medeniyetimizde Külliye'de tamam olan adam bunu temsil eder. Bütünlüğe ermiştir ve artık emaneti sahibine teslim edebilir.

Şehir/Medine/Medeniyet dediğimizde; Nidayi Sevim, şehrin müslümanca yaşama gayretinde olan iyi adamıdır. Biz her ne kadar iyi adamlar defterine İstanbul bölümünden kaydetsek de o Kemah'ı unutmaz! Aynı zamanda Kemah'ın iyi adamıdır. Ve her yıl memleketine gider, oranın da kültür elçisidir, toprağını, boy attığı yeri unutmayan adamdır. Sevgili Peygamberimiz (as) "birbirinizi sevdiğinizi söyleyin" diyor, yazma gayretim onu sevdiğimi söylemek için. Yazılarımın diğer amacı, belki vesile olur, biri izi takip eder, iyilik yolunu yürür, farkındalığa ulaşır, değerlerimizi bilir temennisinin tezahürüdür.

Biz hayatı vesile olarak görüyoruz. Bu nedenle iyiler ve iyilik tanıtılmalı, hatta hep iyilik konuşulmalı. Evet, insan eksik varlık; fakat bir adam iyilik yolunda yürüyorsa, bile isteye kimseye zarar vermiyorsa ve iyiliğe hizmet etme gayreti varsa biz ona iyi adam diyoruz. Salih adam olma yolunda yürüyor, diyoruz; çünkü olmak ölmektir, nasıl ki bir meyve olunca toprağa düşer ve çürür. İnsan da olduysa toprağa düşüp ölmesi gerekir. Hepimiz ölmediysek hamız, olmamış taraflarımız var. Güneşi görmeli ve ona doğru ham yönlerimizi tutarak olgunlaşmalıyız. Sadece güneş yetmez, köklerden kadim berrak suyu hücrelerimize çekmeliyiz.

Rabbim cümlemize ölmeden olmayı nasip eylesin. Olmak için iyilerle karşılaştırsın. Amin.

 

Cihad Meriç yazdı, sordu, soruşturdu

Yayın Tarihi: 12 Mart 2016 Cumartesi 12:09 Güncelleme Tarihi: 12 Mart 2016, 12:18
YORUM EKLE
YORUMLAR
Sadullah
Sadullah - 6 yıl Önce

Duruşunuzu son nefese dek koruyabilmenizi ve gayretlerinizin bereketlenmesini Rabbimden niyaz ediyorum Nidayi abi.Adına ve hürmetine layık olmak için uğraştığınız herkesle arşta gölgelendirsin sizi Allah. O gölgedeyken Gazalîler, Ebu Hanifeler, Fatihler, Akşemseddinler, Musa Muslihuddinler, Ebussudlar muhabbetinize doymasın. Bu medeniyeti kasten garip bırakanlara Allah aman vermesin.Keşke sizin gibi insanları tebcili becerebilen bir toplum olabilseydik.Bu vefa için teşekkürler Cihad bey.

banner19

banner36