banner17

Bu bir şehit evladının duasıdır!

Bu, Ebu Ammara künyeli, Esedullah lakaplı Hamza Bin Abdulmuttalib’in hikâyesidir. Ebu Ammara, gelmiş geçmiş bütün şehitlerin ciğer paresi.

Bu bir şehit evladının duasıdır!

 

Atımın yelesinde döner yaşlı dünya, şahadet utkuyla, Süveybe sütün kokusuyla. Ben, Ebu Ammara, gelmiş geçmiş bütün şehitlerin ciğer paresi. Düştüm yola bir kere gün ortasında. Dağlar meydan okurken yollara, yıldızlar üşürken dalında, çiçekler susamışken insana, Muhammed doğmuşken ahir zamana. Oldu olacak, koptu şirk kokan nefesler, cehaletin babasında. Kırıldı Ebu Cehil’in müşrik nefesi, iman tahtamda, bir anda…Hasan Aycın - Sahipkıran

Şehit yürüyüşü

Kadim bir çağrıydı benimki, Muhammed’in kalbinde yankısını bulan. Su akıp yatağını bulacaktı, Hak galip gelecekti, batıl zail olacaktı. İşte uzaklardan dönüyorum, kendi yatağımı buluyorum Muhammed’in duasıyla. Olur olmaz her yerde şahadeti özlüyorum, Uhud Dağı’nın kokusunu alıyorum, uyuyamıyorum geceleri. Şehit yürüyüşü alıp başını gitmiştir, yolunu bulmuştur. Uzak değildir seher vaktinde mümin dualara şahitlik yapmak, uzak değildir peygamber kokulu gecelerde dirilmek, uzak değildir ahir zaman yangınlarında Uhud’un gözyaşları olmak. Uzanırım bir solukta. Mümin ırmaklar akar yanı başımda. Ne çok coğrafyaların eskitemediği, ne çok çağların diş geçiremediği…

Düşüyorum Uhud’un eteklerinde. Kalktığımda binlerce yürek kalkıyor, lime lime edilmiş bedenimle. Ciğerim pare pare yeğenimin suretinde, kalbim paramparça Ali’nin kuyularında.

Yeni bir şehit türküsü kalkıyordur ağaçlardan

Görenler susar, bilenler ağlar. Bir şehit özlemidir yüreklerde taşınan. Bir şehit özlemiyle dönülür gerisin geri. Bir seher vakti buluşulacaktır yaşlı yorgun bir ömrün encamında. Vaadini yerine getirmekte cömert ve adil olan Rabbi Rahim, şahadet kokusu verecektir sabah kuşlarının seslerine. Yeni bir şehit türküsü kalkıyordur ağaçlardan. İmanla çarpıyordur kanatlar, teslim olmuştur kalpler, duaya kalkmıştır eller.

Aslan yelesinde unutulmuş bir garip çöl yalnızlığı

Ben, Ebu Ammara, bir garip çöl yalnızlığı, aslan yelesinde unutulmuş. Açtım kalbimin bütün kapılarını sonuna dek. Yürüdüm bütün dağlardan. Gittiğim her yerde Rabbimle karşılaştım. Baktığım her şeyde Rabbimi gördüm. Teslim oldum sonra. Taşlar oturmuştur yerine. Şahadet yürüyüşü başlamıştır. Düşecektim peygamberin iltifatına mazhar olan Uhud’un eteklerine.

Sümeyye, Yasir ve Ammar

İlk şehitlerin başındayım Ramda’da ve şahadet şerbetini içiyorum bir solukta. Ruhun şad olsun Hubbat’ın kızı Sümeyye, ruhun şad olsun Yasir. Yolunuzdayım, “İliklerine kadar imanla dolu” oğlunuz Ammar’la Uhud ile Sıffin arasında. Ben, Ebu Ammara, son peygamberin dişinin düştüğü yerde olacağım, Ammar ise Ali ile Sıffin’de, şehit düştüğü yerde olacaktır. Şehitlik mertebesini her seher vakti yeryüzüne çıkarmaya geliyorum. Sadece olacakları bekliyorum, olması gerekenleri, Rabbimin hükmünü, Ayneyn Tepesi gafletini, bozgunu ve de sonrasını…

Kapılardayım ve yol veriyorum şirk ateşinden alnının akıyla çıkanlara

Ben, Ebû Ammâra, ilk Müslümanların ciğer parası, aslan yelesi, gönül kasırgası. Kapılardayım ve yol veriyorum şirk ateşinden alnının akıyla çıkanlara. İşte Ammar, kollarımda, Sıffin’e yol almakta, şehit anne-babasının yolunda. İlklerin asaleti hiç bozulmuyormuş Âdem peygamberden beri, böyle gelmiş böyle gider. Ammarım gözyaşları içinde diz çöker, taptaze bir imanla. Şehitlerin uzun ve meşakkatli yolculuğu başlamıştır. Bense dünya ile Hazreti Peygamber arasında bekliyor olacağım.

O anı beklerdik

Ben, Ebu Ammara, açlık kokardı nefeslerimiz çöllerde, hep peygamber hatırına, gül kokusuyla. Ses etmezdik, şükrederdik halimize. “Allah!” deyip sabrederdik. O anı beklerdik. O an, Uhud’da yakacak bir yangın. O an, gözle görülmüş Cibril. O an, yere düşmüş bir aslan.

Ve hicret yakınlardan uzaklara, rüyalardan ukbalara, arzdan arşa, nakış nakış, anbean. Çatlayacaktır taşlar, doğuracaktır topraklar, sökecektir şafaklar, hak ile yeksan olacaktır Kisralar. Emir, büyük yerden, Rahman ve Rahim olan Allah’tan…

hazreti HamzaOnu beklemekteyim çöl ortasında

Ben, Ebu Ammara, gözüm yollarda, Onu beklemekteyim çöl ortasında. O gelecek ve Medine’de güller açacak, çocuklar bayram yapacak, cümle âlem sevinçlere gark olacak. O, benim yeğenim, son peygamber Muhammed-ül Emin.

Üzülmesin Hazreti Resulullah

Ben, Ebu Ammara, Safiyye’nin getirdiği kefenlik hırkada titrer kalbim, pare pare olur ciğerlerim. Açıkta kalmasın Müslümanlar, yükselsin İslam, kalmışım, gitmişim, ne çıkar. Yeter ki arkada kalmasın Yasir’in gözleri, açıkta kalmasın Mus’ab’ın başı, ayakları. Bir şey olmasın son peygambere. Ağlayanım olmayacak. Bunu görecek Hazreti peygamber ve üzülecek. Üzülmesin Hazreti Resulullah. Çünkü rüyamı görmüştü Hazreti peygamber. İşte, inecektir melekler rüyasına, yeşil yeşil zebercet, yıkacaklardır beni yeğenimin gözyaşlarıyla.

Uhud çağırıyor beni

Ben, Ebu Ammara, şehitlerin ciğer paresi. Uhud çağırıyor beni. “Gel” diyor, “Ebu Ammara, gel ve nasıl şehit olunurmuş cümle âleme göster.” Sonra talan edilmiştir memleketimiz, el konulmuştur malımıza mülkümüze. Kabul edemem ben bunu, hiçbir surette. Şirkin kirli yüzüne aslanpençesini indirmenin vakti gelmiştir. Varsın Vahşi’nin mızrağı iman tahtama saplansın. Varsın Hind ciğerimi tükürsün. Varsın her seher sabah kuşlarıyla gözyaşlarına katılayım, ümmeti Muhammed hürmetine.

Say ki, bu bir şehit evladının duasıdır, şahadete susamış amcanın son dileğidir

Üzüntümü ve hasretimi görüyorsun ya Resullah. Eğer çağırmasaydı beni Uhud, hiç üzülür müydüm böyle, hasret çeker miydim göz göre göre. Eğer Mekke’de olmasaydı ilk garip şehitlerimiz, kendimi paralar mıydım hiç böyle. Say ki, bu bir şehit evladının duasıdır, şahadete susamış amcanın son dileğidir.

Uhud: Şahadet yürüyüşünün kesişme noktası

Ben, Ebu Ammara, şahadet yürüyüşünün kesişme noktası olan Uhud’a gidiyorum. Bu fani dünya ile baki ebedi ahret arasındaki yere gidiyorum. Bir ölüm olup bin şehitlik payesi olmaya gidiyorum. Uhud olmaya gidiyorum, her seher ortaya çıkan sabah kuşlarıyla bir.

 

Faik Öcal yazdı

Güncelleme Tarihi: 03 Haziran 2012, 04:04
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20