banner17

Babanzade gibi adam var mıdır?

Mehmed Âkif'in en sevdiği dostu Babanzade Ahmed Naim'i ne kadar tanıyoruz?

Babanzade gibi adam var mıdır?

Eşref Edib, Mehmed Âkif’e sorar;Mehmed Akif Ersoy

-En çok kimi seversin?

Akif hiç düşünmeden cevap verir: “Naim’i.”

Babanzade Ahmed Naim, Mehmed Âkif’in en sevdiği dostudur. Sağlam bir kişilik ve ilme sahip olan Babanzade Ahmed Naim, tarihte saygınlığını korumuş ünlü bir Kürt ailenin çocuğudur. Baban aşireti Irak’ın meşhur aşiretlerinden biri idi. Bu aşirete mensup olan birçok kişi, Osmanlı devletinde önemli görevlerde bulunmuştu. II. Abdülhamid’in bu aşiret ile olan iyi ilişkileri sonucunda siyaset arenasında Babanlar önemli rol oynamışlardı. Ahmed Naim’in babası olan Mustafa Zihni Paşa, 1848’de Süleymaniye’de doğmuş, öğrenimini Bağdat’ta tamamlamıştı. Çeşitli vilayetlerde mühürdarlık, mektupçuluk ve mutasarrıflık yapan Mustafa Zihni Paşa, 1929’da vefat etmiş ve cenaze namazını Ahmed Naim Bey kıldırmıştı. M. Zihni Paşa’nın İlim ve İslam, Mikyasu’l Ahlak, Kuvay-ı Maneviyye, İslam’da Hilafet adlı eserleri bulunmakta idi.

Mustafa Zihni Paşa’nın dört oğlu vardı. Dördü de mükemmel bir eğitim hayatı geçirmiş, gazete ve dergilerde etkili kalemler arasında yer almış, devlette yüksek kademelerde çalışmış. Dört kardeş arasında en çok adı geçen Ahmed Naim ve İsmail Hakkı’ydı. İkisi de farklı fikrî kutuplarda yer almış; İsmail Hakkı, Kürt milliyetçilik düşüncesini savunup İttihat-Terakkicilerin yanında yer alırken, Ahmed Naim İslam’ın özünde ırkçılığın yer almadığını savunup, tıpkı Âkif gibi Batıcı ve milliyetçilerle çatışan Müslüman kadronun içinde yer almıştı.

Babanzade Ahmed Naim

Başı iki kısım; Şark ve Garp!

Babasının Bağdat’taki görevinde dünyaya gelen Ahmed Naim, ilk öğrenimini Bağdat’ta görmüş, daha sonra Galatasaray Lisesi ve ardından Mülkiye Mektebine devam ederek tahsilini tamamlamış. Bu okulların Ahmed Naim’in hayatında önemli bir rol oynadığını söyleyebiliriz. Galatasaray Lisesi’ni bitirerek modern ilimlerin temel bilgilerini ve Fransızca’yı öğrenen, mülkiye mektebinde ise idareciliği öğrenen Ahmed Naim; hayatı boyunca bu özelliklerinden faydalanmış ve kişiliğinin oturmasında bu özellikleri de yardımcı olmuştu. Ancak Ahmed Naim deyince aklımıza gelen ve onun bu kişiliğinin tezahürünü bütün hayatında göreceğimiz din unsurunun kaynağını kendi çabalarıyla edindiği medrese eğitiminden aldığını söyleyebiliriz. Medresede okutulan ilimleri ve Arap dilini özel gayretleriyle öğrenen Ahmed Naim, hem Doğuyu hem Batıyı bilen ve onları birbirine karıştırmayan biriydi. Midhat Cemal Kuntay onun bu özelliğini şöyle anlatır:

Babanzade Ahmed Naim“Başı iki kısımdı; Şark, Garp. İkisi birbirine karışmayarak yan yana duruyordu. Ve Naim’i Avrupa filozofları değiştiremediler. Bu filozoflara Naim şaşılacak kudretle nüfuz ediyordu; fakat bu filozoflar şaşılacak aczle Naim’e nüfuz edemiyorlardı. ‘Din ya vahid’dir (birdir), ya sıfır’ diyen bir hali vardı.”

Batı kültür ve felsefesi ile İslam kültürü ve felsefesini çok iyi bilen Ahmed Naim, kurtuluşun tek çaresinin İslam olduğunu vurguluyordu. O yüzden çağında hâkim olan ırkçılık ve Avrupacılık akımlarına kesin bir muhalefet ederek tıpkı en yakın dostu Âkif gibi Müslüman kadronun içinde yer almıştı.

Kız ve erkek çocukların diz dize oturmalarına razı olamam!

Eğitim ve meslek hayatında dik duruşu ilginç olaylar yaşamasına sebep olmuştur. Darulfünunun başına getirildiği sıralarda, kız öğrencilere tahsis edilen üniversite bölümleri kaldırılır. Maarif nazırının emriyle burada okuyan kız öğrencilerden fen kısmına devam edenler fen fakültesinin erkek öğrencileriyle beraber okuyacaklardır. Ahmed Naim Bey hemen karşı çıkar ve "ben bunu tatbik edemem, kız ve erkek çocukların diz dize oturmalarına razı olamam, bu benim dinime aykırıdır" der ve hem devrin şeyhülislamı Sabri Efendi'ye hem de maarif nezaretine itirazını bildirir. Bu girişimlerinin sonuçsuz kalması dolayısıyla istifa eder.

Sessiz kalamadı hiç!

Türkiye’de laikliğin ilk tartışıldığı dönemlerde yaşayan Ahmed Naim, bu konuda sessiz kalmamış ve bu düşüncenin uygulanması halinde ciddi bir yara alacağımızı belirtmiş ve karşı tarafla ciddi tartışmalara girmiş. Özellikle İslam ile bugünkü Hristiyanlığın karşılaştırılmamasını, iki din arasında ciddi farklar olduğunu ısrarla vurgulamış.

Yahya Kemal’le kavgası!

Âkif’in şiirlerinde de sık sık eleştirildiğini gördüğümüz hurafelerin İslam’a verdiği zararlara şiddetle karşı çıkan Ahmed Naim, hurafelerin yayılmasına destek veren kişilere itirazlar yükseltir ve mizacına uygun olmamasına rağmen öfkelenir. Bu konuda, türbeleri ve geçmiş tarihî şahsiyetleri yücelttiğini düşündüğü Yahya Kemal’le çok sert bir tartışma yaşamış. Kendisi için ‘İslam taassubu bertaraf edilirse Naim Bey’i ruhuma çok uzak görmemiştim’ diyen Yahya Kemal’i yanlış anladığını yıllar sonra fark etmiş ve kendisinden özür dilemiş. (GYY'den bir ek: O özür Yahya Kemal'den değildir aslında kanaatimizce. Babanzade merhum işin esasını kavramıştır. Yahya Kemal'in doğru anladığını zannedemiyoruz.)

Yaşadığı dönemde yükselen ırkçılık dalgasına bir anlam veremeyen Ahmed Naîm, İslam’ın özüne aykırı olan bu tehlikeli fikirleri bertaraf etmek amacıyla yazılar yazmış.

Babanzade Ahmed Naim

Onu Mehmed Âkif’le düşünmek gerekir!

Babanzade Ahmed Naim Bey’i daha iyi tanıyabilmek için onu daima Mehmed Âkif’le birlikte düşünmek doğru olur diyebiliriz. Düşünce ekseninde daima bir paralellik olan bu iki ismin en yakın dostları da Elmalılı Hamdi Yazır’dır. Benim en çok dikkatimi çeken ve hoşuma giden şey de üçü arasında oluşan sevgi ve ilim bağıdır.

Âkif’in onunla tanışıklığı fakülte yıllarında olur. Elinde Fransızca bir dergi bulunduran sakallı, namaz kılan ve müspet bir kişiliğe sahip olan adama şaşırarak bakan Âkif, kendisinden başka Fransızca bilen birine rastlamanın şaşkınlığı içinde bu zatın felsefe de bildiğini müşahede eder. Hatta Fransızcası kendisinden daha da iyidir. Muhabbet ve sevgileri arttıkça Âkif daha da şaşırır; çünkü bu zat Arapça da bilmektedir. “Benim kadar biliyormuş” der ve daha sonra ekler, “benden daha da iyiymiş.”

Darulfünun’dan çıktıktan sonra Küllük kahvehanesinde buluşup edebiyat, felsefe, siyaset konuşurlar. Ayrıca Elmalılı, Âkif ve Mehmed Şevket ile birlikte yaptıkları Arapça eser mütaalaları oldukça meşhurdur. Müthiş bir dilbilimci olan Babanzade Ahmed Naim’in, Sırat-ı Müstakim ve Sebilürreşad’daki yazılarına Âkif çok değer verip, onu güzel eserler yazmaya teşvik edermiş.

Secde anında göçer güzel insan!

Ahmed Naim, 14 Ağustos 1934 Pazartesi günü öğle namazını kılarken ikinci rekatin secdesinde rahmete kavuşur. Tevafuk, kendisi Sahihi Buhari Muhtasarı Tecrid-ı Sarih kitabını tercüme etmekle uğraşırken, hasta namazına dair hadisin tercümesini yarıda bıraktıktan sonra vefat eder. Muallim Cevdet'in, “Onda Muhammedî bir yürek vardı.”  dediği Naim yoktur artık. Arkadaşları bu iki olay arasında açık bir ilişkinin olduğunu söyler. Vefat haberini duyan Elmalılı Hamdi Yazır, “O gidince pek sarsıldım, adeta can evimden vuruldum” demiştir. Ve şu beyti yazmıştır: “Verdi ser Hamdi bu tarihe cihan/ Secdede gitti Hüdaya Naîm

Ahmed Naim’in vefat haberini Mısır’da öğrenir Âkif. “Cihan yıkıldı da ben altında kaldım” diyerek üzüntüsünü belirtir. Yıllar sonra Âkif, sohbet sırasında bahsi geçen Ahmed Naîm’i yâd eder ve derin bir ah çekerek şöyle der: “Zavallı Naim, o ne büyük insandı! Ne faziletli adamdı! Ben ki ölümü çok tabiî bulurdum. Bazen çok sevdiğim birinin ölümünü benden saklarlardı yahut yavaş yavaş söylerlerdi. Ben de için için gülerdim, “Bundan tabiî bir şey olur mu? Beni hiç anlamıyorlar, böyle bir haber karşısında düşüp bayılacağımı sanıyorlar” derdim. Fakat vaktâ ki Naim’in ölümünü haber aldım... Nasıl diyeyim... Cihan yıkılmış da ben altında kalmışım zannettim. Bana öyle geldi. Zaten ondan sonra hayatın bir zevki, bir neş’esi kalmadı. Meğer ben Naim’i ne kadar severmişim!..”

Âkif bundan sonra çok üzülür. Gözleri biraz uzaklara dalar. Sonra; “Haydi bir Fâtiha okuyalım” der. Gözlerinden yaşlar dökülmeye başlar. Bu iki dost, Edirnekapı Mezarlığı’nda yan yana yatıyor. Allah ikisine de rahmet etsin.

Kılı kırk yarar bir muhakkik!

Âkif’in deyimiyle ‘kılı kırk yarar’ bir muhakkik olan Ahmed Naîm, iki bine yakın felsefî ıstılaha karşılık bulmuştur. Eşref Edib’e göre, onun Fonst Griv’in psikoloji kitabını İlmün Nefs adıyla Türkçe’ye çevirmesi onun yüksek kudretinin göstergesidir.

 

Ramazan Sercan Somuncu rahmet diledi, dua ile yazdı

Güncelleme Tarihi: 20 Eylül 2010, 16:54
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Abdullah Sabit
Abdullah Sabit - 8 yıl Önce

Allah rahmet etsin...

Zor zamanların adamı oldular...
Çok sıkıntı çektiler...

Duygulandım şimdi ben ama...
Müslümanca bir hayatın sonunda bir secde anında Rabbine kavuşmak... Herkese nasip olmaz Azizim...

o o
' ı '
' '

"Kişi nasıl yaşarsa öyle ölür"...

Abdulkadir Kemali
Abdulkadir Kemali - 8 yıl Önce

Yahya Kemal'le ilgili hatırasına dikkat edilmeli, bir kere vakayı Yahya Kemal anlatıyor, Babanzade cenahından doğrulayan yok. Daha teferruatlı bilgi isteyenler için:
http://www.cevaplar.org/index.php?khide=visible&sec=12&sec1=98&yazi_id=7059 iki bölümlük telif Babanzade'nin tercüme-i hâli çalışmasıdır)

tespih
tespih - 8 yıl Önce

iyi olmuş bu yazı..hiç bilmeyenler için ise daha da iyi...devamı gelir inşallah

büşra
büşra - 8 yıl Önce

güzel bir çalışma olmuş, emeğinize bereket. ismail kara'nın aramakla bulunmaz inceleme kitabında konuyla ilgili güzel bir çalışma vardı. onu anımsadım. ne hoş oldu.

Akif
Akif - 8 yıl Önce

Âkif merhum birçok yakın arkadaşına yazdığı şiirleri ithaf etmiştir.Ama nedense Babanzade için ithaf ettiği bir şiiri yoktur.Âkif bunu "ona ithaf edecek kadar güzel şiir yazamadım" diye ifade eder.

...
... - 8 yıl Önce

aslında Âkif bey'in merhum Ahmed Naim'e ithaf ettiği bir şiir vardır. "Secde" şiirini yazmıştır ancak ithaf olarak yazmamıştır. bunun sebebi de o an yaşanan birkaç yanlış anlamadan ötürüdür..

banner8

banner19

banner20