banner17

Millet metaforumuz: Soğan mı sarımsak mı?

Tarihçi Lindner, Osmanlı tarih yazıcılığı ile ilgili olarak soğan metaforunu kullanır. Ona göre “soğanın özü”nde Osman Bey’in kabileciliği (Kayıboyu) vardır. Soğanın diğer katmanları bu özü gizleyecek şekilde üst üste yığılmıştır. Kâmil Yeşil

Millet metaforumuz: Soğan mı sarımsak mı?

Bazı sosyologlar toplumları “soğan-sarımsak sevenler” ve “soğan-sarımsak sevmeyenler” diye ikiye ayırıyor. Dediklerine göre Türkler soğan-sarımsak sevenler grubundanmış. Kendimden hareketle söyleyeyim ben ikisini de severim. Demek ben iki kere Türküm.

Yerleşik hayattan önce göçebelik ve hayvancılık aşamasından geçen bir millet için şaşırtıcı bir durum değil. Biz Türklerin sarımsak ve soğan sever olduğumuz atasözlerimizden ve deyimlerimizden bellidir. Açınız deyimler ve atasözleri sözlüğünü yer yer menfi yer yer müspet anlamda kullanılmış soğanlı sarımsaklı veri göreceksiniz.

İslam’da çok faydalı olduğu kabul edilmekle birlikte bu iki sebzenin çiğ yenilmesi hoş karşılanmamış; soğan-sarımsak yiyenlerin, mescide gitmeyip (namazın) evde kılması tavsiye edilmiştir. O kadar ki Malcolm X, hatıralarında annesinin onları okula giderken koltuklarının altına soyulmuş sarımsak koyduğunu, bu sarımsak kokusundan rahatsız olan arkadaşlarının okulda onlara yaklaşmadıklarını, böylece diğer talebelerde görülen yaygın hastalıkların kendilerine bulaşmadığını söyler.

Sarımsak ve soğanın bildiğimiz-bilmediğim birçok faydası var. Bu faydalar ve bu iki nimetle ilgili dinî-tıbbî hükümler konumuz değil. Başka kültürlerdeki soğan sarımsak kültürü de… Dikkat ederseniz, Tur-i Sina’da her gün kudret helvası ve bıldırcın eti ile beslenen Yahudilerin “Biz soğan sarımsak, mercimek yemek istiyoruz” demelerinden bahsetmiyorum. Kültürümüzde yer ettiği için bu kadarcık değindiğimiz soğan-sarımsak olgusunun toplum yapımız ve yönetim biçimi ile de ilgisi var ve bunun üzerinde durmak istiyoruz.

Soğanın sözünde Kayıboyu var

Tarihçi Lindner, Osmanlı tarih yazıcılığı ile ilgili olarak soğan metaforunu kullanır. Ona göre Osmanlı tarihi yazımında “soğanın özü”nde Osman Bey’in kabileciliği (Kayıboyu) vardır. Soğanın diğer katmanları bu özü gizleyecek şekilde üst üste yığılmıştır. Cemal Kafadar bu metaforu zikrettikten sonra Lindner’in metaforuna sarımsağı da ekler ve şöyle der: “Sarımsak, erken dönem Osmanlı tarihçiliği için daha elverişli bir metafordur. Çünkü sarımsak, aralarında herhangi birisine hatta en eski olanına bile öz gerçeklik üstünde tekel tahsis etmeksizin seslerin çoğulluğunu kabul eder.”

Cemal Kafadar’dan ödünç aldığımız bu metaforun zenginleştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Şöyle ki, soğanın yapısı ile toplumsal tabakalaşma arasında bir benzerlik var bize göre. Soğan, tabaka tabaka kalınlaşıp büyürken öncelikle kendi özünü koruma altına almış olur. Değişmeyen bu öz, tohumdur, cücüğün merkezidir, cücük tohuma bu merkezden dönüşür. Millet dediğimiz tabakanın da özü budur. Milletimizin özünü oluşturan bu yapı Kayıboyu’dur. Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsirin giriş kısmında söylediği gibi, Kayıboyu’nu belirleyen temel ölçüt, İslam’dır. Kayıboyu, bir millet ve devlet olmuşsa, ona bu imkânı veren öz, İslam’dır. Özün İslam tarafından belirlendiği bu boy, devlet-i âliyye olduğu zaman da değişmemiştir. Soğanın katmanları gibi iç içe birbirine kaynaşmış ve fakat kendisi kalmıştır. Bilindiği gibi devlet-i aliyye hem etnik yapı hem inanış bakımından çoklu bir yapı arz eder. Adem-i merkeziyet anlayışı ile şekillenen devlet yapısı, bize göre soğanın tabaka tabaka büyüyen kabuklarına tekabül ediyor. Her bir kabuğu çevreleyen bir zar vardır ve bu zar onu diğeri ile sağlıklı bir arada tutar ve özgünlüğünü korur. Kendi çevresinde müstakildir; hem kendinden öncekine hem kendini çevreleyen diğer katmanlara bağlıdır. Bu yapı birbirine muhtaç bir yapıdır. Soğanın katman yapraklarının korunması, büyümesi, fonksiyonunu yerine getirmesi bu yapının korunmasına bağlıdır.

Öz, İslam’dır

Türk milleti eğer bir soğan metaforu üzerinden anlamlandırılırsa şunu söylememiz gerekir. Bu soğanın merkezinde İslam vardır. Katmanları büyüten, geliştiren, kendi etrafında onlara hem müstakillik kazandıran hem kenetleyen öz, İslam’dır. Bu özü korumak kat kat gelişen diğer yapıları korumak demektir. Soğanın katmanlarını tek tek açın gittikçe küçülür ve cücüğe varıldığında artık soğan diye bir şey yoktur. 

Bize göre ben soğan değil sarımsak severim, diyenler de bu metaforun içindedir. Bilindiği gibi sarımsak yapı olarak kendi içinde birden çok dişin birleşmesinden meydana gelir. Sarımsağın yapısında en içteki diş, diğerlerine göre küçüktür. Soğan gibi katmanlı bir iç içelik değildir bu. Kendi kabuğu içinde müstakil olarak belirlenmiş bir şekli vardır her dişin. Dişlerin yaşaması, büyümesi, gelişmesi bu birlikteliğe, bir başa bağlı olmalarına bağlıdır. Dikkat edilirse o başta püskül yani topraktan beslenen kılcallar vardır. İlk bakışta birbirinden ayrı imiş gibi görünen bu dişleri birbirine rapteden öz, sarımsağı görünür kılar. Görünür yapı birbirine katışmaz ve fakat birbirini destekler. Yönetimle ilişkilendirirsek, geçmişte bu dişler kabile ve “boy” idi. Boy boylar soy soylar. Boylara tuğ verilir. Ve her boy çadırı, tuğu ile müstakildir ve fakat birbirine bağlıdır. Güncellersek muhtarlık, belediyeler, büyükşehir belediye başkanlıkları, bölgesel yönetimler buna benzetilebilir. Her biri kendi içinde müstakil ve fakat aynı mihver etrafında çevrelenmiş bir yapıdır bu.

Millet olmamızın metaforu

Milletimizi bir arada tutma arayışında bu iki metaforun açıklayıcılığından yararlanmalıyız. Soğan da acıdır sarımsak da acı. Ancak tatlı olanları da vardır. Her ikisi de toprak altında büyür. Yaprakları taze iken tüketilir. Önceleri sadece lezzet için yenilirken, daha sonra ilaç mertebesine çıkmış ve yemeğin vazgeçilmezi olmuştur.

Toplumsal yapımız ister soğana ister sarımsağa benzetilsin, özünde biraradalık vardır. Soğanı ve sarımsağı bir arada tutan bağın karşılığı, millet örneğinde, İslam’dır. Biraradalığı bozun, ortada ne soğan kalır ne sarımsak. Kokunun çıktığı ve insanı rahatsız ettiği nokta da dikkat edilirse biraradalığın bozulduğu noktadır.

Hadis-i şerifte söylendiği gibi bu ikisini çiğ yiyenin ağzı kokar ve kokan ağız insanı rahatsız eder. Hadis-i şeriften anlıyoruz ki, Hz. Peygamber (sav) soğan ve sarımsak yemezdi ve “bana her an Cebrail gelebilir, onu bu bitkilerin kokusu rahatsız etmekten korkarım” derdi.

Son söz:  Soğan, sarımsak sadece sebze değildir; millet olmamızın metaforudur; İslami birlik, imani beraberlik ve ümmet bütünlüğüdür.

Kamil Yeşil

Güncelleme Tarihi: 01 Kasım 2018, 15:03
YORUM EKLE
banner8

banner20