Söz, hayra kullanıldığında sadra şifadır

Her söz vücut bulup, bir ok gibi kalbe yerleşir. Kalpten kalbe giden sırlı yolda can bulur. Hayra kullanıldığında sadra şifa olur. Yusuf Çelikler yazdı.

Söz, hayra kullanıldığında sadra şifadır

Eşref-i mahlûkat olarak adlandırılan insan, yalnızca bedenden ibaret olmayıp manevi derinliğe sahip bir varlıktır. Bu yüzden gördüklerinden, işittiklerinden ve yaşadıklarından doğrudan etkilenmektedir. İnsanoğlunun hak ettiği değere erişebilmesi için gönül heybesini güzelliklerle doldurması gerekmektedir. Bunun için de zihnini ve ruhunu temiz tutmalı, kalbini dünyevi kirlerden arındırmalıdır.

Bizi hal olarak etkileyen unsurların arasında "konuştuğumuz meseleler" de yer almaktadır. Bu bağlamda, kelime hazinemiz büyük önem arz etmektedir. Sarf ettiğimiz kelimeler iç âlemimize tesir etmektedir. Kadim öğretilerde belirtildiği gibi "ağızdan çıkana" dikkat edilmelidir.

Ruhsal dinginliğimiz için söylemlerimizde seçici davranmalıyız. Yaşam kalitemizi arttırmak için bilgi dağarcığımızı sınırlandırıp ufkumuzu daraltan, bizi dar bir alana mahkum eden argo ifadelerden kesinlikle uzak durmalıyız. Toplumumuzda sıkça rastlanan ve adeta bir virüs gibi kalbimize yerleşen, gönlümüzü güzelliklere açmamızı engelleyen, bizi beden kafesine hapsederek gül bahçelerinde dolaşmaktan alıkoyan, "yol"dan çıkartan "yar"dan ayıran bu amansız hastalıktan "güzel söz"ü alışkanlık haline getirerek bir an evvel kurtulmalıyız.

Sözün etkisi, bilimsel çalışmalar ile de kanıtlanmıştır. Su üzerinde yapılan deneylerle, olumlu sözcükler kullanıldığında su moleküllerinin düzgün ve parlak şekiller aldığı, aksi durumda ise bulanık bir görüntü oluşturduğu gözlemlenmektedir. İnsan vücudunun büyük ölçüde sudan ibaret olduğu düşünüldüğünde, kelimelerin üzerimizde ne denli tesirlerinin olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Öte yandan tarihsel açıdan baktığımızda, atalarımızın bu konudaki tutumu da dikkat çekicidir. Bilhassa mutasavvıflar, söylemlerinde oldukça özen göstermişler; "kapatmak", "kilitlemek", "söndürmek" gibi kalpte daralmaya sebep olacak kelimelerden kaçınarak, bunun yerine "sırlamak", "dinlendirmek", "uyandırmak" gibi sözcükleri kullanmışlardır. (Kapıyı sırla! Işığı dinlendir! Çerağı uyandır! vs.)

Bunun yanı sıra medeniyetimizdeki birçok tanımlama kişide olumlu çağrışım yapacak kelimeler üzerinden ifade edilmiştir. Sağlık kurumlarının Doğu Türkistan'da "doktorhane" Osmanlı döneminde "şifahane" olarak adlandırılmaları da buna çok çarpıcı bir örnek olarak gösterilebilir. Günümüzde ise aynı kurumun "hastahane" şeklinde tanımlanması; yani "şifa" veya "doktor" yerine olumsuz algı oluşturan "hasta" kelimesi üzerinden kurgulanması manidardır.

Uzakdoğu coğrafyasında da Türk-İslam medeniyetindeki hassasiyete benzer yaklaşımın olduğu görülmektedir. Japon kültüründe kelimelerin gücüne inanılmakta ve bu durum "Kotodama" şeklindeki kavram üzerinden ifade edilmektedir. Gündelik hayattaki yansımalarına da "hasta mısın?" yerine "iyi misin?" biçimindeki olumlu kelimeyi esas alan kullanımlarda sıkça rastlanmaktadır.

Her söz vücut bulup, bir ok gibi kalbe yerleşir. Kalpten kalbe giden sırlı yolda can bulur. Hayra kullanıldığında sadra şifa olur. İnsan olmaklığımızdan gelen kadri kıymeti bilmeli, her "an"ın biricik olduğunun farkına varmalı, hayatı anlamlandırmalı, mana arayışı içerisinde olmalı, vakti değerli kılmalıyız. Yazıyı Şeyh Galib'in eserindeki muhteşem ifadeler ile taçlandıralım:

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen,

Merdüm-i dide-i ekvan olan ademsin sen.

(Hoşça bak kendine alemin özüsün sen, varlığın göz bebeği olan insansın sen)

Güncelleme Tarihi: 15 Haziran 2020, 16:00
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26