Öldüm ve bir bahçeye gömüldüm

O, bahçeyle didinirken, köy de köy olmaktan çıkıyordu. Gençler İstanbul gurbetine kaçıyordu bir bir. Sevenler anlaşıp kaçıyorlardı. O ise buranın sevdalısıydı.

Öldüm ve bir bahçeye gömüldüm

Mustafa Kutlu, toprağı kaderiyle ekip biçen, Allah’a tevekkülünü, sabrını, duasını toprak ile bir olup eden Anadolu insanını anlatıyor kitaplarında. Kendisine yabancı olmayan yazar, insanına da yabancı kalamıyor. Nurettin Topçu’nun bıraktığı mirası hikâyelerinde nakış nakış işliyor. Toprak ve insan deyince Cengiz Aytmatov’la birlikte anılıveriyor.

Beyhude Ömrüm kitabında da kaderini kayanın altındaki su ile birleştirmiş bir adamın hikâyesi anlatılıyor. Cıgarasıyla uzandığı çayırda, gözüne kestirdiği kayayı parçalamaya niyetleniyor. Eşi, dostu, akrabasının telkinleri vız geliyor kendisine. Bir hikmet iniyor kendisine, o da bu hikmeti boşvermiyor. Deli Derviş onay verdiyse, iş tamamdır. “Bismillah” deyip başlıyor kayayı dinamitlerle, kazma kürekle parçalamaya.

Her hikâyede olduğu gibi burada da kötülük mevcut. Toprağının yanına toprak istemeyen Muhtar karşı çıkıyor elbet. Bununla da kalmıyor, türlü desiseler, zorbalıklar çıkarıyor. Bu çorak, ot bitmeyen topraklar bir anda kıymete biniyor. “Yedirmek istemiyorlar” yani kahramanımıza buraları.

Nar ağacı dikmeli

Kahramanımızın istediği nedir ki? Bir meyve bahçesi. Şeftalisi, kayısısı, eriği… Ama özellikle “nar” olsun istiyor. Hani askerlikte doya doya yediği, her yediğinde de çavuşundan azar işittiği narın ağacını dikmek istiyor. Çok şey mi istiyor? Belki evet, belki hayır… Hacali ağabeyine göre çok şey istemiyordu. “Sen yap, destek çıkmak benden.” diye de söz vermişti. Muhtara göre çok şey istiyordu. Burada ne maden arattırırdı, ne de bahçe kurdururdu. Sıkıyorsa bir kursundu bakalım.

Uğraştı, didindi suyu yerin dibinden çıkarttı. Sıra bahçedeydi. Seti çekti. Muhtarın adamlarından dayak yedi. Deli Derviş korudu seti. Aylar geçti, mevsimler geçti. Fidanları taaa gurbet ellerden aldı getirdi. Kurdu mu dersiniz bahçeyi? Kurdu elbet. Bir nar tutmadı o bahçede ama kurdu sonunda.

O, bahçeyle didinirken, köy de köy olmaktan çıkıyordu. Gençler İstanbul gurbetine kaçıyordu bir bir. Sevenler anlaşıp kaçıyorlardı. O ise buranın sevdalısıydı. Burada hayat vardı. Oralar boğuyordu insanı. Egzoz kokusu, kalabalık, binalar. Bir sahili vardı, orada da boşboğaz martılar vardı. Aklı ermiyordu oraya kaçanlara. Köy vardı ne güzel. Aşını yiyordun ya. Daha ne olsundu? Başkalarını tutamazdı ya, oğullarını da tutamadı. Onlar da kaçtı buralardan. Yaşlılar ölüyordu, gençler kaçıyordu. Kafayı koymuştu ama herkes gitse dahi kendisi kalacaktı buralarda. Ağaçlar da meyve vermişti zaten. Konu, komşuya dağıtıyordu hanımı birer birer. Meyveler çok güzeldi, herkes bu bereketli meyveleri konuşuyordu. Ah, bir de nar olsaydı. Ne güzel olacaktı.

Öldüm ve bir bahçeye gömüldüm

Yollar geçti kasabadan. Binalar dikildi. Yeniden canlanıyor gibi oldu kasaba. Sonra tren yolu başka yerlerden geçti. İnsanlar dükkanları kapattı. Binalar da kendi kaderine terkedildi. Hanımı da terk-i diyar eyledi. Çok cefasını çekmişti, dua etti ardından, onu da İstanbul gurbetinde toprağa gömdüler. İstanbul’da kalmadı kendisi evlatlarına rağmen, göçtü tekrar köyüne. Artık yaşlanmıştı. Bahçeye de gidemiyor, Deli Derviş’in oğulları üstleniyordu bu vazifeyi. Bir gün oldu, gider oldu bahçeye. Kaydı ayağı, kalkamadı yerinden. Karlar yüzüne serpişti. Ve dedi ki:

“Aman Allahım, ne güzel, ne güzel.
Yağsın durmadan, yağsın ve örtsün üstümü bu çiçek kokuları, nerdeyim ben?
Gözlerimde yaş, dilimde dua.
Öldüm ve bir bahçeye gömüldüm.”

Kederi, sevinci, hırsı ve inadı bir arada bulacağınız bu kitap, bize bazen sosyolojik gözlemleri, bazen insanın iç çekişmelerini anlatıyor. Köyden kente göç sorununa inceden inceye dokunduruyor. Mustafa Kutlu severleri, bu güzel hikâyeye davet etmiş olalım biz de. Bakarsınız, bir bahçe de kendi kapımızın önünde oluverir.

Berkehan Kıran güzelliğe davet etti

Güncelleme Tarihi: 29 Kasım 2018, 09:19
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Kübra
Kübra - 5 yıl Önce

"İnsanlar artık ne doğana seviniyor,ne ölene üzülüyor.Varsa-yoksa,aldım-sattım,yaptım-çattım.İstanbul,işini yoluna koyanı güldürüyormuş;kahvedekilerin işi yolunda anlaşılan,vara-yoğa gülüyorlar." diyen Mustafa Kutlu,köy insanının heyecanlı,duygularını zirvede yaşayan saf ve temiz yürekli insanlar olduklarını,şehrin ise insan hayatı ile birlikte duyguları da pörsüttüğünü akıcı bir dille ortaya koymuş ve her eserinde olduğu gibi muhteşem bir öykü dilini yakalamış.

Abdullah Said
Abdullah Said - 2 yıl Önce

verimli arazisi olmayan dağ köylerinde hayat mücadelesi daha bir çetindir.. var ömürlerini dağ taş ile mücadele ederek gurbette kazandıklarını da ata vatanı belledikleri köylerinde yatıran insanlardı. Ama onları bile doyurmayıp gurbete salan toprakları çocuklarını hiç doyurmayacak İstanbul sevdası-mecburiyeti köyde ihtiyarları yalnız koyacak, ömürlerini harap toprakları ıslaha ayırmalarının "üç ağacın başını mı beklemek" yakıştırmasına muhatap kalacaktı.. "beyhude ömrüm"..

banner19

banner13