banner17

Don Kişot mu olmalıyız?!

Cemil Meriç: 'Don Kişot kültürdür, Sanso Panso medeniyettir. Don Kişot, çöken bir devri kılıcı ile yaratabileceğine inanır.'

Don Kişot mu olmalıyız?!

Bazı kitapları okurken öyle bir yere gelirsiniz ki kilitlenip kalırsınız. Yazarın önünüze sürdüğüCemil Meriç bir soru, cevabını veremediğiniz müddetçe, bir sonraki cümleye ulaşmanıza geçit vermez. Soruyu bazen ilk görüşte idrak edersiniz, bazen anlar gibi olursunuz, bazen de hiç bir şey ifade etmez; fakat yine de yola devam edemezsiniz. Cemil Meriç de, okuruna, Bu Ülke kitabında böylesi sorulardan birini yöneltmiştir:

"Don Kişot'u çıldırtan kitap mı, Don Kişot çılgın olduğu için mi kitap delisi?"

Biz, bir başımıza işin içinden çıkamayınca ‘eşe dosta da bir soralım’ dedik. Hâsılı kelam Cemil Meriç sordu, biz cevapladık; kendimiz çaldık kendimiz oynadık!

 

Şekilden şekile giren kitaplar

Güven Adıgüzel: Senyör Keseda Don Kişot’a karşı!

Don KişotDon Kişot’u kitaplar falan çıldırtmadı. O zaten bir çılgındı ve her çılgın gibi kitap delisiydi. Evinin bir odasını kitaplarla dolduracak kadar hem de. Zaten kitaplar hiç kimseyi çıldırtmaz, ancak çılgınları delirtebilir düşüncesinde ısrarlıyım.

“Don Kişot kültürdür, Sanso Panso medeniyettir. Don Kişot, çöken bir devri kılıcı ile yaratabileceğine inanır. Kalıplaşmayan, katılaşmayan, hayal için yaşayan tam bir ‘spontaneité’ (kendiliğindenlik) örneğidir. Sanso, 2x2=4'ten başka inancı olmayanın bir timsalidir.’’ Başkaldıran entelektüel Cemil Meriç’in şu dünyada tek hürmet ettiği adam olan Don Kişot’la ilgili söylemiş olduğu bu sözler, meseleye hangi açıdan bakacağımız konusunda bize bir fikir verebilir. Çöken bir devri kılıcı ile yaratabileceğine inanan bir adam tam bir çılgındır.

Hikâyenin başına gidecek olursak eğer, aslında Don Kişot değil, Senyor Keseda bir çılgındır. İspanya’nın küçük bir kasabasında yaşayan Keseda’nın evinin bir odasının yalnızca ‘şövalye’ ve ‘şövalyelik’ kitapları ile dolu olduğunu düşünürsek, ancak bir çılgının böyle delicesine bir kitap sevgisi ile dolu olabileceğini söylemek çok da yanlış bir kanı olmayacaktır.

Başka yolu yok, yel değirmenleriyle dövüşülecekDon Kişot

Uzun yıllar boyunca sürekli şövalyelik kitapları okuyarak aklını kaybeden Senyör Keseda’nın, Don Kişotluğa doğru evrilmesi sürecinde, okumuş olduğu şövalyelik kitaplarının etkisi elbette yadsınamaz; lakin böyle garip bir serüvene yelken açmak için insanın doğuştan getirdiği ‘‘bir şey”lerinin de olması gerekir. İspanyol halkının yaşadığı tüm sorunlar savaştığı yel değirmenleriydi ve yere düştüğü kadar sistemi değiştirebilirdi. Senyör Keseda, kendisine Don Kişot ismini takarken akıntıya kürek çeken, hayalperest, maceracı bir şövalyeliğe talip olmamıştır. O gezici şövalyeliliğe kitaplardan etkilendiğinden de öte bir yerde yakalanmıştır. Yani içinde, yani ruhunda. Hani eline ilk defa keman alan bir adam adeta virtüöz gibi çalmaya başladığında ‘Adamın ruhunda varmış demek ki’ denilir ya, Keseda’nın ruhunda da çılgın bir Don Kişot mevcutmuş sanki. İnsan başkasının derdine talip olduğunda aklına muhalefet etmeye başlar ve yüreğindeki saklı çılgınlık ikna eder onu. Nazım’ın dediği gibi; “Hele bir de tam okka dört yüz dirhemse yürek/ Yolu yok, Don Kişot'um benim, yolu yok/ Yel değirmenleriyle dövüşülecek.”

Rabia Görmüş: Kitap, çılgınlığın mührüdür!

Farklıydı Don Kişot. Etrafınca anlaşılamamıştı. Kitaplar onu kendi dünyasındaki kaosa daha da sürükledi belki ama okuma hastalığına tutulmak, belki de birçoğunun yakalanmadığı bir hastalıktı. Sonuç şuna gidiyor ki Don Kişot çılgın olduğu için kitap delisiydi.

Kitap /okumak insanın içindeki çılgınlığa mührünü basan unsurdur; bana göre.

Don Kişot

Don KişotYunus Emre Tozal: ‘Hepimiz körüz. Körüz ama bakıyoruz!’

Soruyu şu şekilde de sorabiliriz: “Kitap okuru ‘hasta’ olduğu için mi kitaptan başını kaldıramaz; yoksa kitap yüzünden mi hasta olur, uykusuz kalır, çile çeker?” Kitap okumak, insana, kendi sağlık ve sıhhatini kaybetmeyi bile göze aldırır. Kişinin kendi iç dünyasıyla hasbî bir dostluk kurması ve bu dostluğu ilerletmesi, -Borges’in deyimiyle- içe bakışla varılabilecek son noktaya varmak içindir, çünkü orada hakikat bulunur.

“Ben yaşamadım, kitaplar arasında büyüdüm” diyen Borges, körlüğün “bir yaz akşamı gibi ağır ağır” geldiğini, bir şey sona erdiği zaman bir şeyin başladığını düşünmemiz gerektiğini söyler. Kitaplarıyla birlikte basamak basamak anlamın doruk noktalarını keşfeder. Bu yüzden de Borges’e göre körlük, Tanrı’nın bir hediyesidir. Şikayet edilecek bir şey değildir. Zamanla alışır.

Meriç de körlüğe alışmıştır bir bakıma. Kızı Ümit Meriç ona kitap okuyarak hayatla arasında bir köprü kurmaya çalışır. Kitap okumayı nefes almak gibi gören Cemil Meriç’in oksijen çadırıdır adeta. Ümit Meriç, “Bilgiye aç bir fırına kürekle kömür atmak” diye niteler bu okuma seanslarını.

Bakabilen ama görmeyen insanlarDon Kişot

Doymak bilmeyen bir zihin, kana kana içtiği halde susuzluğu bitmeyen bir Cemil Meriç var karşımızda. Beklediği, özlediği, aradığı entelijansiya da böyledir. Jurnal’lerde şikayet ettiği hususlar genelde bu konuda yoğunlaşır; merak etmemek, fikir üretmemek, ezberden öteye geçememek, tahlil etmeden yazmak.

Hazır lafı gelmişken, ‘körlük’ olgusuna derinlikli bir bakış getiren Jose Saramago’nun (toprağı bol olsun!) bir söyleşide değindiği şu satırlara bakmakta fayda var: “Ne düşündüğümü merak ediyorsanız, bu kitapla [Körlük, 1995] anlatmak istediğim hepimizin körleşmeye başladığı değildi. Bence körleşmiyoruz. Hepimiz körüz. Körüz ama bakıyoruz. Bakabilen ama görmeyen kör insanlar.”

Don Kişot

Don KişotZ. Ayla: Kitaplar olmasa daha mutlu olabilirdik

Çetrefilli bir paradoks, gökyüzü mü rengini denizden alır, deniz mi rengini gökyüzünden? Don Kişot çıldırmasaydı yel değirmenlerine saldırmazdı, yel değirmenlerine saldırmasaydı şayet kitaplaşmazdı. Alman edebiyatının usta ismi Walter Benjamin'in kitaplar ve fahişelerin ortak özelliklerini anlattığı denemesinden yola çıkarak kitaplar ve hastalıkların ortak özelliklerine dair bir deneme hazırlanabilir. İlk heceyi söktüğümüz an, damarlarımızda olan bir hücre bazılarımızda şekil değiştirip bütün vücudu sarar diye düşünüyorum. Artık okumayı bilmediğimiz zamanların tahayyülü dahi imkânsızlaşır. İşte bu sorunun paradoks haline gelmesi de bu tahayyül edememe durumundan kaynaklanıyor.

Gerçek şu ki, kitaplar olmasaydı delirirdim; dünyadan kaçabilmek için sığınağım onlar. Lakin kitapların içine bu kerte dalmamış olsaydım belki mutluluk konusunda daha pozitif inançlara sahip olabilirdim.

Yine de dünyanın bu saatinde görüyoruz ki hiçbir kitap bir insana başka bir türdaşı kadar zarar veremiyor. Don Kişot'u anlıyorum da -hadi deliydi, bunamıştı- Sanço Panza'ya ne demeli? Onun amacına dair bir fikri olan var mı?

Don Kişot

İsa Karaaslan: Cemil Meriç’i İsmet Özel cevaplasın

Bu soru, aklıma, İsmet Özel'in neden şiir yazdığı düşüncesini getiriyor.

Yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir?

Yaşamayabileydim yazar mıydım hiç şiir?

-Yaşama!

-Ya bileydim?

Yazar: Mıydım.

Hiç: Şiir.Don Kişot

Özel, yaşamayı bilmediği için mi şiir yazar yoksa yaşadığı için mi? Söz dönüp dolaşıp yine İsmet Özel'e bağlansa da, Cemil Meriç'in sorusunun cevabı aslında Özel'in bu satırlarında gizli…

Hatice Yaltırak: Kitap eldeyse aklın yeldedir

Bir dizi filmde rastgelmiştim. Adam öğretmen, karısı ev hanımı. Âşık olarak evlenmişler fakat birbirlerine denk değiller, hayata çok farklı anlamlar yüklüyorlar çünkü. Adam, kitap okumaksızın yaşanacak bir hayatı tahayyül bile edemezken, kadının okumakla olan ilişkisi gazetelerin magazin eklerinden ibaret. Dibine kadar bir mutsuzluk yaşadıkları. Neticede çabaladılarsa da düzelmedi ilişkileri. Sonra kadın bir gece adama şöyle dedi: “Keşke sen de daha az kitap okusaydın, o zaman normal olurdun; o zaman daha mutlu olurduk.” Halbuki kadın bilmez ki, eline kitap aldığın anda zaten aklını yele vermişsin demektir.

İnsan çıldırmadan eline kitap almaz, zira çıldırmadan ihtiyaç hâsıl olmaz. Adamımız Don Kişot kitap okuduğu için çıldırmadı bence de. Zat-ı muhterem çılgının önde gideni geride durmayanıydı düpedüz! Okuduğu romanlardaki ya da hikâyelerdeki kahramanları gerçek sanan, üstünde yemek yediği gazete parçasını, sokakta bulduğu şehir bültenini, kopardığı takvim yaprağını, yolda eline tutuşturulan broşürü, eline geçen her şeyi ama her şeyi okumaktan kendini alamayan, çeyizini sorana kitaplığını gösteren birinin normal olmadığını iddia edene hangimiz karşı çıkabilir? Şair söylemesi gibi ‘uyruklar içinde uygunsuz biri’ olmak değil de nedir bu?

Don Kişot

Don KişotEsra Tarakçı: Bu devirde akıllı kalınır mı?

Elimizdeki sınırlı harflerin değişik sıralama yoluyla farklı manalara çıkması birilerini hiç şaşırtmıyorsa anlaşma metni iptal edilsin!

Kitap okumak çılgınlıktır ama burada sonradan kazanılmış bir genetik kodlama yok, zaten çılgındık. Bunun üzerine cesareti ekince bibliyofili olabiliyoruz. Çünkü etrafımızdakilerin tavırlarını, hal ve davranışlarını, üsluplarından kızgınlık teatrallarına kadar ayrıntılara katlanıyoruz. Yeri geliyor adam asmaca oynuyoruz.

Mesela Yalnızız’da Samim’in analizlerini günlük hayattaki beşere denk düşürebiliyor ya da ‘seni seviyorum’ pullarını her hoşlandığı eylemine karşılık eline verilmesi istenen Şebnem Şibumi’nin yerinde kendimizi görmek istiyor, Dövüş Kulübü’nde aklımızın firar etmesine izin veriyor,  Semerkant ile Buhara’ya seferler düzenleyebiliyoruz. Bunları duyan bazı kişi ya da kişiler delirdiğimizi düşünebilirler. Onlara Tenekeci’nin mısraları ile seslenelim: “Deli sizsiniz böyle bir çağda/ akıllı kaldığınız için.”

 

Esra Tarakçı ve Hatice Yaltırak “Don Kişot güzel adamdır vesselam!” dedi

Güncelleme Tarihi: 22 Temmuz 2010, 16:13
YORUM EKLE
YORUMLAR
Şeyma Subaşı
Şeyma Subaşı - 8 yıl Önce

asım abi eğer bana gıcık demeyeceksen
"cervantes müslüman mı =)"

Ayşe Rukâl
Ayşe Rukâl - 8 yıl Önce

çok güzel bir söyleşi olmuş. elinize sağlık!

uğur mantu
uğur mantu - 8 yıl Önce

çok güzel olmuş bu haber. lazım böyle şeyler arada sırada değil de her zaman. ol sebebden mütevellid bekliyoruz hanım ablalardan böyle efektif ve estetik faaliyetler.. baki selam ...

ferhat özbadem
ferhat özbadem - 8 yıl Önce

Cervantes öldü, başımız sağsolsun,
Akılcıl veryansınlar moda şimdi,
Yel değirmeni değil bunlar,
Basbayağı helvadan putlar bunlar,
Gece, acıkınca, gizliden, yenen türden.

banner8

banner19

banner20