banner17

Bâbilik ve Bahâilik nedir? Kurucuları kimlerdir?

Her harfin ve sayının kendine has değeri olduğuna inanan Bâbilere göre 19 rakamı kutsaldır. Buna göre yıl 19 aydır ve her ayda 19 gün vardır. Bâbiler her 19 günün sonunda, bir bardak su şeklinde de olsa, dindaşlarına ikramda bulunmak zorundadırlar.

Bâbilik ve Bahâilik nedir? Kurucuları kimlerdir?

İslam tarihinde mezheplerin veya farklı düşünce ekollerinin ortaya çıkışı Hz. Peygamber’in (sas) vefatından sonra gerçekleşmiştir. Müslümanlar bu süreçte karşılaştıkları siyasi, sosyal, ekonomik veya itikadi sorunların çözümünde İslam dininin temel kaynakları olan Kur’ân’a ve Hz. Peygamber’in (sas) sünnetine başvurdular. Fakat bazen kaynakların üslubundan kaynaklanan nedenlerle, bazen de emsallerinin bu kaynaklarında bulunmaması yüzünden aynı problem etrafında farklı cevaplar ürettiler. İslam’ın insanlara tanıdığı düşünce hürriyeti ve ilimi teşvik etmesi farklı yorumların zamanla ekolleşmesine yol açtı.

Ayrıca Hz. Ömer döneminde yapılan büyük fetihlerin bir sonucu olarak Müslümanlar eski din ve medeniyet havzalarıyla yüzleşmek durumunda kaldılar ki, bu bir etkileşimi ve farklı yorumların ortaya çıkmasını da beraberinde getirdi. (Haberli, 2012:163) Haricilerle başlayan mezhepler sahasındaki bu ayrışma, zaman içinde “ehl-i sünnet” çizgisine dahil olanlarla bu çizgi dışına çıkan yorumlara varacak şekilde genişledi. Ana yol dışındaki görüşler kelam ve mezhepler konusunda eserler veren ulema tarafından “sapkın”, “bid’at”, “zındık” gibi kavramlarla karşılandı. (Öz, 2002: 304)

Bu tür fikri hareketler sadece İslam tarihinin ilk dönemlerinde has değildi, modern dönemde de pek çok örneğini görmek mümkün. Mesela İran’daki Bahâilik hareketi 19. asır gibi geç bir dönemde doğmuştur. Bâbilik ve onun devamı mahiyetinde olan Bahâilik, başta İslam olmak üzere, birçok kadim dini öğretiyi bünyesinde barındıran -modern bir tabirle- senkretik bir yapıya sahiptir.

Orataya çıktıkları tarihi süreç

Bâbiliğin adı lugat anlamı “kapı” demek olan “bâb” kelimesinden gelir. Arapçada çok ve muhtelif şekillerde mecazî manalarda kullanılmıştır bu kelime. Terim olarak tasavvufta, girilen kapı ve derûn ile münasebet sağlamaya yarayan vasıta; İsmailîlikte mezhebin sırlarını öğreten ve Asâs denilen ruhanî; Nusayrilikte ise neşîr ve irşada memur Salmân-ı Fârisî demektir. Ancak bu kelime, kendisini ilâhî hakikati tanımağa ileten bir kapı olarak ilan etmiş olan Şirazlı Seyyid Ali Muhammed tarafından zatî isim edinilmesi ile meşhur olmuştur. (Fığlalı, 1994: 5 - 9)

Bâbilik ve onun devamı olarak kabul edilen Bahâilik tarihi köken açısından Şii İmamiye fırkası içinde doğan Şeyhiyye ve Keşfiyye şeklinde isimlendirilen tasavvufî hareketlere dayandırılır. Bâbiliğin kurucusu Mirza Ali Muhammed (1819-1850) Şiraz’da doğmuştur. Babası vefat ettiği için dayısı tarafından yetiştirildi. Ticareti bırakarak ilgisini çeken gaybî ilimlerle ve Hurufilikle ilgilendi. Kerbela’da öğrenim gördüğü sırada her dönemde mutlaka bir kâmil Şii’nin geleceğine inanan el-Ahsâi’nin müridi ve Keşfiyye’nin kurucusu olan Kâzım er-Raşti’nin öğrencisi oldu. Büyük ölçüde onların düşüncelerinin tesirinde kaldı. Şia’nın beklediği Mehdi’nin kendi ölümünden sonra ortaya çıkacağını iddia eden Kâzım er-Reştî, mensuplarından onu arayıp bulmalarını istedi. Bu düşünceleri kendi lehine kullanan Mirza Alî Muhammed önce 1844 tarihinde, kayboluşunun ardından bin yıl geçmiş olan ve gelmesi beklenen 12. İmam Muhammed el-Mehdi’nin temsilcisi olduğunu ilan etti. Ardından da hac için gittiği Mekke’de 1845’te kendisinin beklenen Mehdi olduğunu duyurdu. (Fığlalı, 1991: 465)

Aynı yıl içinde dolaştığı İran’da pek çok taraftar edindi. Müritleri arasından düşüncelerini yayması amacıyla propagandacılar görevlendirdi. Ona göre Hz. Muhammed’in (sas) peygamberliği 12. İmam’ın kaybolmasından sonra bin yıl sürmüş ve Mehdinin ortaya çıkışıyla sona ermiştir. (Fığlalı, 1991: 465)  Kur’ân-ı Kerim’in neshedildiği ve İslamî emir ve yasakların kaldırıldığı yeni bir devrin başladığını ileri sürdü. Bu konudaki görüşlerini Arapça ve Farsça kaleme alınan el-Beyân adlı eserinde dile getirdi. Gittikçe artan taraftarlarının İran’da devlete karşı giriştikleri silahlı mücadele nedeniyle, 1850 yılında müçtehitlerin fetvası sonucunda idam edilen Bâb Alî Muhammed, yerine Mirzâ Yahya Nûrî’yi halef tayin etmiştir. (Öz, 2007: 460)

Mirzâ Hüseyin Alî

Bâbiliğin devamı sayılan Bahâiliğin kurucusu Bahâullâh adıyla şöhret bulan Mirzâ Hüseyin Alî, 1817’de İran’da dünyaya geldi. Babası sarayda görevliydi. Çocukluk yıllarında saray imkânlarından faydalanarak iyi bir eğitim aldığı bilinmekle birlikte, tâbileri onun ümmi olduğunu iddia etmektedirler. Mirzâ Hüseyin Alî, 1844 yılında hiç tanımadığı Bâb Alî Muhammed’in görüşlerini benimsedi. Bâb Alî Muhammed’in idam edilmesinden sonra halefi olarak tayin edilen Yahya Nûri’nin ağabeyi olup, iki kardeş can güvenlikleri için Rus ve İngiliz sefaretleri aracılığıyla Bağdat’a sürgün edildiler. (Fığlalı, 1991: 465) Bâb’a haleflik konusunda iki kardeş arasında çıkan ihtilafı Mirzâ Hüseyin Alî kazandı. 1863 yılında kendisinin önceden Bâb tarafından geleceği haber verilen kişi olduğunu iddia ederek Bahâilik hareketini kurdu. (Öz, 2007: 460) Bu durum Bâbiler arasında tartışmalara açtı ve Osmanlı yönetimi duruma müdahale etti. İki kardeşin yandaşlarıyla birlikte İstanbul’a gelmeleri istendi. 1863 yılında İstanbul’a getirildikten sonra Edirne’ye sürgün edildiler. Edirne’de bulunduğu süre içinde Mirzâ Hüseyin Alî iddialarına devam etti ve yazdığı mektuplar aracılığıyla fikirlerini siyasi liderlere ulaştırmaya çalıştı. İki kardeş arasındaki husumet böylece had safhaya ulaştı. Osmanlı yönetimi bunun üzerine Mirzâ Hüseyin Alî’yi Akka’ya, kardeşini ise Magosa’ya gönderdi. (Öz, 2007: 461)

1871-1874 yılları arasında Bahâilerin kutsal kitabı kabul edilen el-Akdes’i yazan Bahâullâh, bu eseriyle daha önce gönderilen kutsal kitapların ve Bâb Alî Muhammed tarafından yazılan el-Beyân’ın hükümlerinin ortadan kalktığını duyurdu. Akka’da kaldığı süre içinde Bâbaileri, Bahâiler adı etrafında kendi çevresinde toplamayı başardı. Bu süre içinde pek çok eser kaleme aldı ki, el-İtkân ve el-Ahdes bunların en önemlileridir. Bahâullâh el-İtkan’da batınî tevillerden ve İsrailiyat kaynaklı hikayelerden faydalanmıştır ve kitap Farsça yazılmıştır. Bahâilerin kutsal kitap olarak kabul ettikleri el-Ahdes ise Kur’ân-ı Kerim’in üslûbunu taklit etmektedir. (Fığlalı, 1991: 466)

1992’de Akka’da ölünce büyük oğlu Abdülbahâ unvanlı Abbas Efendi döneminde Bahâilik gelişti. Özellikle o, II. Meşrutiyet’in ilanıyla oluşan serbestîyet ortamından faydalanarak yaptığı seyahatler aracılığıyla fikirlerini yayma imkanı buldu. Bu dönemde hareket Avrupa ve Amerika’da tanınır oldu ve yeni takipçiler kazandı. Abbas Efendi’nin 1921 yılında vefat etmesiyle hareketin liderliğini torunu Şevki Efendi Rabbâni üstlendi. Şevki Efendi, “Emrin Velisi” lakabıyla tanındı. 1957 yılında o vefat edence Bahâilik bir süre lidersiz kaldı.

1963 yılında Hayfa’da kurulan ve üyeleri beş yılda bir değişen Umumi Adalet Evi, günümüzde Bahâilerin en yüksek idari mercii haline geldi.  Bahâilik 20. asrın başlarında İslamî bir grup olmayıp müstakil bir din olduklarını ilan etmiştir. (Öz, 2007: 461)

Temel görüşleri

Bâbailik: Bâb Alî Muhammed tarafından yazılan el-Beyân, Bâbilik hareketinin kutsal kitabı olarak kabul edilir ve el-Beyân’ın başta Kur’ân-ı Kerim olmak üzere bütün kutsal kitapların hükümlerini kaldırdığına inanılır. Onlara göre Hz. Peygamber’in (sas) peygamberliği, 12. İmam Muhammed Mehdi’nin kaybolmasından (873) itibaren bin yıl devam etmiştir ve 1844 yılında Mirzâ Alî Muhammed’in zuhuru ile sona ermiştir. Böylece Bâb’ın devresi başlamıştır. Bâbilere göre Mirzâ Alî Muhammed, Allah tarafından gönderilen son kişi değildir. Allah her 2001 yılda bir kişi görevlendirecektir. (Öz, 2007: 462)

Her harfin ve sayının kendine has değeri olduğuna inanan Bâb’a göre 19 rakamı kutsaldır. Buna göre yıl 19 aydır ve her ayda 19 gün vardır. Her 19 günün sonunda, bir bardak su şeklinde de olsa dindaşlarına ikramda bulunmak zorundadırlar. (Fığlalı, 1991: 465)   

Bâbilikte cenaze namazı dışında cemaatle yapılan ibadet yoktur.  Zekat malların beşte biri için verilir. Bâb’ın doğum yeri ve hapsedildiği yerler hac mekanları olarak tayin edilmiştir. Sigara ve alkollü içecekler, dilenmek ve dilenciye para vermek yasaklanmıştır. Boşanma caizdir ancak hoş görülmez. Erkekler boşandıktan sonra 90 gün içinde, kadınlar ise 95 gün içinde evlenmek mecburiyetindedirler. Katil, öldürdüğü kişinin yakınlarına tazminat ödemek durumundadır. Ayrıca katile 19 yıl cinsel hayat yasaklanır. Ayrıca her Bâbinin sahip olabileceği kitap sayısı kutsal rakam olan 19’dan fazla olamaz.  (Öz, 2006: 462)

Bahâilik: Bahâilik hareketine göre Bâb’ın kendisinden sonra ortaya çıkacağını haber verdiği kişi Bahâullâh Mirzâ Alî Hüseyin’dir. Bu hareketin kutsal kitabı ise Bahâullâh tarafından yazılan el-Akdes’tir. Allah bütünüyle bilinemez, insan iradesinin ötesindedir. Eşsiz ve Sonsuz bir varlık olup, hiçbir şey kendisine benzemez. O’nun varlığının bilinmesi, varlığının tezahürü veya işareti olan nebiler ve resullerin getirdikleri haberler ile mümkündür. Nebi ve resuller O’nun zuhurudur. Allah onlarda, güneşin temiz bir aynada yansıması gibi tecelli eder. 

Hz. Âdem’den itibaren gelen bütün peygamberler tam ve kâmil bir ilahî zuhur olan Bahâ’yı müjdelemek için gelmişlerdir. Onun gelişiyle dinlerin noksanlığı tamamlanmış olup daha sonra Tanrı mazharı olacak kişi bin yıldan önce gelmeyecektir. Allah’ın  ‘Mürsil’ yani resuller gönderici sıfatı nedeniyle belirli aralıklarla peygamberler gönderilmeye devam edecektir. Dünyanın sona ermesi veya kıyametin kopması imkansızdır. Onlara göre cennet ve cehennem sembolden ibarettir. Cennet yaratıcıya ve emirlerine yönelmeyi, cehennem ise yokluğa gidişi temsil eder. (Öz, 2007: 463)

Bahâiliğin ahlaki ve içtimai esasları Abbas Efendi tarafından şu şekilde sıralanmıştır: a) İnsanlık aleminin birliği, b) Gerçeğin araştırılması, c) Bütün dinlerin birliği, d) Birliği sağlamak için dinin lüzumu, e) Din ve ilim arasındaki ahenk, f) Kadın-erkek eşitliği, g) İnsanlar arasında savaşlara ve fitnelere sebep olduğu için her türlü dini, ırki, milli, siyasi taasubun terk edilmesi, ğ) Dünya barışına bağlılık, h)  Genel ve mecburi öğretim, ı) Aşırı zenginlik ve fakirlikten kaçınmak, i) Yardımcı bir milletlerarası dilin kullanılması, j) Milletlerarası bir mahkemenin kurulması. (Fığlalı, 1991: 467)

Namaz, sabah ve akşam samimiyetle Tanrıyı anmaktan ibarettir. Oruç ise 2-21 Mart tarihleri arasında 19 gün tutulur. Belirli zaman veya merasime bağlı olmaksızın Bâb’ın Şiraz’daki evi ve Bahâullâh’ın Bağdat’ta kaldığı evi ziyaret etmek hac yerine geçer. Malların beşte biri zekat olarak alınır. İnsanların ticaret, sanat veya başka bir işle uğraşarak geçimini temin etmesi ibadet sayılır.  Sabah ve akşam vakitlerinde Bahâullâh’ın dua ve sözlerini okumak herkese vaciptir. Zina, hırsızlık, alkollü içki tüketmek yasaktır. Propaganda yapmaya büyük önem verilir fakat cihad yasaklanmıştır. (Öz, 2007: 463)

Günümüzde Bahâilik

Dünya genelinde iki veya beş milyon Bahâi olduğu iddia edilmektedir. Taraftarlarının en fazla bulunduğu ülke, doğduğu ve yasaklandığı İran’dır. (Fığlalı, 1991: 467) Bununla birlikte ABD’de de hatırı sayılır bir miktarda Bahâi bulunmaktadır. Yine Avrupa, Irak, Suriye, Lübnan, Mısır ve İsrail gibi Ortadoğu ülkelerinde de fazla olmamakla birlikte Bahâiler yaşamaktadırlar. Ayrıca Hindistan ve Afrika’da da bulundukları bilinmektedir. Bahâiler dinlerinin resmen tanındığı ülkelerde Meşriku’ul-Ezkâr adı verilen ibadethaneler kurmuşlardır.  Yine bu mabetlerin çevresinde kurdukları okullar, hastaneler, yetimhaneler, çocuk yuvaları ve turizm dernekleri aracılığıyla inançlarını yaymaya çalışmaktadırlar. Türkiye’de ise birkaç bin civarında Bahâi olduğu sanılmaktadır. (Öz, 2007: 464)

Mahallî Mahfil en küçük yerleşim yerinde 21 yaşını doldurmuş dokuz Bahâînin olduğu her yerde, seçimle oluşur. Millî Mahfil, mahallî mahfil üyelerinin seçtiği dokuz kişiden oluşan ülke mahfilidir. Adalet Evi, Millî Mahfil üyelerinin seçtiği dokuz kişiden oluşur; üyeleri Hayfa’da otururlar. Bunlar Bahaullah’ın, Abdülbaha’nın ve Şevkî Efendi’nin görüşlerini değiştiremez ancak şartlara bağlı olarak kendi kararlarını değiştirilebilirler. Bugün dünyada 82 ülkede Millî Mahfil bulunmaktadır. Türkiye’de ise, İstanbul’da bulunan Millî Mahfil ile birlikte 62 mahallî mahfil bulunmaktadır. Mahallî Mahfîlde yaz ve kış okulları açılır. Çalışma saatlerinde kitap okunur. Bildiğimiz kadarıyla siyasi olmayan işlerle uğraşılır. (Bozkuş, 2013:  147)

Bahâîlere göre yayılma gücü açısından dünyada Hıristiyanlık birinci, Bahâîlik ikinci sıradadır. Şili’de ve Hindistan’da yüksekokul, İsviçre’de akademileri vardır. Batı Samua Kralı Bahâî’dir. Amerika ve Almanya’da Bahâî kürsüleri vardır. Bolivya’da Nur Üniversitesi onlarındır.

Yedi yerde ana mabed mevcuttur. Ana mabedin dokuz kapısı olup, dokuz dini temsil eder, bir çatı altında toplar. Mabette şekil, resim ve görevli yoktur, namaz kılınmaz sadece dua edilir. Aynı kişilere göre Bâb, Şia’daki Onikinci İmam, İncil’deki İlya ve Zerdüşlükteki Behram’dır. (Bozkuş, 2013: 147 - 148)

Nihan Su

Kaynaklar

Metin Bozkuş (2013): http://eskieserler.net/dosyalar/mpdf%20(759).pdf,

Ethem Ruhi Fığlalı (1994): “Bahâilik”, DİA, Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul, cilt: 4,  ss: 464 – 468

Ethem Ruhi Fığlalı (1994): Bâbilik ve Bahâilik, Diyanet Yayınları, Ankara

Mehmet Haberli (2012): ”İtikadi İslam Mezheplerinin Ortaya Çıkışına Etken Eden Faktörler”,   İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, Cilt.1, Sayı:1 ss:

Cemil Hakyemez (2006): “Gaybet İnancı ve Şiîlikteki Yeri”, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İslam Mezhepleri Anabilim Dalı (doktora tezi)

Sabri Hizmetli (1983): “İtikadi İslam Mezheplerinin Doğuşuna İctimai Hadiselerin Tesirleri Üzerine Bir Deneme”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Ankara, c. XXVI, s. 657.  ss ss. 653-680.

Avni İlhan (1996): “Gaybet”, DİA, İstanbul, Diyanet Vakfı Yayınları, cilt: 13, ss: 410 – 412

Mustafa Öz (2002): “Mezhep Kavramı Üzerine”, İslami Araştırmalar Dergisi, Ankara, cilt: XV, sayı: 1-2

Mustafa Öz (2007): “Bâbilik ve Bahâilik”, Yaşayan Dünya Dinleri, Şinasi Gündüz (Ed.), İstanbul, Diyanet Vakfı Yayınları, ss: 459 – 464

Bekir Topaloğlu (1996): Kelam İlmi: Giriş,  İstanbul, Damla Yayınevi

Süleyman Uludağ (1996): İslam’da İnanç Konuları ve İtikadi Mezhepler, İstanbul, Marifet Yayınları

Güncelleme Tarihi: 03 Kasım 2018, 00:03
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20