Bal arısındaki ilahi mesaj

"Rabbin bal arısına, dağlardan, ağaçlardan ve insanların imal ettikleri kovanlardan kendine evler edinmeyi vahyetti. Kur’an-ı Kerim’de sadece bu ayette geçen “Nahl” kelimesi bal arısı anlamında kullanılmıştır." Hanife Ersoy yazdı.

Bal arısındaki ilahi mesaj

1. NAHL SURESİNE İSMİ VERİLEN BAL ARISI (Apis Mellifera)

Bal arılarının temel yiyeceği nektar, polen ve arı sütüdür. Bu çalışmada bal arılarının bireysel ve koloni düzeyinde büyüme, gelişme ve üreme gereksinimlerinde beslenme fizyolojisi yanı sıra, bal arısının yeteneğini gösteren ve koloni halinde yaşamını sürdüren ne tür bir böcekler olduğunun izahı yapılarak, bal arısına vahyedilen görev özelliklerinin neler olduğu çeşitli kaynaklar referans alınarak ilgili bilgilerin derlenmesi amaçlanmıştır. Allah’ın emrine karşı yerine getirilen görevler bağlamında vahiy ve bal arısı arasındaki ilişkiler irdelenecektir.

1.1. Nahl kelimesinin müzekker müennes özellikleri

وَأَوْحَى رَبُّكَ إِلَى النَّحْلِ أَنِ اتَّخِذِي مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَ

Rabbin bal arısına, dağlardan, ağaçlardan ve insanların imal ettikleri kovanlardan kendine evler edinmeyi vahyetti.[1] Kur’an-ı Kerim’de sadece bu ayette geçen “Nahl” kelimesi bal arısı anlamında kullanılmıştır. Bal arıları, koloni adı verilen topluluklar olarak yaşayan sosyal böceklerdir. Arılarda vücut yapısı, büyüme ve gelişme kendilerine özgü bazı organ ve yapıların dışında, diğer böceklerinkine benzemektedir. Bal arıları, yaşama bir yumurta olarak başlar ve tam bir başkalaşım geçirirler. Her bir arı, kuluçka süresince petek gözünde yumurta, larva, prepupa ve pupa evrelerinden sonra ergin bireye dönüşmektedir.[2] “Arıya vahyetme” ona ilham etme, kalbine düşürme ve Allah’tan başka kimsenin vâkıf olamayacağı, ancak O’nun bildiği bir şekilde ona öğretmesi demektir. Aksi halde, arının petekleri en sanatkârane bir şekilde örmesi, işlerini ince bir çizgide yürütmesi ve en güzel sonuçlar doğuracak şekilde davranması, Allah’ın akıl sahiplerine akıllarını lütfettiği gibi, arıya da bu işleri yapmanın bilgi ve zekâsını verdiğinin açık delilleridir. Arapça ´da isimler cinsiyet bakımından müzekker ve müennes yani eril ve dişil olarak ikiye ayrılır. Erkek olarak kabul edilen varlığı gösteren kelimelere müzekker yani eril; dişi olarak kabul edilen varlığı gösteren kelimelere müennes yani dişil kelimeler denir.[3] Yahya b.  Vessab “نحل” kelimesini Nun ve Hâ harfleri meftuh olarak nahal şeklinde okumuştur ki, nahl gibi bu da müzekkerdir.[4] Bal arısı ile ilgili bu iki ayetin hikmet, sır ve işaret içeren gizli kalmış yorumları, Arapça bilen arı yetiştiricilerin de rehberliğinde, müzekker olan nahl isminin, وَأَوْحَى “ve evhâ” ifâl babından mazi fiilin yapısından da anlaşılacağı gibi müfred, müzekker, gaib[5] olarak başlaması, daha sonra اتَّخِذِي, كُلِي ve فَاسْلُكِي emir fiillerinin müennes oluşunda bu emrin erkek arıya verilmediği, dişi arının emre muhatap olduğu görülmektedir.

Dişi (işçi) arıya, ilk emir “اتَّخِذِي,” i-tteḣiżî, edin, Emir, Fiil + Zamir, Müfred, Müennes Muhataba, İfti'âl Bâbı[6] kelimesi kullanılarak verilir. Arıya yapması ilham edilen “yuvalar”dan maksat, arıların ağaç kovukları gibi uygun doğal mekânlarda veya insanların özel olarak hazırladığı kovanlarda kendi ürünleriyle oluşturdukları petekler ve her petekte bulunan altıgen gözcüklerdir. Bal arısı, Allah’ın verdiği ilham veya içgüdü sayesinde, bizzat kendisinin ürettiği bal mumuyla kendi yuvasını yapmakta, dalak içine milimetrik ölçülerle altıgen prizma şeklinde gözcükler yerleştirmektedir.[7] Erkek arılar döllenmemiş yumurtadan 24 günde meydana gelirler. İri yapılıdırlar. Besin toplayamazlar. Mum bezleri ve iğneleri yoktur.[8] Bu sebeple yuvayı dişi arı yapar. Erkek arı vahyin muhatabı olmadığı için istese de petek öremez.

Bal arısının yuvası petektir. Bildiğimiz gibi arılar petekleri balmumundan yapmaktadır. Balmumu, işçi arının karbonhidratları yiyip sindirmesi sonucu 4. 5. 6. ve 7. karın halkalarında bulunan mum aynaları altındaki mum bezleri tarafından salgılanan bir maddedir. Balmumunu genel olarak 2-3 haftalık genç ya da orta yaşlı işçi (dişi) arılar salgılarlar. Arının bunu yapabilmesi için 2 gün sürekli bal yemesi gerekir. Arının balmumunu nasıl oluşturduğunu görmek ve olayı dışardan izlemek güçtür. Fakat bilinmektedir ki, balmumu çıkarmakla görevli işçi arılar karınlarını iyice doyurduktan sonra ayaklarıyla birbirine tutunarak salkım olurlar.(Resim 1) Kımıldamadan bu salkımlara asılan arılar, önceden yediklerini birkaç saat içerisinde sindirirler. Bu sırada salkımdaki ısı 25°C bulur ve arılar terler gibi damlacıklar halinde balmumu salgılamaya başlarlar. Çıkan damlacıklar hava ile karşılaşınca pulcuklar şeklinde donar. Bu pulcuklar arka ayaklar yardımıyla karın kısmından kazınıp ön ayaklara iletilmektedir. Ön ayaklarla da ağza alınmakta ve çiğnenerek yumuşatıldıktan sonra peteklerin yapımında kullanılmaktadır.[9](Resim 2) Mum örme dönemini tamamlayan işçi arılarda mum salgı bezleri dejenere olur ve birer sıra hücre tabakasına dönüşür.[10] Erkek arının mum bezleri olmadığından balmumu üretme yetenekleri yoktur.

Dişi bal arısına verilen bu emir, evlerinin ağaçlardan, dağlardan ve insanların imal ettikleri kovanlardan yapılması yönündedir. Şayet  “Dağlardan, ağaçlardan ve kurdukları çardaklardan kendine evler edin.” ifadesindeki Min’in mânası nedir? Onun yerine ‘dağlarda ve ağaçlarda’ denilmeli değil miydi?” dersen şöyle derim: Burada Min kullanılmakla ‘bir kısmında’ denilmek ve arıların evlerini dağ, ağaç ve çatıların tamamında yapmadıkları ve onların her yerini kullanmadıkları murat edilmiştir.[11] Müfessir, “min” cer harfinin اَلتّبْعِيضُ Teb’îz (bir bütünden bir parça, bir kısmı, bazısı) görevi yüklenmiş olduğunu izah etmektedir. Kırsalda arı aramaya çıkanlar bilirler ki arıların barınakları ağaçlar ve kaya kovuklarıdır. (Resim 3-4)

Tefsir kaynaklarına baktığımızda, kelime anlamı çardak, gölgelik, çatı gibi anlamlara gelen “araşe” kökü, müfessirler arasında farklı izahat ve görüşlere sebep olduğunu görürüz. Ancak netice itibariyle bu fiil”وَمِمَّايَعْرِشُونَ “ insanlar tarafından imal edilen arı evinden bahsetmektedir.

1.2. Semere (flora) ve bal arısı   

ثُمَّ كُلِي مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ فَاسْلُكِي سُبُلَ رَبِّكِ ذُلُلًا يَخْرُجُ مِنْ بُطُونِهَا شَرَابٌ مُخْتَلِفٌ أَلْوَانُهُ فِيهِ شِفَاءٌ لِلنَّاسِ

إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

Sonra floranın tamamından bir kısmını ye, böylece boyun eğerek Rabbinin yollarına koyul. Onların abdomenlerinden renkleri muhtelif nektar çıkar, insanlar için şifa ondadır. Muhakkak bunda tefekkür eden bir kavim için elbette bir âyet vardır.[12]

الثَّمَرَاتِ “semere” ثَمَرَ Kökünden türeyen, meyve, fayda, kâr, netice, nesil, evlat, mahsul[13] anlamlarına gelen kelime, ayette çoğul olarak geçmektedir. Kelimenin anlamının ne olduğunu tespit edebilmek için, “Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve bütün meyvelerden bazısını bitirir. Muhakkak bunda tefekkür eden bir toplum için bir ayet vardır.”[14] “Hurma ağaçlarının ve asmaların meyvelerinden, hem sarhoşluk veren içki, hem de güzel bir rızık elde edersiniz. Muhakkak bunda aklını kullanan toplum için elbette bir ayet vardır.”[15] Bu ayetler incelendiğinde, ekin, zeytin, hurma, üzüm bağları ve bunlar gibi başka semerelere ve diğer ayette ise hurma ve asmaların ürünlerinden elde edilen meyve ve şıralara semere dendiği görülmektedir. Bal arısı için yemesi emredilen semere ise ağız yolu ile topladığı nektardır. Balın ana maddesi her zaman bitkilerden elde edilmektedir. Çiçekli bitkiler, şekerli sıvı (nektar) salgılayan bezlere sahiptirler. Nektarın ana maddesi bitkilerin kalburumsu borucuklarında dolanan, klorofil asimilasyonu tarafından yapraklarda sentezlenen maddelerin tümü ile yüklenmiş ve özümlenir duruma getirilmiş olan bitki öz suyudur. Nektar, bitkilerin çiçeklerinde bulunur ve bitkilerin neslinin devamlılığını sağlayan polinasyon (tozlaşma) işlemi için polinatör böcekleri cezbederler. Bal arıları polinatör böcekler arasında en önemlileridirler. Polinasyon işlemini yaparken bal arıları da bu zor işlemin sonucunda kendileri için hayati öneme sahip nektar ve polenden yararlanırlar. Ballar elde edildikleri bitkisel kaynak doğrultusunda; çiçek balları ve salgı balları olmak üzere ikiye ayrılırlar. Yukarıda bahsedildiği şekilde nektardan yararlanılarak elde edilen ballara çiçek balları (nektar balları) denilmektedir. Salgı balları (balçiği balları) sokucu-emici ağız yapısına sahip böceklerin salgılarının balarıları tarafından toplanmaları sonucu oluşturulan ballardır.[16] Araştırmacı Yazar, “Balın ana maddesi her zaman bitkilerden elde edilmektedir.” Demekle nektarın floradan (bir ülke ya da bir bölgede yetişen bitkilerin tür olarak tümü) elde edildiğini söylemektedir.

Bal arısı ağız yolu haricinde gıda olarak polen de taşır. Polen, çiçekli bitkilerde çiçeklerin erkek organlarıdır. Polen protein, mineral maddeler, vitaminler ve iz elementler bakımından çok zengin bir besin maddesidir. İsçi arılar çiçekleri ziyaret ettiklerinde vücutlarına yapışan poleni arka ayaklarında kovana taşırlar.(Resim 5-6) Arılar poleni yavruların ve genç işçi arıların beslenmesinde kullanırlar. Polen arıların büyüyüp gelişmelerini tamamlamaları, salgı bezlerinin gelişmesi için gerekli olan başlıca protein kaynağıdır. Arılar bir gidiş gelişlerinde kovana ancak iki polen peleti taşıyabilirler. Toplanan polen genellikle nektar ve arı tükürük salgısıyla ıslatılarak birbirine yapışmış bir şekilde taşınır.[17]

Bütün semerelerden ye كُلِي , emri yine müennes olarak dişi (işçi) arıya verilmiş bir emirdir. Erkek bal arısı dişi (işçi) arının aksine floradan beslenmezler ve erkek arıların iğneleri yoktur. Ne nektar ne de polen toplarlar ve işçi arıların yardımı olmadan beslenemezler.[18] Nektar toplamak için ön mide olarak bilinen bal midesi histolojik olarak yemek borusu ile aynı epitel dokuya sahip olup ana arı ve erkek arılarda da bulunmakla birlikte en gelişmiş hali işçi arılarda görülmektedir. Bal arılarında sindirim sistemi temel olarak abdomende konumlanmış ve uzun bir yemek borusu ile ağıza bağlanmıştır. Yemek borusunun arka ucu ile bağlantılı olan bal midesi genişleyebilen bir formda olup, koloniye nektar veya su taşımada, aynı zamanda uçuşa çıkan işçi arıların uçuş kasları için gerekli olan enerjinin sağlanmasında karbonhidrat depolama görevi bulunmaktadır. (Snodgrass, 1910; Dade, 1962; Winston, 1987)[19] Gelişmeyen bal mideleri, erkek arı ve ana arının floradan nektar toplamadığını göstermektedir. Kovan içinde normal koşullarda bir adet ve yumurtlama yeteneği en üst düzeyde olan ana arının görevi, yumurtlamak suretiyle koloninin devamlılığını sağlamak ve salgılamış olduğu koku sayesinde koloni nizam ve intizamını sağlayarak koloni düzenini muhafaza etmektir. Ana arı vücut itibari ile işçi arılardan daha iri ve uzundur. Kalitesine göre bir ana arı günde 1000-2500 yumurta yumurtlar. Ana arılar genç bakıcı işçi arılar tarafından sürekli olarak “Arı Sütü” ile beslenirler.[20](Resim 7-8)

Flora ve bal arısı münasebetlerinde bal arısının seçici olduğu bazı bitki türlerini severek tercih ettiği bazılarına ise mecbur kalmadıkça yaklaşmadığı ya da hiç tercih etmediği görülmüştür. Bu durumda bütün “semerelerden ye”  مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ cümlesi meallendirildiğinde algılanan anlam ile sevmediği bitkilere yaklaşmayan, daha açık bir ifade ile bütün semerelerden yemeyen bal arısında, zannedildiği gibi çelişkili bir durum söz konusu olmaz. Kanaatimize göre burada dikkat çekilmesi gereken özellik, külli kelimesinden önce gelen “min” cer harfinin اَلتّبْعِيضُ Teb’îz (bir bütünden bir parça, bir kısmı, bazısı) görevi yüklenmiş olduğudur. “Allah, sizin için, o su ile ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve bütün meyvelerden bazısını “مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ” bitirir (Çünkü meyvelerin bütünü cennettedir). Elbette bunda düşünecek bir topluluk için (Allah'ın kemal ve kudretine delâlet eden) bir âlamet vardır.”[21] Ali Fikri Yavuz, ayeti meallendirken bu duruma dikkat çekmektedir. Keşşaf tefsirinde Müfessir, Teb’îz min cer harfini koyu ve italik yazarak aynı yönde fikir vermektedir. [1612] Şayet “Neden ‘her tür üründen’ buyruldu?”  dersen şöyle derim: Çünkü her tür ürünün tamamı ancak Cennette olur; Allah yeryüzünde bunların ancak bir kısmını -onları hatırlatıcı olarak- bitirmiştir.[22] Bu durumda ayetin meallendirmesinde  (floranın tamamından ya da bütün semereden ye) anlamı çıkarılmamalıdır. Teb’îz min cer harfi kullanılmasaydı çelişki söz konusu olurdu, bu sebeple Teb’îz min cer harfi aslında çelişkiyi engellemektedir. “Bütün ürünlerden” ifadesi arının malzeme alıp topladığı ve ye-meyi âdet ettiği her meyveyi içine alır; yani evler yap, sonra sevdiğin bütün ürünlerden ye.[23] Zemahşeri bu açıklamasi ile “adet ettiği her meyveyi içine alır”, “sonra sevdiğin bütün ürünlerden ye” açıklaması ile arının sevmediği ürünlerinin olduğunu ve onlardan yemediğini dikkatlere sunmaktadır.


1.3. Sülûk

Dişi arıya verilen önceki emirlerde, evler edin derken balmumu salgılayarak Allah’ın emrettiği yere petek örmesi, yemesini emrettiği semerenin de nektar olduğu anlaşılan, bu her iki emir ile (Yuva yapma ve floradan nektar toplama ) özel bir görev yüklenmekte iken. Dişi bal arısına bu son فَاسْلُكِي  “feslüki” İlahi emri ile erkek arı muhatap alınmadan genel bir görev yüklenmektedir. Dişi (işçi) arılar koloninin mevcudiyetini sürdürebilmesi için yaşamın başlangıcından ölüme kadar çok sayıda görevler üstlenirler. Bal arılarında fizyolojik yaşa bağlı iş bölümü; besin toplama, depolama, yavru ve ergin bireylerin beslenmesinde de özelleşme ortaya koymuştur.[24] Allah’ın yolları ifadesi ile önceki emirler gibi bu görevler tarif edilmemiştir. Bunu anlayabilmek için dişi (işçi) arıların doğumdan ölümüne kadar yapmış oldukları görevlerin neler olduğu bilinmelidir. Bu kapsayıcı emirde erkek arıya hitap edilmediği için dron arının, (erkek arı) neslin devamına sebebiyet vermesi haricinde hiçbir görevi üstlenmediği günümüz modern bilgilerinin delillendirmesi neticesinde anlaşılmıştır. Arı bireyleri ve onların üstlendikleri görevler anlatıldığında babasız olarak (haploid) dünyaya gelen erkek arının sanıldığı gibi kovan koruma görevinde, iğnesi olmadığı için askerlik işini de yapmadığı görülecektir. Yaşam için gerekli olan yiyecek ihtiyacını da kovanda stoklanan hazır yiyeceklerden gidermektedir. İşçi arıların yumurtalıkları gelişmemiştir. Dişidirler, döllenmiş yumurtadan 21 günde oluşurlar. Kolonideki işçi arıların sayısı mevsime göre değişiklikler gösterir, kışlama süresince sayıları 10.000 –20.000 arasında değişirken ilkbahar ve yaz aylarında sayıları 60.000-80.000 arasında değişir. Ömürleri yazın 40-60 gün kışın 4- 6 aydır. Kolonideki bütün işler işçi arılar tarafından yapılır. İşçi arıların kolonideki yaptığı işler; kovan temizliği, kovanın havalandırılması, arı sütü ve bal mumu salgılama, petek örme, yavru bakımı, ana arının bakım ve beslenmesi, kovan bekçiliği, nektar toplama, polen toplama, propolis ve su taşıma ve balın olgunlaştırılmasıdır. İşçi arıların kovan içi ve dışı hizmetleri tamamen fizyolojik yaş ile ilgilidir. Genç işçi arılar kovan içi işlerini yaparlar, yaşlı işçi arılar ise tarlacı arıcılardır.


 

Genç işçi arılarda kovan içi görev sırası şöyledir: Bir ve ikinci günler: Birbirlerini, yavru gözlerini temizler, birbirlerini besler, yavru gözlerini ısıtırlar. Üç ve beşinci günler: Yaşlı larvaları polen ve bal ile beslerler. Altı ve onbirinci günler: Genç larvaları arı sütü ile besler, arı sütü salgılarlar. Onikinci ve onyedinci günler: Mum bezleri gelişir. Petek örme, kovan temizliği ve kovanın havalandırılmasını yaparlar. Onüçüncü günden sonra uçma talimleri yaparak uçmayı öğrenirler. Onsekiz ve yirmibirinci günler: Kovan önü bekçiliği yaparlar. Yirmibirinci günden sonra 35. veya 55. güne kadar kovan dışı faaliyetleri yaparlar. Tarlacılık faaliyetleri olarak nektar ve polen toplar, su ve propolis taşırlar.[25]

Görüldüğü gibi, yuva yapma görevini 12-17 günlük henüz tarlacı olmamış genç dişi arılar, floradan nektar ve polen toplama görevini de kovan içi görevlerini tamamlamış tarlacı dişi arılar yerine getirmektedir. Erkek arı ve ana arının bilinen görevleri dışında diğer görevlerin tamamı dişi (işçi) arıya verilmiştir. Allah’ın yolları da bu görevlerdir. “Feslüki” emri ile  “bu görevleri yerine getir, Allah’ın bu yollarına koyul ya da, meslek kelimesi “seleke” kökünden türediği için bu görevleri kendine meslek edin” anlamlarını çıkartmak mümkündür. Bir yol tutmak, tutum almak, bir sıraya dizilme, tasavvuf yoluna girme anlamlarındaki Kur’an-ı Kerim’de 12 yerde geçen سَلَكَ “seleke” kökünden türeyen, sözlükte “yola girmek, yolda yürümek; (bir şey) başka bir şeyin içine nüfuz etmek, katılmak, intikal etmek” anlamlarına gelen sülûk kelimesi, tasavvufta “insanı Hakk’a ulaştıran tavır, amel, ibadet, fiil, hareket ve davranış tarzları” manasında kullanılmıştır. Sülûk, “yol” anlamına gelen ve terminolojide benzer çağrışımlara sahip olan tarîk ve tarîkat kavramlarından daha kapsamlıdır.[26] Sülûk ehlinin tutmuş olduğu yola özel anlamda “meslek” denir. Tasavvufta Hakk’a giden yolların, mesleklerin gökteki yıldızlardan daha çok, mahlûkatın nefesleri kadar olduğu kabul edilir. Bu sebeple meslekler birbirinden farklı olabilir. Bu fark sülûk ehlinin bilgi, amel, azim, mizaç, tabiat, meşrep, deneyim ve yeteneklerinin farklılığından kaynaklanır. Ebü’n-Necîb es-Sühreverdî mesleklerin farklı, maksadın ise bir olduğunu, sülûk ehlinin hal ve makamlarına göre amaçların da farklılaşabileceğini belirtir.[27] ذَلَّ Kelimesinden türeyen ذُلُلاً, hor ve hakir olmak, itaat etmek, boyun eğmek, yavaş ve muti olmak, birini zelil bulmak, zelil kılmak, zorluğu güçlüğü gidermek, kolaylaştırmak, alçak gönüllü olmak ve çiğnenmiş yol[28] olarak farklı anlamlar içermektedir. Mülk suresinin 15. Ayetinde Mehmet Türk “Zelûl: Uysal, istenildiği gibi çekilip götürülmeye müsâit olan şey, demektir. Yani bu uysallık, hakir ve hor anlamına değil, kolaylık ve uygunluk anlamınadır. Bir şey zelûl olmakla beraber şerefli de olabilir.”[29] Uyarısını yapmaktadır. Aynı kelime için Zemahşeri, “ذُلُلاً” (kolaylaştırarak) kelimesi zelûlun çoğulu olup sübül (yollar) kelimesinden haldir; çünkü Allah o yolları onlara kolaylaştırmış ve hazırlamıştır. “O’dur yeryüzüne size boyun eğdiren.” [Mülk 67/15] âyetinde ifade edildiği gibi. Veya ifade, فَاسْلُك۪ي (Yoluna gir.) ifadesindeki zamirden haldir ve “Sen de emrolunduğun şeye boyun eğerek ve ondan imtina etmeyerek...” demektir.[30] Müfessir, kelimenin kolay kılmak anlamına gelen yönüne de dikkat çekmiştir.

1. BAL ARISINDAKİ MUCİZEVİ İLAHİ MESAJ

2.1     Nektar ve Bal “ عَسَلٌ "

يَخْرُجُ مِنْ بُطُونِهَا شَرَابٌ مُخْتَلِفٌ أَلْوَانُهُ [31] 

Bal arısı baş, göğüs (toraks) ve karın (abdomen) olmak üzere üç ana kısımdan oluşur. Baş kısmında gözler, duyargalar (antenler) ve beslenme organları (ağız parçaları) bulunur. İşçi arılarda başın iki yanında salkım şeklinde arı sütü salgılayan salgı bezleri bulunur.  Arılarda thorax, ayak ve kanatların çıkış noktası olan ve içerisi kaslarla dolu olan hareketsiz kısmını oluşturur. Bal arılarında göğüs, ön göğüs, orta göğüs, son göğüs ve propodeum olmak üzere dört kısımdan oluşur. Ön göğüste bir çift ön bacak, orta göğüste bir çift orta bacak ve ön kanatlar ile son göğüste bir çift arka bacak ve bir çift arka kanat bulunur. Arıların karın kısmında sindirim ve üreme organları ile balmumu bezleri, koku bezleri ve iğne bulunur. Arılarda sindirim ağızda başlar, yemek borusu bal midesi, bağırsaklar ile anüste son bulur. Bal midesi karın kısmının girişinde, ampul şeklinde genişleyebilme özelliğinde bir yapıdır. Bal arıları su, nektar ve bal gibi sıvı besinleri bal midesinde depolayarak kovana taşır.[32]

Ayet, renkleri muhtelif şerbet (içecek, şurup v.b.) benzetmesi ile nektarı tarif etmektedir. Nektar, floradan arının karnındaki kursakta (bal midesi) depolanır, uçarak kovana taşır. Abdomende (bal midesi) stoklanan nektar hacminin, karın boşluğunun 2/3 oranında dolduğu temsili arı resminde(Resim 9) görülmektedir. Ayet bize arının anatomik yapısındaki bu mucizeyi mesaj olarak vermektedir. Arapçada Batn,  البَطْنُ  karın, mide, oba, her şeyin içerisi[33] anlamlarına gelmekte olup ayette kelimenin çoğul hali kullanılmıştır. Bu kelimedeki ( بُطُونِهَا ) zamirin müennes olması, abdomenin (karın) dişi arıya ait olduğunu göstermektedir. Ümit Şimşek Mealinde: “Âyetteki ibare “onların karınlarından” şeklinde olduğu gibi, “onun karınlarından” şeklinde de anlaşılabilir ki, her ikisi de doğrudur. Çünkü balarılarının bir değil, iki midesi vardır. Ayrıca, çiçeklerden nektar toplayarak midesinde saklayan arı, kovana geldikten sonra bunu başka bir arının midesine aktarır ve balı bu ikinci arı yapar. Böylece, balın her damlası çift mideli arılardan ikisinin karınlarından çıkmış olur.”[34] Bal midesi histolojik olarak yemek borusu ile aynı epitel dokuya sahip olup ana arı ve erkek arılarda da bulunmakla birlikte en gelişmiş hali işçi arılarda görüldüğünü daha önce bahsetmiştik. Bal arısı karnındaki bal midesini renkleri muhtelif nektar ile doldurduktan sonra kovana taşır. Kovana vardıklarında, İlahi mesajdaki tarif vuku bulur. Nektarın ağız yolu ile karınlarından dışarı çıkarılması günümüz arıcıları için sahip olunan bilgidir. Bu bilginin verildiği zamanın şartları göz önüne alındığında mucizevi bir İlahi mesaj olduğu anlaşılacaktır.

Renkleri muhtelif nektarı kovana getiren tarlacı arı, bu semereyi kendisi petek gözlerinde stoklamaz. Henüz tarlacı olmamış genç dişi işçi arılara ağız yolu ile aktarır. Böylece nektarın bala dönüşme aşaması başlamış olur.(Resim 10) Balı bal yapan enzimlerdir. Hammadde ne kadar fazla arı arasında paylaşılırsa o kadar olgunlaşır ve enzim içeriği de o derece yüksek olur (Maurizio,1979a; Crane,1980). Kovan içi arı tarlacı arıdan hammaddeyi alır ve kovanda tenha bir yere giderek yüzeye dik pozisyonda tutunur. Daha sonra çenesini açarak dilini aşağı yukarı hareket ettirir ve bu işlem esnasında ağzında oluşan damla halindeki nektarı 5-10 saniye sonra tekrar içine geri çeker. Hammaddeyi defalarca havaya temas ettirerek suyunun bir miktar uçmasını sağlar. Bu dışarı çıkarma ve içine çekme hareketini 80-90 kez ve 15-20 dakika boyunca yaptıktan sonra, suyun rahat uçması için, ince bir film tabakası halinde petek gözünün dibine serer. Bu işlem esnasında hammadde yarı olgunlaşmış (50-60% kuru madde) haline gelir (Doğaroğlu,1999;Crane,1980). Tam doldurulmamış petek gözleri üzerinde arılar kanat çırparak oluşan hava akımı sayesinde su oranını % 17-20 seviyelerine düşürdüklerinde olgunlaşma tamamlanmış olduğundan içerisinde hava kalmayacak bir şekilde petek gözleri tamamen doldurulur ve bal mumu ile kaplanır. Balın üzerinin sırlanmasından sonra, Çoğu mikroorganizma balda faaliyet gösteremez, bu nedenle kapalı bal uzun süre bozulmaz. Bu durumda, kovana taşınarak arıların karınlarından çıkan renkleri muhtelif nektarın “شَرَابٌ” (şerbet,içecek,şurup) bal olmadığı anlaşılmaktadır. Ayeti Kerime de biz insanoğluna, arıların karınlarından çıkanın bal olmadığını mucizevi bir açıklama ile ifade etmektedir. Çünkü asel kelimesini kullanmamıştır. Balın adı Arapçada عَسَلٌ “asel”dir. Bu kelime Kur’an-ı Kerim’de sadece Muhammed Suresinin 15. Ayetinde geçer ve bal nehirlerinden bahsederek bal anlamında kullanılmıştır.

2.2         Şifa ve apiterapi

فِيهِ شِفَاءٌ لِلنَّاسِ     “İnsanlar için şifa ondadır”

Balın insanlar için şifa kaynağı olduğu her kez tarafından bilinen bir bilgidir. “Bal; bitki nektarlarının, bitkilerin canlı kısımlarının salgılarının veya bitkilerin canlı kısımları üzerinde yaşayan bitki emici böceklerin salgılarının bal arısı Apis mellifera tarafından toplandıktan sonra kendine özgü maddelerle birleştirerek değişikliğe uğrattığı, su içeriğini düşürdüğü ve petekte depolayarak olgunlaştırdığı doğal bir üründür.[35] Temin edildiği bitkilerin kendine özgü renk, damak tadı ve kokuları çok muhteliftir.(Resim11)

Bingöl yöresinden toplanan bal örneklerinin antimikrobiyal etkinlikleri değerlendirilmiş ve 0.1 mL bal örneğinin Escherichia coli, Staphylococcus aureus, Klebsiella pneumoniae, Bacillus brevis, Pseudomonas aeroginosa gibi bakteri türleri ile Candida albicans ve Rhodotorula rubra gibi mantar türlerinin gelişimini inhibe ettiği belirtilmiştir. Balın antibakteriyel özelliği fenolik bileşiklerden başka onun osmotik yapısından ve yapısında bulunan glukoz oksidaz enzimi tarafından oluşturulan hidrojen peroksit (H2O2)’ten ileri gelmektedir.[36] Pinosembrin, galangin ve kafeik asit fenetil ester (CAPE) gibi flavanoidlerin bakteriyel RNA polimerazı engellediğini ve kuersetinin ise, hücre zarı geçirgenliğini arttırarak bakterinin ATP sentezi, hücre zarından madde taşınması ve hareketlilik yeteneğini kaybetmesine yol açtığını bildirmişlerdir. Balın antimikrobiyal etkinliğine karşı en hassas mikroorganizmanın S. aureus olduğunu, diğer taraftan E. coli’nin kısmen hassas olduğunu ve P. aeruginosa’nın ise en dirençli bakteri türü olduğunu göstermişlerdir. Genel olarak, gram pozitif bakterilerin balın antimikrobiyal etkisine, gram negatif bakterilerinden daha hassas olduklarını rapor etmişlerdir. Bal, doğal olarak antioksidan özelliği de olan bir besindir. Balın antioksidan özelliği yapısında bulunan glikoz oksidaz, katalaz, peroksidaz gibi enzimlerin yanı sıra flavonoidler, fenolik asitler (benzoik, ferulik, kumarik ve kafeik asit)[37] karotenoidler, tokoferoller ve tiamin, riboflavin ve askorbik asit gibi vitaminlerden kaynaklanmaktadır[38]. Ozcan ve Olmez[39] Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden 2006-2007 yılları arasında toplanan 16 bal örneğini inceledikleri bir araştırmada; mavi kantaron, sedir, çam ve fiğ balı gibi koyu renkli balların antioksidan kapasitelerinin açık renkli ballara göre daha yüksek olduğunu bildirmişlerdir. Islam ve ark.[40] Bangladeş balları üzerinde yaptıkları bir çalışmada toplanan farklı bal örneklerinin renkleri ve prolin aminoasidi içeriğinin, antioksidan kapasitesinin göstergesi olduğunu ve multiflora bal örneklerinin antioksidan kapasitesinin içerdiği fenolik asit ve flavonoid çeşit ve miktarlarına bağlı olarak monoflora bal örneklerine göre daha yüksek olduğu tespit etmişlerdir. Balın kanser önleyici etkisi aralarında meme kanseri, rahim ağzı kanseri, lösemi, böbrek hücreli kanser, mesane kanseri, kolon kanseri, prostat kanseri, ağız kanseri, kemik kanseri ve beyin kanseri gibi çeşitli tümör hücrelerinde gözlemlenmiştir.[41] Flavanoidlerin antikanser etkisi, aralarında tümör nekroz faktör-alfanın (TNF-α) uyarılması, hücre çoğalmasının engellenmesi, apoptosisin uyarılması ve hücre döngüsünün engellenmesi gibi ROS aracılıklı sinyalleşme yolunu düzenleyen antioksidan etkinlik aracılığıyla ortaya çıkmaktadır.[42] Balda yaygın olarak bulunan flavonoidlerden biri olan kuersetinin, farklı tümör tiplerinde önemli bir antiproliferatif etkisinin bulunduğu gösterilmiştir.[43] Samarghandian ve ark.[44] Balın prostat kanser hücreleri üzerinde çoğalmayı önleyici etki gösterdiğini ve bu etkinin balın krisin (flavanoid) içeriğiyle ilişkili olabileceğini rapor etmişlerdir. Balın antimikrobiyal, antioksidan ve antikanser etkilerinin yanında bileşiminde bulunan metabolitlerin yara iyileşme, sindirim sistemi üzerine kalp ve damar hastalıklarına karşı olumlu etkileri olduğu da yapılan çalışmalarla ortaya konulmuştur.[45] Ajibola ve ark.[46] Balın, mide ülserinin temel etkeni olan Helicobacter pylori bakterisinin gelişimini inhibe ederek, hastalığın etkisini azalttığını bildirmişlerdir. Zanini ve ark.[47] fareler üzerinde yaptıkları bir çalışmada ise günlük diyette bal ile beslenen deneklerin mide lezyonlarını azalttığını tespit etmişlerdir. Ecinococccus granulosus’a karşı %10’luk konsantrasyondaki balın 3. dakikadan itibaren öldürücü etki gösterdiği bulunmuştur.

Zemahşeri ilgili ayeti açıklarken, ” شِفَاءٌ şeklinde nekre olarak kullanılmış olması ya baldaki şifanın önemini veya bazı şifalar olduğunu ifade etmek içindir; her ikisi de muhtemeldir.[48] Baldaki şifaya dikkat çekmekle birlikte, bazı şifalardan bahsederek aklını kurcalayan ihtimallerden de söz etmiştir. O günün şartlarında bal haricinde diğer ürünleri şifa verici varlığı pek bilinmiyordu. Harfi cerden sonra gelen “فِيهِ “ deki zamir ile müfessirler balı kastederek şifanın balda olduğunu söylemektedirler. Biz de bunun böyle olabileceğini düşünmekle beraber söz konusu zamirin müzekker nahl (bal arısı) kelimesine râci olduğunu düşündüğümüzde şifanın sadece balda değil, bal ile birlikte diğer arı ürünlerinde de olduğu anlamı çıkmaktadır. Bal arısı ürünleri içerisinde en çok bilineni baldır. Oysa bal dışında besleyici ve tedaviye destek özellikte başka arı ürünleri de vardır. Polen, arı sütü ve propolis son yılarda yapılan araştırma sayısı en fazla olan arı ürünleri arasında yerini almıştır. Bununla birlikte arı ekmeği (perga) ve erkek arı larvası (apilarnil) gibi ürünler ise çok bilinmeyen ve hakkında az çalışma olan ürünlerdir.[49]

Bu ürünlerden polen, çiçekli bitkilerde çiçeklerin erkek organlarıdır. Polen protein, mineral maddeler, vitaminler ve iz elementler bakımından çok zengin bir besin maddesidir. İşçi arılar çiçekleri ziyaret ettiklerinde vücutlarına yapışan poleni arka ayaklarında kovana taşırlar. Arılar poleni yavruların ve genç işçi arıların beslenmesinde kullanırlar. Polen arıların büyüyüp gelişmelerini tamamlamaları, salgı bezlerinin gelişmesi için gerekli olan başlıca protein kaynağıdır.

Arı sütü 6-12 günlük isçi arıların kafalarındaki çene alt› (mandıbular) ve hipofarenks bezlerinden salgılanan, besin değeri ve biyolojik aktivitesi çok yüksek değerli bir üründür. Arı sütü kovan içerisindeki genç larvaların ve kraliçe arının beslenmesi için kullanılır. İşçi arılarla kraliçe arı arasında genetik olarak bir fark yoktur. Larvaların beslenmesine bağlı olarak bunlar ya işçi arı veya kraliçe arı olurlar. Tüm larvalar ilk 3 gün arı sütü ile beslenirler.(Resim 12-13) Üçüncü günden sonra eğer larvalar bal ve polen ile beslenirse işçi arı, arı sütü ile beslenirse kraliçe arı olurlar. Kovanda sadece kraliçe arılar, tüm hayatı dönemince arı sütü ile beslenir. Ana arı yetiştiriciliği yapılırken, üretim belirli bir aşamada durdurularak larvaların beslenmeleri için salgılanan arı sütünün, larvalar imha edildikten sonra toplanması ile arı sütü üretimi(Resim 14) yapılmaktadır.[50]  

Propolis,(Resim 15) arıların bitki tomurcuk ve filizlerinden topladığı çok kuvvetli virüs öldürücü (anti-viral), bakteri öldürücü (anti-bakteriyel), mantar öldürücü (anti-fungal) etkiye sahip yapışkan organik bir maddedir. Arılar kovan içerisindeki besinleri, yavruyu ve kendilerini çeşitli mikroplardan (virüsler, bakteriler, fungus) korumak için propolis toplarlar ve bununla kovanın içerisini dezenfekte ederler. Tarlacı işçi arılar propolisi, bitkilerin özellikle tomurcuk ve sürgünlerinden toplarlar. Arı, propolisi toplamayı kararlaştırdığı bitkinin tomurcuklu kısmına konar. Arka ayakları ve üst çenelerini kullanarak bir miktar zamksı sızıntıyı kopartır. Bu parça ağızda nemlendirilip yumuşatılarak ve bu sırada bazı enzimler eklenerek pelet haline getirilir. Pelet, ön ve orta bacakların yardımı ve bacak hareketleri ile arka bacaklardaki polen sepetçiğine paketlenir. Polen sepetçiği yeteri kadar propolis ile doldurulduğunda kovana toplanır.[51]

Arı zehiri, arılarda zehir torbasına bir kanal ile bağlanan asit ve alkali salgı bezlerinde üretilir ve zehir torbasında depolanır. Koloni herhangi bir şekilde rahatsız edildiğinde veya koloniye diğer canlılar saldırdığında isçi arılar alarm koku (feromonu) salgılarlar, bu koku işçi arılarda sokma eylemine neden olur. İşçi arılar soktukları zaman iğnelerini geri çekemezler ve iğne kasların da hareketiyle zehir torbasındaki zehiri, sokulan kişiye enjekte eder.[52]

Apiterapi; sağlığı korumak, hastalığı önlemek ve iyileştirmek amacıyla bal, polen, arısütü, propolis, arı zehiri gibi arı ürünleriyle yapılan doğal bir tedavi yöntemidir. Başta bal olmak üzere arı ürünleri, yüzyıllardır halk arasında birçok hastalığın tedavi edilmesi amacıyla kullanılmaktadır. Bal, yaralarda inflamasyon ve ödemi azaltmaktadır. Oral olarak alınan balın immun sistemi aktive ettiği, kanser ve metastaza karşı koruyucu olduğu ve antimikrobiyal, antioksidan özellik gösterdiği bilinmektedir. Balın yanı sıra polen ve arı sütü de besin değerlerinin yüksekliği, içerdikleri protein, mineral, vitamin, serbest aminoasitler ve antibakteriyel, antifungal ve antioksidan özellikleri nedeniyle apiterapide sıklıkla kullanılan ürünlerdir. Propolis birçok ilacın içeriğinde yer almaktadır. Antibakteriyel, antioksidan ve antikanser etkileri kanıtlanmıştır. Propoliste bulunan krizin ve kampferol temel antialerjik bileşenlerdir. Arı zehri ise başta romatizma olmak üzere multiple skleroz (MS) ve romatoid artrit olgularında ayrıca egzama, epilepsi, migren gibi birçok hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır.[53] Bu ürünlerden ayrı olarak son yıllarda arı ekmeği (perga) ve erkek arı larvaları (apilarnil) gibi ürünler, kovan havası ve arı sesi gibi uygulamalar da apiterapi alanında kendine yer bulmaktadır.

2.3     Bal arısında vahyin tecellisi

إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُون  “Tefekkür eden bir topluluk için bunda bir ayet (ibret) vardir.” Ayet bu son cümle ile son bulmaktadır. Allah’ın yaratmasına şahitlik eden, bu yaratmada lüzumsuz davranışları asla olmayan, yaptıkları ile insanı düşündüren, aklını kullananın anlamasına sebebiyet veren bal arısı, tanıdıkça ilgi duyulan, ibret alınan Allah’ın bir ayetidir. Petek gözünden çıkıp yaşama başladıktan hemen sonra eğitim ve öğrenmeye gerek duymaksızın “yuva edin” İlahi emri gereği, hayret verici mühendislik ve mimari bir yetenek ile petek örmesi,(Resim 16-17-18) daha sonra bu peteğin içerisine cennet ürünü olan muhteşem bir gıda ile doldurmasının ardından bozulmaya karşı onu sırlaması, sadece Allah’a ait bir kudretin ayeti olarak yansımasıdır. Bu yetenek aynı koloniden erkek bal arısında yoktur. İstese de yapamaz. Kur’an-ı Kerim’in 1400 sene önce bize bildirdiği, bilimin çok yakın bir zaman içinde ortaya çıkardığı bu hakikat vahyin mucizevi bir haberidir. Kur’an-ı Kerim’in nazil olduğu dönemde insanların tamamının kovan içerisindeki koloni bireylerinin iş bölümünü ve yapılan işlerin detaylarını bilmeleri mümkün değilken, bu gün vahiyle verilen haberin doğruluğu akılları hayrete bırakan bir gerçek ile ortaya çıkmıştır. Daha net yazmak gerekirse Allah’ın bal arısında belirmesi, kudretinin görünmesidir, tecellisidir. İlgili ayetleri bal arısında okumadır.    

Bal arısında haberleşme, florada besin kaynağını bulan işçi (dişi) arılar bu kaynağın yerini, mesafesini, çeşidini ve miktarını petek üzerinde yaptığı dans ile diğer işçi arılara bildirmektedir. Bal arıları temelde, besin kaynağını birbirlerine bildirmek için Dairesel Dans ve Kuyruk Sallama Dansı yapmaktadırlar. Bu danslar dışında Geçiş Dansları ile birlikte pek çok dans da bulunmaktadır. Irklara göre değişmekle birlikte bal arıları kovandan 100 m uzaklığa kadar olan besin kaynaklarını koloninin diğer bireylerine bildirmek için petek üzerinde Dairesel Dans yapmaktadırlar. Dairesel dansta besin kaynağının yönü hakkında bilgi ya hiç yoktur ya da çok azdır. Dansı izleyen arılar kovanın 100 m uzağında herhangi bir yöne uçuşa geçebilirler. Bal arıları kovana 100 m’den daha fazla uzaklıkta olan besin kaynaklarını koloninin diğer bireylerine bildirmek için petek üzerinde Kuyruk Sallama Dansı yaparlar. Bu dansta ileri doğru düz koşu ile sağa doğru bir yarım daire yapılır ve geri dönülür. Sonra düz koşu yapılarak sola doğru yarım daire yapılır ve başlama noktasına dönülür. Dairesel danstan, kuyruk sallamaya geçiş şeklinde yapılan dansa; “orak” veya “hilal” dansı denir. Kaynağın uzaklığı arttıkça, hilalin uçları yaklaşır. Kuyruk Sallama Dansında en çok dikkat edilen nokta Güneş’in konumudur. Kovan içerisinde iken tüm bal arıları tarafından Güneş’in peteklerin üst kısmında olduğu varsayılır. Kuyruk Sallama Dansında çıkarılan sesin frekansı ve dansa ayrılan zaman, kaynağın uzaklığı ve özelliği hakkında izleyen arılara bilgi vermektedir. Kovanda dans eden arı besin kaynağından getirdiği besin örneğini de kendisini izleyen arılara paylaştırarak dansını daha etkin hale getirmektedir. Kuyruk Sallama Dansı sırasında 2 yarım daire arasındaki düz koşmanın süresi ana hatlarıyla çiçeğin mesafesi hakkında bilgi vermektedir. 1 saniye 1 km mesafeye karşılık gelmektedir. Aynı kaynağı tarif eden işçi arıların sayıca fazla olması, besin kaynağı olan çiçeklerin bolluğu, dans eden işçi arı tarafından salınan feromon ile üzerindeki çiçek kokusu da besin kaynağı hakkında bilgi vermektedir.[54] Besin kaynağını bulup ait olduğu koloninin diğer bireylerine haber vermede bencillik göstermeyen arının, bu iletişimi dans yaparak iletmesi ibretlik bir davranış olarak görülmektedir.

Arılar koloni halinde yaşarlar kolonide tefrika yoktur. Arı ailesindeki bireylerin sayısı arttıkça tehlikelere karşı koyma kolaylaşır ve üretim artar. Aynı koloniden arıların kavga ettikleri tespit edilmiş bir durum değildir. Arıların ömrü çok kısadır. Ömrü en kısa olan en çok çalışandır. Bu kısa hayata rağmen (Kovan içinde 21 gün, kovan dışında 21 gün toplam 42 gün) çalışmada tembellik göstermez. Bereketi arı hareketinde görürsünüz. Kışı geçirmek için kış salkımı oluşturur ve bir yumak halinde birbirlerine kenetlenirler. Aksi halde kışı geçirmeleri mümkün değildir. Arılarda bir de yalancı ana vardır, başlangıçta her şey normalmiş gibi görünür ancak bu arı kolonisinin akıbeti yok oluştur.

Allah’ın ayetlerindeki her şey ibret almamız için değil mi? Yayın Tarihi: 16 Aralık 2011 Cuma 08:40Güncelleme Tarihi: 16 Aralık 2011, 19:00[55]

SONUÇ

Nahl suresinde sayısız nimetler, nankörlüğe ceza, vahiy ve hayat, gerçek tevhit ve bal arısı ile ilgili ayetler, ilgisiz kalmayanlara hitaben düşündürücü, ibret verici ve etkili bir biçimde anlatılmıştır. İnsanın duygu ve düşünce dünyasına hitap ederek ilahi hikmetleri gözler önüne serme açısından muazzam bir suredir. Bu sebeple inanan bir insana, kendi davranış ve hareketlerini kontrol edip çeki düzen verebileceği bir rehberdir. Sülûk ehli bal arısındaki yansımalar, Allah’ın yolları olarak işaret edilmiştir. Bu durum, Allah’a yolculuk eden bir sâlikin yol içerisinde karşılaşabileceği zorluklara karşı yol göstericidir. Aynı zamanda düşünen ve akleden toplumlar için, iş paylaşımları ve örgütlü çalışmaları o toplumların metaforu olmuştur. Davranışları, ördükleri petekleri, cennet ürünü olan balları ve kolonilerindeki işbirlikçi hareketleri sonucu bereketli verimlilikleri düşünen insana derin saygı ve hayranlık uyandırmıştır.

Hanife Ersoy

Kaynakça:

Onbaşılı D, Yuvalı Çelik G, Kahraman S, Kanbur M. Apiterapi ve insan sağlığı üzerine etkileri. Erciyes Üniv,Vet Fak Derg 2019; 16(1): 55-62.

İslamoğlu Mustafa, Hayat Kitabı Kur’an. İstanbul: Düşün Yayıncılık,2008.

İslamoğlu Mustafa, Kur’an Sûrelerinin Kimliği, İstanbul: Akabe Vakfı Yayınları,2011.

Mevdudi, Tefhimu’l Kur’an Kur’an’ın Anlamı ve Tefsiri, İstanbul: İnsan Yayınları, 1986.

Okumuş Namık Kemal. 2K Kader ve Kanun. Ankara: Araştırma Yayınları, 2020.

Önkal Ahmet, Rasûlulâh’ın İslâm’a Da’vet Metodu. Konya: Hayra Hizmet Vakfı Yayınları,1981. 

Sarı Mevlût, El- mevârid Arapça- Türkçe Lügat. İstanbul: Bahar Yayınları,

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Arıcılık, Ankara:Yayın Dairesi Başkanlığı. Çiftçi Eğitim Serisi Yayınları, 2004/2

Ulviye Kumova - Ali Korkmaz, Arı Yetiştiriciliği, Adana: TARP Türkiye Tarımsal Araştırma Projesi Yayınları, 2001)

Türkiye Diyanet Vakfı, İslam Ansiklopedisi, Ankara: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi Yayınları, 2006.

Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınlarının Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, çev. Hayreddin Karaman - Mustafa Çağrıcı - İbrahim Kâfi Dönmez - Sadrettin Gümüş, Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2006.

Zemahşeri, el-Keşşâf ‘an Hakā’ikı Gavâmizi’t-Tenzîl ve ‘Uyûni’l-Ekāvîl fî Vücûhi’t-Te’vîl, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları 70, 2016.

ELEKTRONİK KAYNAKLAR

https://www.kuranmeali.com

https://tr.wikipedia.org/wiki/

https://www.dunyabizim.com

https://www.haksozhaber.net

https://www.arapcadeposu.com

Dipnot:

[1] en-Nahl, 16/68

[2] Genç Ferhat - Cengiz Mahir BAL ARISI(Apis mellifera L.)Anatomisi, Genetik ve Islahı İle Ana Arı Yetştiriciliği (Ankara; Gece Akademi Yayınevi, 2019),1.

[3] Arapça Deposu, Cinsiyet Bakımından Kelimeler,(Erişim 14 Nisan 2021), https://www.arapcadeposu.com/arapca-dil-bilgisi-cinsiyet-bakimindan-kelimeler/.

[4] Zemahşeri, El-Keşşâf, 3/994

[5] https://www.kuranmeali.com/Elfaz.php?sure=16&ayet=68, ( Erişim 14 Nisan 2021), en-Nahl 16/68

[6] https://www.kuranmeali.com/Elfaz.php?sure=16&ayet=68, ( Erişim 14 Nisan 2021), en-Nahl 16/68

[7] DİB, Kur’an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir, 3/417

[8] Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Arıcılık, ( Ankara; Yayın Dairesi Başkanlığı Çiftçi Eğitim Serisi Yayınları, 2004/2), 86-87.

[9] Seven Selvinar, Apiterapi - Balmumu (Apitherapy-BeesWax), (Uludağ Arıcılık Dergisi, 2002-1), 32.

[10] Wikipedia, https://tr.wikipedia.org/wiki/Balmumu, (Erişim 14 Nisan 2021)

[11] Zemahşeri. El-Keşşâf, 3/996.

[12] en-Nahl, 16/69

[13] Sarı Mevlût, El- mevârid Arapça- Türkçe Lügat, (İstanbul; Bahar Yayınları),182.

[14] en-Nahl, 16/11

[15] en-Nahl, 16/67

[16] Korkut Mürşit, Çam Pamuklu Koşnili (Marchalina hellenica) ve Çam Balı. (Uludağ Arıcılık Dergisi, 2002-1), 36.

[17] TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANLIĞI, Arıcılık, ( Ankara; Yayın Dairesi Başkanlığı Çiftçi Eğitim Serisi Yayınları, 2004/2), 86-87.

[18] Wikipedia, https://en.wikipedia.org/wiki/Drone_(bee), (Erişim 14 Nisan 2021)

[19] Özbakır Özmen - Alişiroğlu Duygu Gülru, Bal Arılarında Beslenme Fizyolojisi ve Metabolizması, (J.Anim. Prod., 2019, 60 (1): 67-74, DOI: 10.29185/ hayuretim.523081)

[20] Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Arıcılık, (Ankara; Yayın Dairesi Başkanlığı Çiftçi Eğitim Serisi Yayınları, 2004/2), 8.

[21] Ali Fikri Yavuz Meali, https://www.kuranmeali.com/AyetKarsilastirma.php?sure=16&ayet=11, (Erişim 14 Nisan 2021), en-Nahl 16/11

[22] Zemahşeri. El-Keşşâf, 3/942.

[23] Zemahşeri. El-Keşşâf, 3/996.

[24] Özbakır Özmen - Alişiroğlu Duygu Gülru, Bal Arılarında Beslenme Fizyolojisi ve Metabolizması, (J.Anim. Prod., 2019, 60 (1): 67-74, DOI: 10.29185/ hayuretim.523081)

[25] Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Arıcılık, ( Ankara; Yayın Dairesi Başkanlığı Çiftçi Eğitim Serisi Yayınları, 2004/2), 9-10.

[26] Uludağ Süleyman, “Sülûk”, DlA İslam Ansiklopedisi, (İstanbul; Türkiye Diyanet Vakfı Yayın Matbaacılık ve Ticaret İşletmesi, 2010), 38/127.

[27] DİA, Uludağ, “Sülûk”, 38/127-128

[28] Sarı, El- mevârid, 549-550.

[29] Mehmet Türk Meali, (Erişim 15 Nisan 2021), Mülk 67/15. https://www.kuranmeali.com/Aciklama.php?meal=mehmetturk&sureno=67&ayet=15

[30] Zemahşeri. El-Keşşâf, 3/996.

[31] en-Nahl, 16/69

[32] Ulviye Kumova - Ali Korkmaz, “Arı Yetiştiriciliği” (Adana; TARP Türkiye Tarımsal Araştırma Projesi Yayınları, 2001), 11.

[33] Sarı, El- mevârid, 111.

[34] Ümit Şimşek Meali, https://www.kuranmeali.com/Aciklama.php?meal=simsek&sureno=16&ayet=69, en-Nahl 16/69.

[35] Onbaşılı Dilşat - Gökçen Yuvalı Çelik - Sümeyye Kahraman – Murat Kanbur, Apiterapi ve insan sağlığı üzerine etkileri. Erciyes Üniv.Vet Fak Derg 2019; 16(1): 50.

Ulbricht C, Conquer J, Giese N, Khalsa KPS,Sklar J, Weissner W, Woods J. An evidencebased systematic review of bee pollen by the natural standard research collaboration. J Dietary.Suppl 2009; 6(3): 290-312.

[36] Onbaşılı Dilşat - Gökçen Yuvalı Çelik - Sümeyye Kahraman – Murat Kanbur, Apiterapi ve insan sağlığı üzerine etkileri.50.

White JW. Subers MH, Schepartz AI. The identification of inhibine the antibacterial factor in honey, as hydrogen peroxide and its origin in a honey glucose-oxidase system. Biochem Biophys Acta1963;73(1):57-70.

[37] Onbaşılı Dilşat - Gökçen Yuvalı Çelik - Sümeyye Kahraman – Murat Kanbur, Apiterapi ve insan sağlığı üzerine etkileri.50.

Khalil MI, Moniruzzaman M, Boukraâ L, Benhanifia M, Islam MA, Islam MN, Sulaiman SA, Gan. SH. Physicochemical and antioxidant properties of Algerian honey. Molecules 2012; 17(9): 11199- 215.

[38] Onbaşılı Dilşat - Gökçen Yuvalı Çelik - Sümeyye Kahraman – Murat Kanbur, Apiterapi ve insan sağlığı üzerine etkileri.50.

Isidorov V, Bagan R, Bakier S, Swiecicka I. Chemical composition and antimicrobial activity of polish herbhoneys. Food Chem 2015; 171: 84-8.

[39] Onbaşılı Dilşat - Gökçen Yuvalı Çelik - Sümeyye Kahraman – Murat Kanbur, Apiterapi ve insan sağlığı üzerine etkileri.50. Ozcan MM, Olmez C.Some qualitative properties of different monofloral honeys. Food Ch2014.163.212-8.

[40]Onbaşılı Dilşat - Gökçen Yuvalı Çelik - Sümeyye Kahraman – Murat Kanbur, Apiterapi ve insan sağlığı üzerine etkileri.50.

Islam A, Khalil I, Islam N, Moniruzzaman M, Mottalib A, Sulaiman SA, Gan SH. Physicochemical and antioxidant properties of Bangladeshi honeys stored for more than one year. BMC Complement Altern Med 2012; 12(1): 177.

[41] Onbaşılı Dilşat - Gökçen Yuvalı Çelik - Sümeyye Kahraman – Murat Kanbur, Apiterapi ve insan sağlığı üzerine etkileri.50.

Alvarez-Suarez JM, Giampieri F, Battino M. Honey as a source of dietary antioxidants: Structures, bioavailability and evidence of protective effects against human chronic diseases. Curr Med Chem 2013; 20(5): 621-38.

[42] Onbaşılı Dilşat - Gökçen Yuvalı Çelik - Sümeyye Kahraman – Murat Kanbur, Apiterapi ve insan sağlığı üzerine etkileri.50.

Premratanachai P, Chanchao C. Review of the anticancer activities of bee products. Asian Pac J Trop Biomed 2014; 4(5): 337-44.

 [43]Onbaşılı Dilşat - Gökçen Yuvalı Çelik - Sümeyye Kahraman – Murat Kanbur, Apiterapi ve insan sağlığı üzerine etkileri.50.

Alvarez-Suarez JM, Giampieri F, Battino M. Honey as a source of dietary antioxidants: Structures, bioavailability and evidence of protective effects against human chronic diseases. Curr Med Chem 2013; 20(5): 621-38.

 [44]Onbaşılı Dilşat - Gökçen Yuvalı Çelik - Sümeyye Kahraman – Murat Kanbur, Apiterapi ve insan sağlığı üzerine etkileri.50.

Samarghandian S, Afshari JT, Davoodi S. Honey induces apoptosis in renal cell carcinoma. Pharmacogn Mag 2011; 7(25): 46-52.

[45] Onbaşılı Dilşat - Gökçen Yuvalı Çelik - Sümeyye Kahraman – Murat Kanbur, Apiterapi ve insan sağlığı üzerine etkileri.50.

Alvarez-Suarez JM, Giampieri F, Battino M. Honey as a source of dietary antioxidants: Structures, bioavailability and evidence of protective effects against human chronic diseases. Curr Med Chem 2013; 20(5): 621-38.

[46] Onbaşılı Dilşat - Gökçen Yuvalı Çelik - Sümeyye Kahraman – Murat Kanbur, Apiterapi ve insan sağlığı üzerine etkileri.50.

Ajibola A, Chamunorwa JP, Erlwanger, KH. Nutraceutical values of natural honey and its contribution to human health and wealth. Nutr Metab 2012; 9(61): 1-13.

[47] Onbaşılı Dilşat - Gökçen Yuvalı Çelik - Sümeyye Kahraman – Murat Kanbur, Apiterapi ve insan sağlığı üzerine etkileri.50.

Zanini S, Marzotto M, Giovinazzo F, Bassi C, Bellavite P. Effects of dietary components on cancer of the digestive system. Crit Rev Food Sci Nutr 2014; 55(13): 1870-85.

[48] Zemahşeri, El-Keşşâf, 3/996.

[49] Sibel Silici, Bal Arısı Ürünleri ve Apiterapi, (Türkiye Tarım - Gıda Bilimi ve Teknolojisi Dergisi 7 (9): 1249-1262, 2019), 1249.

[50] Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Arıcılık, ( Ankara; Yayın Dairesi Başkanlığı Çiftçi Eğitim Serisi Yayınları, 2004/2), 90.

[51] Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Arıcılık, ( Ankara; Yayın Dairesi Başkanlığı Çiftçi Eğitim Serisi Yayınları, 2004/2), 87-88.

[52] Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Arıcılık, ( Ankara; Yayın Dairesi Başkanlığı Çiftçi Eğitim Serisi Yayınları, 2004/2), 92.

[53] Onbaşılı D, Yuvalı Çelik G, Kahraman S, Kanbur M. Apiterapi ve insan sağlığı üzerine etkileri. Erciyes Üniv.Vet Fak Derg 2019; 16(1): 55-62.

[54] Arılar Varsa Yarınlar Var, Bal Arılarında İletişim, (Erişim 16 Nisan 2021), (https://arilarvarsa.org/bal arilarinda iletisim).

Root, A. I., 1983 The ABC and XYZ of Bee Culture 570-572., The A.I. Root Company, Medina. Ohio. USA

[55] Mehmet Ersoy, “Ayetin Bir Tefsiri Olarak Arıdaki Mucize”, Dünya Bizim, (Erişim 15 Nisan 2021), (https://www.dunyabizim.com/mercek-alti/ayetin-bir-tefsiri-olarak-aridaki-mucize-h8211.html).

Yayın Tarihi: 11 Kasım 2021 Perşembe 12:00
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Abdullah Hanifi
Abdullah Hanifi - 4 hafta Önce

“Bal arıların karınlarından çıkan renkleri muhtelif nektarın “شَرَابٌ” (şerbet,içecek,şurup) bal olmadığı anlaşılmaktadır.” Nahl suresi 69. Ayetin üçüncü cümlesindeki bu anlatım çok dikkat çekici, yanılmıyorsam böyle bir tefsirin tespiti ilk kez yapılıyor. Gerçekten de nektar bal değildir. Balın hammaddesidir. Birinci cümlede verilen mesaj da öyle görünüyor ilk kez tespit edilmiş bir durumdur. Karadeniz yöresinde Mart ayında açtıkları için "Mart çiçeği" olarak bilinen Çuha çiçeklerine “Arı konmaz” adı verilmiştir. Bu örnekten de anlaşıldığı üzere arılar bütün semerelerden yemiyor.

Mehmet Ersoy
Mehmet Ersoy - 4 hafta Önce

Senelerdir büyük bir özveri ile yayın hayatını sürdüren “dünyabizim” ekibine ve tek kişilik dev bir kadro hizmeti veren olağanüstü gayretlerinden dolayı Editör Hacer Hanım’a teşekkürler.

Hacer Yeğin
Hacer Yeğin @Mehmet Ersoy - 4 hafta Önce

Değerli katkılarınız için biz teşekkür ederiz. Varolun.

banner26