"Fatih Harbiye" kitap özeti

Peyami Safa, bu eseriyle döneminin edebiyatçıları tarafından da sıkça konu edilen Doğu-Batı çekişmesini işlemiş ve özellikle gençlerin iki kültür arasındaki gelgitlerini okuyucuya sunmuştur. Tamamına Hap Kitap uygulamasından ulaşabileceğiniz kitabın özet ve ses kayıtlarına dair bilgilendirme içeriğini istifadelerinize sunuyoruz.

"Fatih Harbiye" kitap özeti

Neriman, ailesi tarafından Doğu kültürüyle büyütülmüş bir genç kızdır. Hem arkadaşı hem de sözlüsü sayılabilecek Şinasi ile birlikte konservatuvarın alaturka musiki bölümünde eğitim almaktadır. Fatih’te oturan Neriman, okuluna ulaşmak için Fatih-Harbiye tramvay hattını kullanır. Ancak tramvayın iki ucu, Neriman için iki ayrı uçurumdur. Onun gözünde Fatih Doğu’yu, Harbiye Batı’yı temsil etmektedir.

Peyami Safa’nın 1931 yılında yayımlanan eseri “Fatih-Harbiye”, modern hayatın geleneksel hayat üzerinde etkisinin yeni yeni hissedilmeye ve sorgulanmaya başlandığı yıllarda geçer. Hikâyede genç bir kızın iki kültürün arasında yaşadığı kimlik problemleri anlatılır.

Fatih ve Harbiye, birbirine zıt iki semt. Biri Doğulu, biri Batılı. Doğulunun sıkıcılığı ve Batılının can alıcılığı karşı karşıya. Modern ve geleneksel kültürler arasında bocalayan bir genç kız, Neriman.

Son zamanlarda Batı kültürü Neriman’ı cezbetmekte, giderek Fatih’ten, çaldığı alaturka sazdan ve Şinasi’den soğumaktadır. Bu iki kültür arasında gelgitler yaşayan Neriman, özünden uzaklaşmaya başlar ancak kendisini yeniden bulması çok sürmeyecektir.

Peyami Safa, bu eseriyle döneminin edebiyatçıları tarafından da sıkça konu edilen Doğu-Batı çekişmesini işlemiş ve özellikle gençlerin iki kültür arasındaki gelgitlerini okuyucuya sunmuştur.

Kitap özetinden bölümler:

Konservatuvar Çıkışı

Neriman ve Şinasi, konservatuvar çıkışı Vezneciler’e kadar beraber yürüdüler ama Neriman, Beyazıt’ta bir arkadaşının davetine yetişmeye çalıştığı için pek konuşmadılar. Neriman’ın ondan bağımsız önden önden yürümesi Şinasi’yi rahatsız edince Beyazıt’a varmadan ondan ayrılmak istedi. Bu istek karşısında Neriman’ın duyduğu mutluluğu fark ettiğinde daha da canı sıkıldı.

Tütüncüye girip sigara aldı. Akşam Gazetesi’nin ilk sayfasına göz atacaktı ki rahat etmeyip Neriman’ın peşinden Beyazıt’a doğru yürümeye başladı. Neriman, İtfaiye’de oturan bir arkadaşına gidiyordu. Arkadaşı, Şinasi’den hoşlanmadığı için iki defadır davetine çağırmamıştı onu. Şimdiye kadar buna alınmamıştı ama bugün Neriman da ondan ayrılmaya hevesli olunca ağırına gitmişti. Beyazıt Meydanı’na vardığında Neriman’ı tramvay beklerken gördü. Yanına gidecekti ki Neriman’ın hâlinde bir tuhaflık fark etti. Arkadaşına gider gibi değildi. Gelen Fatih-Harbiye tramvayına herkesten önce binmeye çalışacak kadar telaşlıydı. Tramvayın arkasından koşmak istedi Şinasi ama bütün sesler, görüntüler kayboldu birdenbire. Beyni uğuldamaya başladı sanki, kalbinde şiddetli bir çarpıntı oldu. Hiçbir şey yapamayacağını anlayınca sigara yaktı, yere düşürmek üzere olduğu kemençesini yeniden koluna takıp köşedeki kahveye kadar yürüdü.

“Ne yapmalı?” diye düşündü kahvede oturduğu sürece. Neriman’ın değiştiğini çoktandır fark ediyordu Şinasi. Konservatuvara gelmediği ve eve geç gittiği günler sıklaşmıştı. Süsündeki değişiklik de dikkat çekiyordu. Şinasi’yle konuşurken eskisine göre daha asabiydi. Neredeyse yirmi gündür okula sazını da getirmiyordu. Son zamanlarda gözüne çarpan değişiklikleri düşündü durdu, sonunda kahveden çıktı. Süleymaniye tarafına döndü. Yıllardır bu yollarda beraber gidip gelmişlerdi. Yedi sene önceki siyah saten gömlekli, siyah başörtülü kız, bugünkü gibi koşmazdı. O kızın başı önünde, gözlerinde korku olurdu, Şinasi’yi görene kadar. Fatih’e kadar yürüdü Şinasi. Aynı mahallede yaşıyorlardı. Eve girince odasına çıktı ve kemençesiyle belki sekiz on defa aynı şarkıyı çaldı. Yemeğin ardından Neriman’ın evine gitti. Saat on buçuktu ve Neriman hâlâ gelmemişti. Faiz Bey, kızı geç kaldığı meraklanmıştı. “Geçen ay da bir kere geç gelmişti ama onu önceden haber vermişti, sen de yanındaydın.” dedi. Şinasi, Neriman’ın bugün okuldan çıktıktan sonra Fahriyelere gittiğini söyledi. Fahriye de gece yatıya tutmuştu demek ki. Bir süre sessizce beklediler sonra da Faiz Bey’in Şinasi geldiğinde okuyor olduğu Mesnevi’den konuştular biraz. Her zaman derin sohbetlere dalan bu iki adam, bu gece ikisinin de aklı Neriman’da olduğundan bir sohbet açamadılar. Şinasi çok oturmadan kalktı. O gittikten sonra Faiz Bey uyumaya çalıştı ancak uyku tutmadı. Pencereden sokağa baktı. Bir otomobil sesi duyunca pencereye iyice yaklaştı ve arabadan inen Neriman’ı merdivenin başında karşıladı. Parmaklarının ucunda korkarak eve girmişti. Karşısında babasını görünce korkudan nerdeyse bayılacak olan Neriman, hızlıca geçti oradan ve odasına gidip kendisini yatağa attı. Faiz Bey arkasından baktı, yere düşen kâğıtlar gözüne takıldı. Lambayla eğilip baktığında kâğıtların konfeti olduğunu anladı. Yatak odasına dönünce uzunca bir süre ayakta kalakaldı. Kulağında otomobil sesi, gözünün önünde Neriman’ın o otomobilden inişi ve korkuyla eve girişi…

Beyoğlu’nun Renkli Akşamları

Neriman, ertesi sabah geç uyandı ve yataktan hemen kalkma cesaretini gösteremedi. Başında bir ağrı, aklında dün gecenin hatıraları vardı. Gözünün önünde Maksim salonunun renkli ışıkları ve güzel giyimli kadınları, damağında içtiği içeceğin acı tadı... Yatakta kıvrandı, kalkamadı. Macit’le akşam saat altıda Löbon’da buluşmuşlardı. O kadar saat yalnız kalmalarına rağmen hiçbir çapkınlık yapmamıştı Macit. Uzun ince elleri gözünün önünden gitmiyordu.

Hizmetlileri Gülter odaya gelip Neriman’ı kaldırdığında saat ikiye geliyordu. Odadan çıkıp babasını rahatlatmasını istiyordu Neriman’dan. Kendisi odadan çıkmadan, Gülter’den babasına gidip gece Fahriyelerde olduğunu, geç saate kadar saz yaptıklarını, sonra dayısıyla birlikte otomobille getirdiklerini söylemesini istedi. Gülter’in arkasından kulağı sesteydi, babasının haykırışını duyacağını zannediyordu ama Gülter döndüğünde babasının rahatlayıp çıktığını söyledi. Dün gece Şinasi’nin de geldiğini söyledi Gülter. Doğru ya! Babasından sonra bir de Şinasi vardı hesap vermesi gereken.

Şinasi konservatuvara geç gitti o gün. Neriman dersten sonra Fahriye’yle yürürken Şinasi’nin oturduğu kahvenin önünden geçtiler. Şinasi önce onları görmezden geldi ama dayanamayıp yanlarına gitti. Sessizce yan yana yürümeye başladılar. Fahriye, her zamankinden daha sıcak davranıyordu ama Şinasi bu samimiyetin altında yatan sebebi anlıyordu. Sonra Neriman başladı konuşmaya. Dün önce Fahriyelere gittiğini ama oradaki toplantı iptal olduğu için Macit’in ısrarı üzerine Beyoğlu’na çıktıklarını, Maksim’e gittiklerini anlattı. “Macit’le beraberdik.” demesi Şinasi’nin kulaklarında çınladı. Fahriye’ye hiç gitmediği hâlde böyle yalan söylemesini hazmedemiyordu. Dayanamayıp yanlarından ayrıldı. İki kız, yürümeye devam ettiler. Neriman birdenbire asabileşip söylenmeye başladı, “Bu ud da sinirime dokunuyor. Babam Şark terbiyesi almış diye ney çalıyor, bana da udu musallat etti. Alaturka musikiyi okuldan kaldırsalar da kurtulsam. Oturduğum mahalle de sinirime dokunuyor artık. Fatih meydanından geçerken bütün adamları kahvede boş otururken buluyorum. Ama Beyoğlu öyle mi? Her yer güzel, herkes zevk sahibi. Dükkânlar da insanlar da başka. Macit’in ve Şinasi’nin elleri bile birbirinden farklı. Birininki bir kadın kadar bakımlı, diğerininki kemençe çalmaktan yaralı.”

Neriman, Fahriye ile konuşurken Şinasi’den vazgeçemediği için kendine sinirlenmişti. “Doğru. Yedi senedir neredeyse gece gündüz beraberiz. Bizim evin erkeği gibi bir şey.” dedi. Yol boyunca yedi yıldır bu yollardan beraber okula gittiklerini düşündü. Oturdukları yerleri hatırladı ve Şinasi’nin onu mutlu ettiğini anımsadı.

Ancak Fatih’e gidecekken tramvayı görünce yine arzuları uyandı ve binip Beyoğlu’na gitmeye karar verdiler. Bu arzusunun altında Macit’i görme ihtimali vardı. Galatasaray’dan Tünel’e yürüdüler. Fatih, çok uzakta kalmıştı. Neriman bir süredir içinde yeni bir hayata, yeni bir medeniyete dair isteğin uyandığının farkındaydı. Fahriye’yle birlikte mağazaların vitrinlerine baktılar. Itriyat mağazasının önünden geçerken bir gün Şinasi’yle de durup bu vitrine baktığını hatırladı. “Bu vitrinler kim bilir kaç Türk kızını baştan çıkardı ve çıkaracak.” demişti Şinasi. Löbon’a girdiler, Macit’in yanında başka bir kadın vardı ama Neriman’ı görünce hemen ayağa kalktı. Birlikte oturmayı teklif etti, oturdular. Gelecek Perşembe Perapalas’taki bir baloya davet etti kızları. Neriman gece çıkmanın her zaman kolay olmadığını söyledi. Macit ise ısrarcıydı, isterse bir yolunu bulacağını söyledi. Fatih’e dönene kadar baloyu düşündü. Dokuz gün vardı ve o baloya gitmenin, giderken de güzel giyinmenin bir yolunu bulmalıydı.

Devamını okumak ve dinlemek için HAP KİTAP uygulamasını indirebilirsiniz.

v

Yayın Tarihi: 27 Eylül 2022 Salı 19:00
YORUM EKLE

banner19

banner36