"Çöle İnen Nur" kitap özeti

Türkiye’nin önemli şair, yazar ve düşünce insanlarından Necip Fazıl Kısakürek’in kaleme aldığı “Çöle İnen Nur”, Hz. Muhammed’in hayat hikâyesini anlatan bir eserdir. Kitap, Hz. Muhammed’in hayatını anlatırken bunu bir tarih anlatısı olma iddiasıyla değil bir sanat eseri olma iddiasıyla gerçekleştirir. Tamamına Hap Kitap uygulamasından ulaşabileceğiniz kitabın özet ve ses kayıtlarına dair bilgilendirme içeriğini istifadelerinize sunuyoruz.

"Çöle İnen Nur" kitap özeti

Kâinatın başlangıcının başlangıcı olan, bütün önceki peygamberlerin arkasında namaz kıldığı, Allah’ın Sevgilisi, doğumundan itibaren peygamberlik alâmetleriyle donatılmıştır. Kendisine peygamberlik inmeden bile mucizeleriyle insanlara iyilik vermiş, Cebrail’in peygamberliği haber vermesinden itibaren de sonu ne olursa olsun Allah sevgisinden ve Allah’ın emirlerini insanlığa aktarmaktan dönmemiştir.

Başlarda birkaç kişinin kendisine imân etmesinden, kalanların kendilerine zulüm reva görmesinden caymamış, Allah sevgisini yüreğinden eksiltmemiştir. Zaman geçtikçe kitleler hâlinde insanlar İslâm’a secde etmiş, İslâmiyet dünyanın dört bucağında Kur’ân aşkıyla dalgalanmıştır.

Birçok mucizesinin yanında O, insanlığa en büyük mucizesini bırakarak tek harfi bozulmadan günümüze ulaşan Kur’ân’ı emanet ederek hakikî hayata erişmiştir.

Bugün muhafazakâr okurların başucu kitapları arasında yer alan “Çöle İnen Nur”, Hz. Muhammed’in hayatını, masalsı ve şiirsel bir estetikle okurun karşısına çıkararak bu hikâyeyi farklı bir okuma biçimiyle sunuyor.

Kitap özetinden bölümler:

Tüm Zaman ve Mekânların Resulü

Hazreti Peygamber, (s.a.) bizzat kâinatın yaratılışının nedenidir. O’nun peygamberliği, henüz Âdem’in cismine ruh üflenmemişken bellidir: Abdullah bin Câbir’in anlatımıyla;

“O’na yalvardım:

-Ey Allah’ın Resulü, söyle bana, Allah’ın her şeyden evvel yarattığı nedir?

Dediler:

Her şeyden evvel Peygamberinin nurunu, kendi nurundan yarattı.”

O’nun nuru, ilk kez Âdem Peygamber’in alnına nakşedildi. Bu nur, oğuldan oğula geçti. Zaman ve mekân içinde resuller geldi, resullük bayrağını birbirlerine teslim ederek gittiler ta ki bayrak, Allah Sevgilisi’ne ulaşana kadar…

O’nun dünyaya geliş yılında dünya ne hâldeydi?

Cihan ticaretinin hilekâr dümencisi Yahudi, bütün marifetini İskenderiye’de göstermekteydi. Bizans, sağır duvarların ezici baskısı altında, bozulmuş Hristiyanlık artığının yenmez ve yutulmaz bulamacının içindeydi. Mezopotamya’da ne Bâbil kalmış ne Asma Bahçeleri… İsrailoğulları’nın ayak izleriyle açılan Filistin’de Yahudilik gezinmekte… İran, Zerdüşt’ün putlarına ve ateşe tapıyor. Çin’de “hiç”e götüren Buda ve “hiç” olan Konfüçyüs izlenmekte.

Mekke’de ticaret hareketli. Herkes tacir, kadınlar da bu işin içinde. İnsanlar her ne kadar “Allah” kelimesini unutmamışsa da yüzlerce put türemiş. Kız çocuklarını diri diri gömecek kadar vahşi bir hissizlik peyda olmuş.

Nur’un dünyaya iniş yılında Kâbe: Rivâyete göre mübârek anne Âmine Hatun’un büyük tecelliye kavuşmasına elli gün var. Ebrehe ordusu Mekke önünde görünüyor. Şehir teslim bayrağını çekmiş ve ordu için saldırı emri verilmişken şehri esas sahibi koruyor ve ordunun fili yere çökerek Kâbe istikametinde tek adım atmıyor. Ebâbil kuşları ve gökten yağan mercimek tanesi büyüklüğünde taşlar… Birbirine giren ve birbirini çiğneyen insanlar, hayvanlar… Kâbe işgal edilemiyor.

Hazreti Peygamber’in (s.a.) Doğuşu, Çocukluğu ve İlk Gençliği

Sene 571… Nisan ayının 20’nci günü… Pazartesi sabaha karşı… Bütün yaratılmışların ve yaratılacakların vücuda gelişinden murad olan, göbeği hilkatten kesilmiş ve hilkatten sünnetli, doğmuştur.

O doğduğunda İran’da kisrâların sarayında on iki burç birdenbire çöküyor. Taberiye Gölü yerin dibine geçiyor. Ateşe tapanların bin yıldır yanan ocakları sönüyor.

Memeden kesildiğinde tekbir getiriyor ve sağ işaret parmağını göğe kaldırarak Allah’a hamd ediyor.

Babası kendisi doğmadan ölen Allah’ın Sevgilisi, henüz beş-altı yaşlarında annesini, sekiz yaşında ise dedesini kaybediyor. O’na amcası Ebu Talib bakıyor.

Güler yüzlü fakat daima düşünceli, yaramazlıklara yabancı Nur Çocuk, delikanlılığa doğru uzanırken ufak mucizeler de kendini gösteriyor. Çöl sıcağında o nereye gitse tepesinde bir bulut onu hep takip ediyor.

Hiçbir sebeple putların yanına uğramayan İnsanlığın Çobanı, ilk gençlik zamanlarında Kureyşlilerin koyunlarını güdüyor.

Yirmi yaşına geldiğinde insanlar onu “El Emin” lakabıyla anıyor. Yirmi beşine geldiğinde, Huveylid kızı Hatice, kervanlarına katılıp malının başında durmasını teklif ediyor, O da kabul ediyor. Yolculuk boyunca o malûm bulut, Allah’ın Sevgilisi’nin başında dolaşmaya devam ediyor. Bir süre sonra Büyük ve Temiz Hatice’yle evleniyorlar.

Mısır Sultanı tarafından hediye edilen Mâriye isimli cariyeden olan İbrahim’den başka, Allah’ın Resulü’nün bütün çocukları Hatice’den: Kasım, Zeynep, Ümm-ü Gülsüm, Rukiye, Fâtıma ve Abdullah. Erkek evlatlar küçük yaşlarda ölüyor.

Otuz yedi yaşlarında, kulaklarına gâipten sedâlar gelmeye başlıyor.

Gâye, İnsan ve Ufuk

Allah’ın Sevgilisi’nin yaşı kırkına geldiğinde taşkın bir yalnızlık ihtiyacı hasıl oldu. Kâinatın Efendisi ara ara Hira Dağı’nda, tek başına, bir mağarada derin düşüncelere dalmaya, hayatını derinleştirmeye başladılar.

Bu sıralarda, amcası Ebu Talib’in oğlu Ali’yi evlat edindi.

Hatice, bir köle aldı; ismi Zeyd. Allah’ın Sevgilisi kölenin kendisine verilmesini istedi, Hatice seve seve verdi. Allah’ın Resulü Zeyd’i azad edip onu evlâtlığa kabul etti.

Gâye - İnsan ve Ufuk - Peygamber Efendimiz, (s.a.) altı ay boyunca rüyalarında ne görse bir bir çıkmaya başladı. Ramazan’ın

Pazartesi’ye denk gelen on yedinci günü, Allah’ın Resulü Hira Dağı’ndaki mağaradayken Cebrail kendisine dünya ve madde perdesinde göründü. O’na üç kere “Oku!” dedi. Ve ardından, ilk ayeti okudu, Hz. Muhammed tekrar etti. Bu olaydan sonra üç yıl vahiy gelmedi.

Bir gün Hira Dağı’ndan inerken, gökyüzünde Cebrail’i yeniden gördü. Hızlıca eve gitti, “Beni örtülere bürüyün, bürüyün; üstüme soğuk su dökün!” dedi. İşte o gün, vahiy yolu bir daha kesilmemek üzere bütün azametiyle açıldı.

Allah Resulü’ne ilk inanan Büyük ve Temiz Hatice oldu. Ardından Sıddîk-i Ekber sıfatlı Ebu Bekr, Peygamber’in (s.a.) evlatlığı Hz. Ali,azâd edip evlât edindiği Zeyd geldi.

Allah’ın Sevgilisi, İslâm’ı sessizce çevresine anlatmaya başladı. Putperestler durumdan rahatsız olsalar da henüz bir savaş başlamamıştı. Kavga alevlenmek üzereydi fakat asıl alevlenen İslâmiyet’ti…

Bütün zaman ve mekânın Peygamber’ine (s.a.) ait ilk devre, “Açığa vur!” emri gelene kadar sürdü.

Devamını okumak ve dinlemek için HAP KİTAP uygulamasını indirebilirsiniz.

Yayın Tarihi: 15 Nisan 2022 Cuma 10:00 Güncelleme Tarihi: 03 Haziran 2022, 13:19
YORUM EKLE

banner19

banner36