Kalb-i selim insanlar yetiştirmek duygu eğitimiyle mümkün

Yaratıcı bizleri dünyaya gönderirken, yaşamla mücadelemizde bizlere yardımcı olacak ve bizleri kamil insan olma noktasına taşıyacak teçhizatı da biz insanoğlunun hamuruna yerleştirmiştir. Bu mükemmel donanımın bir parçasını oluşturan ve bizi yaratılanlar içerisinde en şerefli varlık kılan ise özümüzde bulunan duygu programımızdır. Duygu repertuarımızdaki her duygunun özgün ve bizi güçlü kılacak bir rolünün olduğunu kendi içimize tutacağımız farkındalık büyüteciyle rahatlıkla görebiliriz. Bu noktada insanlığımızın belki de en çok duygularımızdan belli olabileceğini söyleyebiliriz. Duyguyu ihmal ederek, aklı ve toplumu inşa etmeye çalışmak insanı harekete geçiren ruhsal enerjinin devre dışı kalarak ruhsuz bir yapının ortaya çıkmasına neden olacaktır. Belki modernizmin yücelttiği akla, duygu enjekte ederek merhamet, şefkat, nezaket ve güven duygularının tekrar diriltilmesine yardımcı olabiliriz.  İnsan ötekine ihtiyaç duyan ve ilişkileri kadar hayattan doyum alan sosyal bir varlıktır. Ruhsal olarak birbirimizle kurduğumuz her temasta duygusal sinyaller göndererek ya birbirimizi besler ya da zehirleriz. Duygu dilinin kelimesi ve cümlesi yoktur fakat malzeme yönünden çok zengindir. Duygunun lisanı dile, kulağa ve lügâte çok fazla ihtiyaç duymaz.

Aile yaşamı, duygusal derslerin verildiği ilkokuldur. Çocukların duygusal gelişimleri, içinde bulundukları aile ortamına göre değişim gösterecektir. Gelişim tek yönlü değil; fiziksel, bilişsel, duygusal ve sosyal yönleri ile birbiriyle ilişkili bir bütündür. Çocuklarda bu gelişim alanlarından birinin eksik kalması, onların hayata hazırlanmalarında zorluk yaşamalarına neden olacaktır. Bu zaman dilimini düşündüğümüzde ailelerin çocukları için taşıdıkları gelecek kaygıları onları daha çok zihinsel becerileri ile ilgilenmeye yönlendirdiğini gözlemlemekteyiz. Bu durum çocukların duygusal ve sosyal yönlerinin ikinci plana itilmesine neden olabilmektedir. Oysa bizler, 21. yüzyıl çocuklarında aranan en önemli becerilerin başında iletişim ve işbirliğinin geldiğini yetkin ağızlardan duyuyoruz. Bu becerilerin yakıtı konumunda bulunan duygu eğitimi ise burada hayâti bir önem taşıyor. Sağlıklı kararlar alabilen, işinde ve ilişkilerinde kişisel doyum sağlayan, bir başkasının acı ve hüznüne duyarlı bir neslin yetişmesi için onların duygusal gelişimleri ile daha yakından ilgilenmeliyiz. Acaba çocuklarımızın duygusal gelişimlerini desteklerken onlara duygu eğitimini nasıl verebiliriz?

Öncelikle duygunun ne anlama geldiğine bir bakalım. Duygunun birbirinden farklı birçok tanımı bulunmaktadır. Bu tanımlardan birisinde duygu; belli bir nesnenin, olayın veya bireylerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim şeklinde tanımlanır (TDK.1988). Goleman ise duyguyu, bir his ve bu hisse özgü belirli düşünceler, psikolojik ve biyolojik haller, bir dizi hareket eğilimi olarak tanımlamaktadır (Goleman 1996). Renklerin siyah ve beyaz arasındaki fon farkları gibi duygunun da renk yelpazesi geniştir. Doğuştan gelen birincil duygulara bağlı olarak gelişen ikincil duyguların varlığı gibi...

Duygusal eğitim şansa bırakılmamalı

İnsanlık her ne kadar 21. yüzyıla girmiş olsa da insan tam olarak keşfedilemedi diyebiliriz. Keşfedilemeyen varlığın eğitimine de nereden başlanması tam olarak kestirilemiyor. Duygu insanî bir şey olduğuna göre, ona çocuğun eğitiminin temeline konulacak bir köşe taşı gözüyle bakabiliriz. Günümüzde çocuklarımızın duygusal eğitimlerinin şansa bırakılmasının sonuçları maalesef çok yıkıcı olabiliyor. Duygu eğitiminde amaç duygu akışını, karar verici makama değil, aklın hükümranlığına eşlik edecek bir noktaya getirmektir. Aklı ve kalbi birleştiren bir eğitim diyebiliriz.

Duygu eğitimi alan çocukların kendi duygularının farkında olan, içgörü sahibi, kendisi ile ilgili sağlıklı kararlar alabilen, kendi sınırlarından emin ve hayata olumlu bakabilen kişiler oldukları görülüyor. Bu çocuklar ilerleyen zaman içinde başkaları ile sağlıklı iletişimin temeli olan empati becerisini hayatlarında güzel kullanıyorlar. Bununla ilgili olarak Daniel Goleman 'Duygusal Zeka' isimli kitabında bu eğitime tabi olmuş çocukların özelliklerinden bahseder. Birçok bulgu, duygu eğitimini alan çocukların, kendi duygularını tanıyan ve bu duygularını idare edebilen, başkalarının duygularını okuyup onlarla etkili bir şekilde başa çıkabilen kişiler olduklarını göstermiştir. Bu kişilerin hayatın her alanında -gerek romantik, yakın ilişkilerde, gerekse kurum içi politik ilişkilerde başarıyı belirleyen sözsüz kuralların kavrama becerisinde- avantajlı oldukları görülmüştür (Daniel Goleman, Duygusal Zeka Kitabı, s. 41).

Duygu eğitimine ilk önce çocuklarımıza duyguları tanıtarak başlayabiliriz. Korkmak, sevmek, üzülmek, ürkmek, heyecanlanmak, hayal kırıklığına uğramak, endişelenmek vs. O kadar geniş bir duygu çeşitliliği var ki bunların hepsini çocuklarımızla iletişim kurarken kullanabiliriz. Etkili iletişimde içerik yansıtma kadar duygularımızı da karşı tarafa yansıtma vardır. Bizler jest ve mimiklerimizle desteklenmiş bir duygu yansıtması ile çocuklarımızın duyguları anlama becerisini artırabiliriz. Örneğin; arkadaşları tarafından oyuna alınmadığı için ağlayan çocuğumuza: 'Arkadaşların seni oyuna almadıkları için üzgünsün.' demek gibi. Bunu söylerken beden dilimize de dikkat etmek tabii ki önemli görülüyor. Örneğin çocuğumuza taraf dönüp, onun göz hizasından konuşmak gibi. Ancak o zaman çocuğumuzla kalp hizasında kurduğumuz bir iletişimi yakalayabiliriz. Yine onların da bize duygularını ifade etmeleri için 'Ne hissettin?' sorusunu sorabiliriz. Böylelikle çocuğumuzun, duygusal mesajlarla verilen duyguları tanıma ve bu duyguların anlamlarını sezme yeteneği artacaktır.

Duyguları tanıma ve anlama becerisi gelişmiş birinin iletişimin vazgeçilmez unsuru olan empati kurma yetisi de gelişecektir. Bir insanın mimiklerinden anlam süzmek ancak empati becerisi gelişmiş birisi tarafından yapılabilir. Empatinin kökeninde öz bilinç yatmaktadır. Yani kendi duygularımızın ne kadar farkındaysak, başkalarının duygularını okumayı da ancak o kadar iyi biliriz. Duygu dilsizlerinin, içgörü ve empatiden genelde yoksun olduklarını görürüz. İnsanlar arasındaki iletişimde görülen duygusal ahenk, empati yetisinden kaynaklanır. Çocuklar arasındaki empatik ilgi farklılıklarının temelinde ise anne-baba tutumları yatmaktadır. Bazı ailelerin aşırı eleştirme ve katı tutum sergileyerek çocuklarının duygularını yaşama imkanını ve ortamını ortadan kaldırdıkları görülür. Bu durum çocukların duygusal gelişimlerine ket vuracaktır.

Duygusal gelişim ailede başlar

Çocuklar gördüklerini taklit ederek empatik tepki repertuarlarını geliştirebilirler. Anne, çocuğun çeşitli duygularına -neşe, göz yaşı, kucak ihtiyacı gibi- empati göstermekten sürekli uzak kalıyorsa çocuk bu duyguları ifade etmekten hatta hissetmekten vazgeçmeye başlar. Çocuğun bakım vereni ile yaşadığı bu duygusal uyumsuzluk ilerleyen yıllarda çocuğun hayata senkronize olmasını da engelleyecektir.

Çocukların duygusal gelişimlerini etkileyen en önemli faktör içinde yetiştikleri aileleridir. Özellikle çocuğun hayata gözünü açtığı ilk bebeklik yıllarında temel ihtiyaçlarının vaktinde ve yeterince karşılanması sağlıklı duygusal gelişimin temelini oluşturmaktadır. (Bu konu ile ilgili olarak 'Hayata Güvenli Bağlanma' yazımızı okuyabilirsiniz.)

Olumlu kişiler arası ilişkiler ile ilgili masal ve öyküler anlatılıp sonrasında üzerinde konuşulması, onlara olumlu rol model olması açısından yapılabilecek çalışmalardan bir tanesidir. Çünkü çocuklar hayatın her alanında olduğu gibi duygu eğitimi konusunda da takip edip, izinden gidecekleri bir rehber ararlar. Bu noktada ebeveynler olarak duygusal tepki vermede de rol model olma önemli duruyor.

Çocukların ilişki ve iletişimlerini artıracak oyunlar oynamaları yine duygu eğitimleri için yapılabileceklerden biridir. Örneğin, dergi ve gazetelerdeki insan yüzlerine bakarak onların duygularını tahmin etme oyunu gibi. Çünkü duygular çoğunlukla yüz ifadelerine yansıyan süreçlerdir. Bu sebeple duygusal mesajların iletilmesinde yüz ifadeleri önemli bir rol oynamaktadır.

Bazen bizi doyuran bir iletişimde dil önemini yitirir ve duygunun dili konuşmaya başlar. Kelimelerin dar kalıplarından arınmış, gönle şifa veren böyle bir muhabbet içine girmişsek, söylemediklerimizi de anlayan birisi vardır karşımızda. Duygu ve düşüncedeki bu sessiz ahenk, arka fonda çalan notaları okuma becerisi gelişmiş, kalb-i selim bir insanın varlığının da emaresidir diyebiliriz.

Duygu eğitimi, kendini ve diğerlerini tanımak için önemli bir etken, değerli bir yol, ruhsal bir uyanıştır. Kişinin kendi iç dünyasında olup bitenin sürekli farkında olması aynı zamanda kendini bilmesi ancak duygularını tanıması ile mümkündür. Yunus Emre'nin de ifadesi ile ilmin başı kendini bilmekse, diğer bütün okumalarımız kendimizi bilmeye yardım ettiği oranda değer kazanacaktır. Kendini bilen, Rabbini bilen, aklı ve kalbi selim nesiller yetiştirebilmek duasıyla...

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet Aluç
Mehmet Aluç - 7 ay Önce

"Yunus Emre'nin de ifadesi ile ilmin başı kendini bilmekse, diğer bütün okumalarımız kendimizi bilmeye yardım ettiği oranda değer kazanacaktır. Kendini bilen, Rabbini bilen, aklı ve kalbi selim nesiller yetiştirebilmek duasıyla..."

Amin kardeşim amin,sağ olun var olun kardeşim,selamlarımla.