Boğazda batan biblo cami: Karaköy Camii

“Bu cami Karaköy Meydanı'na öyle yakışıyordu ki uzaklardan görünen Galata Kulesi'yle de, bölgenin Batı üslûbundaki mimari yapısıyla da tam bir uyum içindeydi. Eski kartpostallarda ve siyah-beyaz fotoğraflarda da bunu görmek mümkün.” Mehmet Kâmil Berse-Avni Köse yazdı.

Boğazda batan biblo cami: Karaköy Camii

İstanbul’un dünyaya açılan penceresi, zamanında dünyanın ticaret merkezi, aynı zamanda dünyanın en önemli limanı olan yerde, önceleri bu mahalde çalışmak için gelen işçiler, denizciler, tüccarlar işadamları için insanlık dersi verilen bir mekân düşünülmüş ve bir tekke inşa edilmiştir. Bu yapı, yıllarca hizmet ettikten sonra yıkılmıştır. Ardından Merzifonlu Kara Mustafa Paşa gelmiş, bölgede zamanla Müslüman ahali çoğalınca buraya bir cami yapıvermiş. Yılların ardından o cami de yıkılınca Sultan Abdülhamid buraya devrin mimari sanatına uygun bir camii yaptırmış…

Adına önceleri Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, bir dönem de Karaköy Camii denmiş… Karaköy havalisine Eminönü cephesinden bakıldığında tek Müslüman mührü Karaköy Camii idi (Yıkım sebebi belki de buydu). Bu hikâye burada bitmemiş, İstanbul’un bu çok özel ve güzel camiini anlatanlar; şu paragraftaki kadar kısacık anlatmışlar yıllarca: “Sultan Fatih zamanında Karaköy rıhtımına yakın mahalde yapılan tekke harap olunca 17. yüzyılda yerine, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından altında dükkânlar bulunan ve Yağkapanı adıyla anılan bir mescit yaptırılmıştır. Bu mescidin de harap olup varlığını kaybetmesi nedeniyle 1903'te II. Abdülhamid'in emriyle Raimondo D'Aronco tarafından aynı yere Art Nouveau tarzında sanat eseri bir camii inşa edildi. Cami, 1958 yılında meydan genişletmesi neden gösterilerek yıkıldı.” Bu biblo caminin hayat hikâyesi, İstanbul Boğazı’nın serin sularında son bulmuş… 1893'de İstanbul'a gelen ve daha sonra saray baş mimarı olup 1909'a kadar bu görevde kalan İtalyan Mimar Raimondo D’Aranco'dan aynı alana yeni bir camii inşa etmesi istendi. Mimar D’Aranco 1903'de, Sultan II. Abdülhamid'in emriyle, 20'nci asır başlarında moda olan ve İstanbul'da bazı örnekleri bulunan "Art Nouveau (Art Nuvo)" tarzında bir camii inşa etti.

Karaköy Camii, kubbeli ve çokgen bir plâna sahipti. Mimarisine uygun olarak İstanbul'da benzeri olmayan bir minaresi vardı. Dışı tamamen mermer levhalarla kaplıydı, içi T biçimindeki pencerelerle aydınlanırdı. Bu yeni camii sekizgen yapısı, geniş saçakları, sempatik minaresi, çevresine uyumlu ve göz okşayan mimarisiyle Karaköy Meydanı'nın ayrılmaz bir parçası hâline gelmişti. İtalyan Mimar, merdivenle üst kata çıkılacak (fevkânî) şekilde bir mimari tarz geliştirdi. Caminin, meydana bakan dükkânlarının üstünde, üçüncü katta yer alıyor olması ona farklı bir zarafet kazandırıyordu.

Caminin sulara gömülen akıbetinin başlangıcı

Osmanlı Devleti'nin ahşap tarzında örnek bir camisi olan Karaköy Camii, 1958'de bilinmeyen bir sebeple (Aslında yol çalışması yapan mimarların camiyi ortadan kaldırma niyetiyle) yıkıldıktan sonra, caminin parçaları başka bir yerde tekrar kurulmak üzere teker teker numaralandırılarak itina ile söküldü. Amaç, camiye Kınalıada'da yeniden canlılık kazandırmaktı. Ne var ki, bu düşünce hiçbir zaman gerçekleşmedi. Kınalıada'ya taşınacağı söylenerek parça parça sökülen camiden geride hiçbir iz kalmadı. Karaköy'ü terk eden camiden bir daha haber alınamadı! Aradan geçen yarım asırlık zaman içinde caminin peşine düşen hayli insan oldu, ama bütün çabalar boşuna çıktı.

Caminin sökülen parçaları ve tahtaları mermerleri bir rivayete göre küçük mavnalar ile Kınalıada’ya taşınmak üzere yüklendi, fırtına vardı ve gemi yan yattı denize gömüldü! Kubbeli, çokgen planlı ve cephesi mermer kaplı caminin yıkılan parçalarının başka camilerde değerlendirildiği söylendiyse de buna ilişkin bir kanıt bulunamadı. Sultan II. Abdülhamit’in mimarı D’Aronco tarafından inşa edilen ve üzerinden elli sene geçmeden yıkılan bu güzel cami, 20 seneden bu yana yapılmak istense de bu arzu bugüne kadar bir türlü nihayete erdirilemedi.

Yirminci yüzyıl, Türk-İslam medeniyetinin zirveye çıktığı İstanbul için kara bir dönem noktası oldu. Daha önce tabii afetler ve yangınlarla boğuşan bu başşehir, bu kez insan eliyle yapılacak bir kıyıma sahne olacaktı. Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yapılan açıklama, bu geniş çaplı kıyımı doğruladı.

İmar faaliyetleri kapsamında büyük caddeler, geniş bulvarlar inşa etmek bahanesiyle yerle bir edilen cami, medrese ve mezarlar Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından kayıt altına alındı. Eski Genel Müdür Adnan Ertem, uzun süre yürütülen çalışmalarda, 130 tanesi İstanbul’da olmak üzere tam 150 adet eser tespit ettiklerini kaydetti. Ertem ayrıca, aralarında çok kıymetli camilerin de bulunduğu bu sanat eserlerinin yakın tarihte tekrar imar edileceğini müjdelemişti. Buna göre, ilk etapta bugüne sadece minaresi kalan Rumeli Camii, Yeniköy Parkı’nda temelleri bulunan Fazıl Efendi Camii ile Karaköy’deki Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nin yapılacağı müjdesi verilmişti. Tarih sahnesinde silinen bu kıymetli camiler arasında Karaköy Camii’nin yıkım hikâyesi son derece hüzün verici. Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığından bu yana, neredeyse her iki senede bir gündeme gelen restitüsyon (yeniden bina etme) çalışmaları, 2021’de sonuca ulaştı… Son olarak 9.7.2012 sözleşmeli proje ile tarihî caminin yeniden yapılacağı kamuoyuna duyurulmuştu.

II. Abdülhamit Han’ın baş mimarı İtalyan Raimondo D’Aronco tarafından Art Nouveau (Ar Nuvo) tarzında imar edilen cami, devrinin üslup inceliklerini yansıtan nadide bir ibadethane. Sekizgen formu ve mermer kaplı dış cephesinin yanı sıra floral (çiçekli) alınlık süslemeleriyle dikkat çeken diğer adıyla Yağ Kapanı Camii’nin yıkım hikâyesi de yeniden yapılma süreci de gizemlerle dolu.

20. yüzyıl başlarına geldiğimizde beynelmilel ticaret merkezi hâline gelmeye başlayan Karaköy'de, artan trafik yoğunluğunu rahatlatmak maksadıyla yol genişletme çalışmalarına başlandı. Nihâyet 1958 yılında Karaköy Câmii, eski fotoğraflardan da görüleceği üzere, yola hiçbir engeli olmamasına rağmen sebepsiz yere yıkıldı. Camiyle aynı hizada olan Ziraat Bankası'na ise dokunulmadı. Halkın tepkisinden de çekinildiği için taşlar numaralandırılarak sökülen cami, Kınalıada'ya taşınacağı ve oraya aynen monte edileceği söylendi ilk zamanlar. Zira 1950'li yıllara kadar adada cami olmadığı için, adanın Müslüman halkı, Başbakan Adnan Menderes'ten adaya bir cami yapılmasını istemişlerdi. Bu yüzden Menderes, 1958' de Karaköy meydanındaki yerinden sökülen caminin adaya aynen monte edileceğini söylemişti.

O dönemdeki gazete haberlerinden öğrendiğimiz kadarıyla, Karaköy Camii’nin yıkılacağı duyulunca halk arasında büyük bir tepki doğar ve bu tepkiyi dindirmek adına binanın taşlarının numaralandırılarak camisi bulunmayan Kınalıada’ya taşınacağı ilân edilir. 1958 yılında bir bahar sabahı Karaköy Meydanı’na ulaşan yıkım ekipleri, mermer süslemeli, ahşap minareli bu fevkanî camiyi yerinden sökecek, içindeki Venedik işi avizeyi, minber ve mihrabı da çevredeki camilere dağıtarak (ortadan kaybolduğu sonradan anlaşılmış) yapıyı yerinden sökeceklerdi. Koparılan parçalar, Karaköy Limanı’na yanaşan mavnalara yüklenerek Kınalıada’ya götürülür. Ancak yolculuk sırasında gemi battı, mavnalara yüklenen parçalar Boğaz’ın sularına karıştı. Bu hikâyenin aslında maksatlı olarak uydurulduğu rivayet edilir.


 

1958’de yerinden sökülen Karaköy Camii’ni, mimarı Raimondo D’Aronco’nun çizimleri ışığında yeniden inşa edilecek. Anıtlar Kurulu, cami projesini onayladı. Ardından hemen inşaata başlanacak konuma geldi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi, 2002 yılında Karaköy Camii’nin yeniden inşasını yatırım programına aldı. Büyükşehir Belediyesi, geçtiğimiz temmuz ayında Tarihî Çevreyi Koruma Müdürlüğü aracılığıyla AGS Mimarlık şirketiyle sözleşme imzalamıştı. Böylece caminin yeniden inşası için ilk adım atıldı.

Bir yetkili, camiden geriye 2 küçük parça kaldığını belirterek, “Mihrabın küçük bir parçası ve dış cephede kullanılan mermer panellerden birinin küçük bir parçası, Kınalıada’daki caminin inşasında kullanılmış. Onları tespit ettik ama yeni projede kullanılması düşünülmüyor. Kasımpaşa’daki Yahya Kethüda Camii’nin mihrabının Karaköy Camii’ne ait olduğu söyleniyordu. Yaptığımız incelemelerde bu bilginin doğru olmadığını tespit ettik” diye konuştu.

Denizin dibindeki Karaköy Camii ve Kınalıada Camii… “Havaların ısındığı, İstanbulluların akın akın adalara gittiği günlerde Kınalıada'ya yolunuz düşerse, adanın tek câmisi olan Kınalıada Câmii'ne bir uğrayın. İstanbul'un en değişik câmi modellerinden biriyle karşılaşacaksınız. Esâsen tabelası olmasa, câmi olduğu bile anlaşılmıyor. Hele minâresi… Sanırım Türkiye'de en ince minâreli câmi burası. Tabii buna minâre denirse. Ne şerefesi var, ne merdiveni, ne de külahı. Zîrâ bu minâreye müezzin çıkmıyor. Tepesine konan hoparlöre, direk vazîfesi görsün diye dikilmiş sanki. En fazla bir telefon direği, ya da sokak lambası direği kalınlığında bir minâre. Câminin de kubbesi yok zâten. Uzay üssünü andıran mîmârîsiyle, bu câminin hikâyesi de kendisi gibi ilginç.” Yani Kınalıada Camii’nde Karaköy Camii’nden bir kalıntı yok..

Sultan 4. Mehmet dönemi sadrazamı Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, bir zamanlar Yağkapanı ismiyle bilinen bu yere, aynı isimde bir câmi yaptırmıştı. Çarşıkapı semtinde de bir külliye yaptırmış olan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın hayatı harp sahalarında geçmiş fakat 2. Viyana kuşatması esnasındaki başarısızlığını başıyla ödemiş ve Belgrat’ta defnedilmişti.

Karaköy Camii; Alaattin masallarındaki soğan kubbeli sarayların mimari tarzını andıran caminin minaresi de aynı üslûpta, benzerine pek rastlanmayan bir görünümdeydi. Sekizgen gövdesi, tıpkı cami gibi tamamen mermerle kaplı minarenin, Arap üslûbunda sevimli bir de şerefesi vardı. Bu cami Karaköy Meydanı'na öyle yakışıyordu ki; uzaklardan görünen Galata Kulesi'yle de, bölgenin batı üslûbundaki mimari yapısıyla da tam bir uyum içindeydi. Eski kartpostallarda ve siyah-beyaz fotoğraflarda da bunu görmek mümkün.

Prof. Dr. Afife Batur'a İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nden verilen cevaba bakılırsa; Camiden kalan iki parça mermerin birisi, şimdiki Kınalıada Camii'nin avlusunda yatıyor. Diğeri, aynı caminin duvarının yapımında tuğla niyetine kullanılmış. Kubbe, şerefe, külah vs. gibi birçok unsurlar kaybedilmiş. Abanoz ağacından oyma, nakışlı ahşap mihrabı ve minberinin Mercan'daki Atik İbrahim Paşa Camii'ne monte edileceği söylentisi de gerçek çıkmadı. Mihrabın, şu an Kasımpaşa'daki Yahya Kethüda Camii'nde bulunduğu da söylentiler arasında. Halıları, saatleri, şamdanları ve Venedik'ten getirilen muhteşem avizelerini ise bir daha gören olmadı. Günlerce kamuoyunu meşgul eden, gazetelerde boy boy haberleri çıkan camiden iki taş kaldı yadigâr...

Gelelim bugüne. Konu ile ilgili Vakıflar Bölge Müdürlüğü yetkilisi Avni Köse Bey’in bize aktardığı son bilgiler şöyle:

“Beyoğlu İlçesi Kemankeş Mahallesi, Karaköy meydanında 100 ada,5,9,11,13,17,18,19 ve 20. parseller üzerinde bulunan Merzifonlu Kara Mustafapaşa Camii 1957 yılında İstanbul Belediyesince istimlak edilerek meydana kalbedilmiştir. Cami, Karaköy meydanında bugünkü Ziraat Bankasının arkasında bulunuyordu. Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafapaşa tarafından altı dükkân, üstü cami olarak yapılmıştır. Camiin ilk orijinal yapısıyla ilgili elimizde herhangi bilgi bulunmamakla birlikte Hadika’da Yağkapanı Camii olarak geçmektedir. 19. yüzyılda harabe haline gelen cami, 20. yüzyıl başında Sultan 2. Abdülhamid’in emri ile İtalyan Başmimar Raimondo Daronco’ya yaptırılmıştır. Duvarları mermer olan cami, hiçbir gerekçe yokken İstanbul Belediyesince 1957’de istimlaken yok edilmiştir. Cami demir kirişli bir kasnak üzerine ahşap meşe iskeleti, 4 cm. kalınlığında mermer levhalarla dış kaplaması yaldızlı bronz mermer tutturmalıkları ve kabarileri ve kurşun çatılı olarak yapılmıştır. 100 ada 5,9,11,13,17,18,19,20 parseller üzerinde yer alan cami 21.05.2009 tarihli Beyoğlu 1/5000 ölçekli koruma planında cami alanı olarak belirlenmiş bu taşınmazlardan 100 ada 5,9,17 parseller kadastroca halen şahıslar adına kayıtlı bulunduğundan bu parseller vakıflar idaremizce kamulaştırılmış tapu işlemleri tekemmül etmiştir. Karaköy Camii’nin restitüsyon – restorasyon projeleri İBB başkanlığınca AGS Mimarlık Restorasyon İnşaat Sanayi Ticaret Anonim Şirketi’ne yaptırılmış ve kurulca onaylanarak inşaata hazır hale getirilmiştir. Şu an, 100 ada ve anılan 8 adet parseldeki vakıf taşınmazın cami yapımı için Vakıflar Genel Müdürlüğünce İBB Başkanlığına tahsis edilecektir… Şu andaki İBB yönetiminin cami inşasını yapıp yapmayacağı bilinmemektedir...”

İstanbul’umuzun bu nadide mimari eserinin tekraren şehrimize kazandırılmasını bütün İstanbullular olarak heyecanla bekliyoruz. Kurumlar yapmaz ise milletimiz bu camiyi yapacaktır…

Mehmet Kâmil Berse-Avni Köse

Kaynak: Şehir ve Kültür Dergisi

Yayın Tarihi: 13 Aralık 2021 Pazartesi 09:00
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26