Fâtih ve mûsikî

Şiire ve mûsikîye ciddi anlamda ilgi gösteren, barış zamanlarında şâirler ve mûsikîşinaslar ile meclisler kuran II. Murad’ın saltanat yıllarında Bursa ve Edirne birçok doğulu mûsikî âlimi için cazibe merkezine dönüşmüştü. Aynı durum Fâtih döneminde İstanbul için de söz konusu oldu. İstanbul’un fethinden sonra ilmî ve edebî sahalarda kendinden söz ettiren şahsiyetler kadar mûsikî ile ilgili birçok kişi de Maveraünnehir, İran, Azerbeycan gibi bölgelerden İstanbul’a geldiler. Timurlu saraylarında dinlenen mûsikî bu vesileyle İstanbul’a taşındı. Rum, Yahudi, Ermeni gibi farklı etnik kökenlere mensup toplulukların güçlü ve etkileyici değilse de mevcut mûsikî faaliyetleriyle birlikte İstanbul, zengin bir müzik kültürünün gelişme sürecini yaşamaya başladı. Hiç şüphesiz bunda gerçek anlamda münevver kişiliğe sahip, sanatkâr ve sanat hâmisi Sultan Fâtih’in yönetim anlayışı en güçlü etkendir. Nitekim mûsikînin dindeki yeriyle ilgili yaşanan tartışmalara rağmen her hangi bir olumsuz müdahale ve yasaklama gündeme gelmedi. Tasavvuf ve fıkıh çevrelerinin birbirlerine karşı eleştirel tutumları mûsikî faaliyetlerinin kesintiye uğraması yönünde bir sonucu doğurmadığı gibi mûsikî, Fâtih’in sarayında ve çevresinde itibarını muhafaza ederek varlığını sürdürdü.

Fâtih, babası II. Murad hayatta iken Gülbahar Hatun, Gülşah Hatun ve Sitti Hatun ile evlilik yaptı. Babasının vefatından sonra Çiçek Hatun’la evlendi. Devrinde şeştar, rebab, çeng, ud, tanbur, barbet, ney, kanun, çöğür, zurna, nefir, daire gibi enstrümanların çalındığı uşşak, neva, şehnaz, muhayyer makamlarının bilindiği Fâtih’in evlilik merasimlerinde mûsikînin yer bulduğu muhakkaktır. Çünkü tarihi kayıtlar düğünlerde şarkı söyleyen cariyelerden, çeng icra eden çengilerden haber vermektedir. Aynı mûsikî faaliyetleri Fâtih’in şehzâdelerinin sünnet ve düğün merasimleri için de geçerlidir. 1457’de Şehzâde Mustafa ve Şehzâde Bayezid için Edirne’de yapılan sünnet düğünlerinde şarkıcılar yer almış ve bu durum tarihî kayıtlara “hôş-hânlar hânendelik ittiler” şeklinde yansımıştır. Fâtih, 1472’de Şehzâde Cem ve Abdullah için, 1480’de Şehinşah, Ahmed, Korkud, Mahmud, Alemşah, Selim (Yavuz) ve Oğuzhan için de şenlikler düzenletti. Şüphesiz bu eğlencelerde, meddahlar, cambazlar, hokkabazlar, maymun oynatıcılar tarafından yapılan gösterilerle birlikte hânendelerce şarkılar söylenmiş, saz üstadlarınca dönemin enstrümanları icra edilmiştir.

Zevvâkîn cemaati

Kaynaklarda Sinan Bey’e bağlı ve görevi sofra hizmetleriyle birlikte Fâtih’i eğlendirmek olan zevvâkîn cemaatinden söz edilir. Bu grup içinde ser-zevvâkîn, rakkas, derrâz, tîr-ger, mutfak emini, kâtip gibi görevliler mevcuttu. Fâtih’in maiyetinde yer alan Yakub Ağa’ya bağlı Mevlânâ Emre, Eminüddin, Hüseyin ve Ali isminde şarkıcılar, Udî Şirmerd ve Kanunî İshak gibi icracılar bulunuyordu. Ayrıca silahdârân arasında Udî Bahadır isminde bir icracının, bölükler arasında ve zevvâkîn cemaati içinde, on iki akça yevmiyeli, Yusuf adında bir rakkasın varlığı da kesindir. 1526 tarihli bir ehl-i hiref defterinde, çalgı yapımcıları olarak bilinen Cema’at-i sâztraşân’a mensup on iki akça yevmiyeli Muslihüddin Tanburacı şeklinde kayıtlı kişinin Fâtih döneminde sarayda bulunduğu görülür. Bütün bu kayıtlar, kendisi bestekâr ve icracı olmasa da Fâtih’in sarayında ve hayatında mûsikînin kayda değer bir yer tuttuğu konusunda fikir vermesi bakımından önemlidir; ancak yoğun siyasi ve askeri faaliyetler içinde bir hayat süren, bazen aynı yılda iki defa sefer düzenleyen Fâtih’in saltanat döneminde mûsikînin gelişimi babası II. Murad devrine nispetle daha yavaş ilerlemiştir.

II. Murad’ın hüküm sürdüğü yıllarda tefsir, hadis, fıkıh, feraiz, heyet, hendese, coğrafya, kelâm, mantık, meani, şiir ve inşa gibi derslerle birlikte mûsikînin de müfredatta yer aldığı Enderun Mektebi’ndeki eğitim, Fâtih’in yaptırdığı Topkapı Sarayı’nda devam etti. Sarayda eğitim gören cariyeler arasında hânendeler, sâzendeler, rakkâseler mevcuttu. Medrese eğitimi alan talebelerden bazıları da mûsikî ile ilgileniyor, bu alana ilişkin eserleri hocalarından özel olarak okuyorlardı. Bunlar arasında mûsikîye dair eserler yazanlar da oldu. Kastamonulu Mevlânâ Şems ve Mevlânâ Şâvûr gibi medrese tahsili gören ve mûsikî bilen isimlerin kadılık görevi almaları, mûsikîyle ilgilerinin bu görev için engel teşkil etmemesi dikkat çekicidir. Bazı medrese talebeleri ise hocalarının tutumları karşısında enstrümanlarını saklama mecburiyeti hissetmiş, ilgilerine rağmen medreseye çaldıkları sazla gelmemeye özen göstermişlerdir.

Medrese eğitimi konusunda yeni bir devir başlatan, sistemli bir yapıyı hayata geçiren Fâtih’in, kendi vakfiyesi olan Sahn-ı Semân medresesine bağışladığı kitaplar arasında mûsikî kitapları da mevcuttu. Buna rağmen medresede mûsikî eğitimi verildiği söylenemese de nazım türünde bazı eserler vezne dayalı kıraatle okutuluyor, bu suretle talebelerin ritim duyguları gelişiyordu.

Dönemin müzisyen müderrisleri

Eğitimlerinden sonra bir müddet müderrislik yapan Abdülkadir Gülâbi, Harîrî bin Mehemmed, Mehemmed b. Sufi Seyyid Ahmed, Mevlânâ Mehmed Siyah Kastamonî, Mevlânâ Şâvûr, Mevlânâ Şemsî, Sâgarî, Senâyî ve Şemseddin Nahîfî bu dönemin müzisyen müderrisleriydi. Bunlardan Edirne Sarayı’nda Şems-i Nahîfî ile mûsikî gösterisi yapan Abdülkadir Gülabî yenilerek saraydan çekildi. Harîrî b. Mehemmed, Kırşehirli Yusuf’un Farsça kaleme aldığı Risâle-i Mûsikî adlı eseri Türkçeye çevirdi. Mehemmed b. Sufi Seyyid Ahmed ise içinde Arapça ve Farsça yazılı mûsikî bahsi bulunan bir mecmua yazdı. Mevlânâ Mehmed Siyah Kastamonî’nin Arapça ve Farsça güfteli, ırak ve acem makamında iki bestesi bulunduğu bilinmektedir. Fâtih zamanında Edirne’ye gelen Mevlânâ Şâvûr mûsikîde ve ilm-i edvârda kabiliyetiyle kendinden söz ettirmiş, yedi beste yaptığı bilinen bir isimdi. Büyük şâir Necâti’nin Şems-i Edvârî diye mûsikîdeki kabiliyetinden dolayı övdüğü Mevlânâ Şemsî’nin iki bestesinden haberdarız. Fâtih döneminde farklı kıraatlerde güzel Kur’ân okuyuşuyla tanınan Sâgarî ise aynı zamanda üstün derecede kopuz çalma yeteneğiyle şöhret bulmuştu. Senâyî, na’thânlık ve du’âhânlık yapan, güzel şarkı söylemekle de tanınan bir şâirdi. Şems-i Rûmî veya Gûyende Usta Şems olarak da tanınan, on dört bestesinin Arapça ve Farsça güftelerini bildiğimiz Şemseddin Nahîfî ise aslen Aydınlı olup ilim tahsilinden sonra İran, Hindistan ve Arabistan’a giderek çeşitli âlimlerden dersler aldı; Edirne’ye döndükten sonra mûsikî sahasındaki kabiliyeti sebebiyle Fâtih’in sarayında yer buldu ve fasıllara katıldı. Aynı zamanda dönemin tanınmış kişilerini hicvetmekten çekinmeyen üç dilde iyi bir şâirdi. Bilinmeyen bir sebeple saraydan uzaklaştırılan Nahîfî, mûsikî öğrenmek isteyenlere ders vermeye başladığı Bursa’da Külli Külliyât-ı Şems-î Rûmî adıyla bilinen Mecmua-i Güfte’yi kaleme aldı. Giriş kısmında nazariyatla ilgili kısa bilgilerin bulunduğu bu mecmuada II. Murad, Fâtih ve II. Bayezid dönemlerinde yaşamış mûsikîşinasların eserlerine, kullanılan makamlara, usullere, formlara dair bilgiler yer almaktadır.

Fâtih döneminde az ya da çok hakkında bilgi sahibi olduğumuz mûsikîşinaslar yukarıda konu edindiğimiz isimlerden ibaret değildir. Hanende, sazende, bestekâr, nazariyatçı daha pek çok isim bu dönemde yaşamış ve bazıları Fâtih ile doğrudan temas kurmuşlardır. Cülûsu sebebiyle Edirne Sarayı’na gelerek Fâtih’i tebrik eden ve bu maksatla şâir Sâyili’nin iki şiirini besteleyen Udî Ali Avvad, şâir ve müzisyen Sâgarî ile dostluk kuran ve ona kopuz dersleri veren Ali Pürtük, Kalenderî tarikatına mensup şâir ve bestekâr Baba Alican, müezzin şâirlerden mûsikîşinas Kastamonulu Dâî, bestekâr ve nazariyatçı Udî Hâce Abdülaziz, Fâtih’in edebî muhitindeki şâirlerden ve hattatlığıyla da tanınan bestekâr ve icracı Kâtibî, bestekâr Kayışhanoğlu, bestelerinde Fâtih’în ismine yer veren Mevlânâ Numân, dönemin genç hânendelerinden şâir ve nazariyatla ilgili mûsikîşinası Şems-i Hisarî, güzel sesiyle tanınan gazelhan Vâlihî, şâir ve tanbur icracısı Zârî, yine Fâtih’in edebî muhitinde yer alan şâir ve mûsikî bilgisine sahip bestekâr Zeynep Hatun dönemin mûsikî hayatı içinde varlığı bilinen isimler olarak kaynaklarda zikredilir.

Mûsikî eşliğinde gerçekleştirilen zikirler

İstanbul’un Fethi’nden tam yirmi yıl önce Edirne’ye gelen ve gözlemlerini aktaran Bertrando de la Brocquiére sûfilerin mûsikî eşliğinde gerçekleştirdikleri zikir törenlerinden söz eder. Bu durumun Edirne ile sınırlı kalmadığı, Anadolu’nun muhtelif yerlerinde mevcut olduğu bilinmektedir. Fethi takiben İstanbul’da kurulan tekkelerde de mûsikî ile zikir törenleri yapılmaya başlandı. Süreç içinde Mevlevî, Bayramî, Kadirî, Kalenderî, Halvetî, Celvetî, Bektaşî gibi tarikatlara mensup sûfiler def, kudüm, rebab, saz gibi çalgılarla ayinlerini sürdürdüler.

Mevlevî olduğu bilinen Fâtih, şeyhi Emir Âdil Çelebi’den arakiye giymiştir. Fetihten sonra İstanbul şehir hayatına ilk giren tarikatların başında da Mevlevilik gelmektedir. Eşrefiyye tarikatının kurucusu Eşrefoğlu Rûmî’nin ve onun damadı ve halifesi Abdürrahim Tırsî’nin Fâtih döneminde dinî eserler bestelediği bilinmektedir. Kalenderî tarikatına mensup Baba Alican’ın Arapça ve Farsça güfteli nîrîz, gerdaniye, buselik, rast, acem makamlarında besteler yaptığı Fâtih döneminde kayıtlara geçmiştir. Kalenderîlerin önde gelen ismi Otman Baba da Fâtih ile dostluk kurmuştur. Fâtih’in yakın ilgi gösterdiği Şeyh Vefa mûsikî ilmini bilen bestekâr bir mutasavvıf şahsiyetti. Sarayda eğlence müziği halkası içinde yer alan Şems-î Hisarî aynı zamanda Nakşibendi tarikatına mensuptu. Şiirlerinde çalgı adlarından söz eden Ahmed İlahî dönemin Nakşibendî şeyhlerindendi. Kastamonu Rifâî dergahında şeyhlik yapan müezzin Dâî, Fâtih’in hocası büyük mutasavvıf Akşemseddin’den hilafet alan ve Kayseri’ye yerleşen İbrahim Tennurî bu kapsamda dikkat çekici isimlerdir. Bursa’da Emir Sultan’ın bahar mevsiminde dervişleriyle gerçekleştirdiği bir hafta süren “Erguvan Faslı” (Erguvan Bayramı) etkinliği Fâtih döneminde de sûfiler tarafından devam ettirilmiştir.

Aynı şekilde camî mûsikîsi de imamlarla ve müezzinlerle varlığını sürdürdü. Bu alanda özellikle kıraat ilmine yönelik faaliyetlerde bulunulduğu, Kur’ân’ın farklı okunuş biçimlerinin meşk yoluyla aktarıldığı, dönemin kıraat âlimlerinden Şeyh Abdurrahman Karabaşî’nin yazdığı Karabaş Tecvidi ile Kur’ân’ı güzel okuma dersleri verildiği görülür. Mevlid merasimleri, Yıldırım Bayezid’den itibaren Mekke ve Medine’ye hediyelerin gönderildiği surre-i hümâyûn geleneği dinî mûsikînin icra edildiği diğer faaliyet alanları olmuştur.

Nevbet vurulması geleneği kanunlaştı

Selçuklu hükümdârı II. Gıyasüddin Mes’ud’un Karacahisar’ı fetheden Osman Gâzi’ye 1289’da fermanla birlikte tuğ, alem, tabl göndermesiyle mehter Osmanlı tarihine girmişti. Fâtih Sultan Mehmed’e kadar Osmanlı sultanları hükümdâr kapısında vurulan nevbeti ayakta dinleme geleneğini sürdürdüler; ancak Fâtih gereksiz gördüğü bu uygulamaya son verdi. Onun bu tutumu mûsikî ile ilişkisi dışında, daha çok bir dünya imparatoru anlayışından kaynaklanıyor olsa gerekti; nitekim mehter teşkilatı Fâtih devrinde ciddi biçimde ilerleme kaydetti. Fâtih’in hazırlattığı bilinen, aslan derilerinden yapılma en az on kişinin kaldırabileceği büyüklükte köslerin bulunduğu oldukça geniş mehter takımı İstanbul’un Fethi’nde, askeri şevke getirme ve düşmana ürküntü verme yönünde önemli rol oynadı. Fâtih, surlardan içeri girerken de askerin sevincini arttırması için mehter takımına cenk havası çaldırdı. İstanbul’un Fethi’nden sonra Demirkapı’da ilk Nevbethane’yi kurduran Fâtih, şehrin belirli yerlerinde ve serhad boylarında yatsı ve seher vakitlerinde nevbet vurulması geleneğini kanunlaştırdı. Çarşı esnafından kurulu esnaf mehterlerinin resmi yerlerin dışında kalan nevbethanelerde nevbet vurmaları da Fâtih tarafından kanuna bağlandı. Bu dönemde Bosna, Budin, Kanlıca, Eğri, Tımışvar gibi yerlerde Sâzendegân-ı kopuzcıyân takımı oluşturuldu. Böylece serhadlerde savaşan askerler için saz şâirleri mûsikî icra ediyor, askerlerin moral ve motivasyonlarını yüksek tutmak amacıyla destanlar ve türküler söylüyorlardı. Fâtih’in sınır boylarındaki fetih hareketlerinde yabancı topluluklarla mûsikî etkileşimleri de söz konusu oldu. Bugün Romanya’da yaygın biçimde kullanılan ve “nay” adı ile tanınan çalgı bu yolla Romenlere geçmiştir ve asıl adı “mıskal” dir.

Fâtih’in saltanat yıllarında mûsikî nazariyatıyla ilgili eserlerin yazımı da devam ederek hem Sistemci Okul’a hem Anadolu Okulu’na mahsus eserler verildi. Daha önce sözünü ettiğimiz Mehemmed b. Sufi Seyyid Ahmed, Harîrî b. Mehemmed ve Şems-i Rûmî adıyla da tanınan Şemseddin Nahîfî dışında Hâce Abdülaziz ve Fethullah Şirvânî bu dönemde mûsikî literatürüne katkı sağladılar. Henüz ele geçmemiş olsa da Fâtih’in hocası, mutasavvıf, şâir Akşemseddin’in de Risâle fî devrâni’s-sûfiyye adını verdiği konuyla ilgili bir eseri vardır.

II. Murad’ın sarayında itibarlı bir konumda bulunan Hâce Abdülaziz babası Abdülkadir Merâgî’nin eserlerinden bazı bölümleri bir araya getirerek yazdığı Nekâvetü’l-Edvâr adlı Farsça eserini Fâtih’e sundu. Eserinde Şu’be-i safâ ve Şu’be-i şâhî adını verdiği iki makam tertip ettiğini belirten Hâce Abdülaziz, bu makamlarda iki beste yaparak Fâtih’e ithaf etti. Edirne Sarayı’nda mûsikî dersleri veren Hâce Abdülaziz, Fâtih’in musahipleri ve sarayın mûsikî hocaları arasındaydı. Babasının ekolünü devam ettirdiği gibi onun ününü arttırmak için Mekâsidü’l-Elhân adlı eserin son sayfasına hâşiye yazdı. Hâce Abdülaziz’in yazdığı Nekâvetü’l-Edvâr incelendiğinde kendisinin nazariyat sahasına ciddi manâda hâkim olduğu ve ud icrasında yüksek bir kabiliyeti barındırdığı anlaşılır. Bütün bunlarla birlikte sırt sırta iki kanuna benzeyen bir enstrüman da icat etmiştir.

Fâtih Anonimi, Şirvâni’nin farklı bir eserdir

Nazariyat sahasında dönemin bir diğer önemli ismi olan matematik, astronomi ve coğrafya âlimi Fethullah Şirvânî, II. Murad’ın saltanatının son yıllarında Azebeycan’ın Şirvan kentinden Kastamonu’ya geldi. Daha sonra Bursa’ya giderek Fâtih’in hizmetinde bulundu. İstanbul’un fethi için hazırlıklar sürerken Yunan filozoflarının, İbn-i Sinâ, Safiyüddin, Nasiruddin Tusî, Harizmî ve Abdülkadir Merâgî gibi isimlerin eserlerinden faydalanarak yazdığı Mecelle fi’l-Mûsikî adlı eserini Fâtih’e sundu. Bu eser Fâtih Anonimi ile hatırı sayılır şekilde benzerlikler taşımaktadır. Bazı araştırmacılara göre benzerliğine rağmen Fâtih Anonimi, Şirvâni’nin farklı bir eseridir. Abdülkadir Merâgî’nin Şerh-i Kitâb-ı Edvâr’ından bir nüsha istinsah ettiği de bilinen Şirvânî, Fâtih Sultan Mehmed’ten ciddi bir yakınlık göremedi.

Fâtih’in saltanat yıllarında yaşayan, aralarında ona yakınlığı da bulunan edebî şahsiyetlerden bir kısmının yazdıkları şiirlerde mûsikîye dair unsurlara, enstrüman ve makam adlarına rastlanır. Ahmed Paşa, Kemal Ümmi, Nizamî, Molla Lütfî bu şâirlerdendir. Fâtih de çeng, rebab, saz gibi çalgıların adlarını ve dönemin eğlence meclislerini şiirlerinde anmıştır. Bu eğlence tasvirleri Fâtih’in işret meclislerinde bizzat bulunduğuna dair yorumlara yol açmıştır.

Fâtih, ölümünden sonra Avrupa’da tiyatro, opera ve balelere konu oldu. Bazı şiirleri ancak XX. yüzyılda bestecisini bulabildi. Divançe’sinde yer alan bir sâkinâme kıtası Alaeddin Yavaşça, Melahat Pars, Turhan Toper, Ekrem Güyer, H. Sadettin Arel ve sözlerinde değişiklik yapılarak İsmail Ötenkaya tarafından, kısaca “Vay gönül” olarak bilinen şiiri H. Sadettin Arel, Ayşe Sultan ve M. Nureddin Selçuk tarafından, bir kıtası Emin Ongan ve Osman Nuri Özpekel ve bir ilâhisi de Bekir Sıdkı Sezgin tarafından bestelendi.

Yararlanılan Kaynaklar / Geniş Okumalar:

Ahdî, Gülşen-i Şu’arâ, (Haz. Süleyman Solmaz) Ankara 2018; AKDOĞAN Bayram, Fethullah Şirvânî ve “Mecelletun Fi’l-Mûsîka” Adlı Eserinin XV. Yüzyıl Türk Mûsikîsı Nazariyatındaki Yeri, (AÜSBE Doktora Tezi), Ankara 1996; AKDOĞAN Bayram,“XV. Yüzyıl Osmanlı Döneminde Türk Mûsikîsi”, Diyanet İlmî Dergi, c. 35, S. 1, 1999; AKDOĞAN Bayram; “XV. Yüzyıl Türk Mûsikîsi Nazariyatına Genel Bir Bakış”, Türk Mûsikîsi Atlası, c.1, Ankara 2019; AKKAYNAK Özlem, 15. Yüzyıl Osmanlı Müzik Eğitimi, (GÜFBE Doktora Tezi) Ankara 2000; AKPINAR Cemil, “Fethullah eş-Şirvânî”, TDVİA, c.12, 1995 AKSOY Bülent, Avrupalı Gezginlerin Gözüyle Osmanlılarda Musıki, İstanbul 2003; ALTINÖLÇEK Haşmet, “Askerî Mûsikî Geleneği ve Mehterhanenin Bir Kurum Olarak Yerleşme Süreci”,Yeni Türkiye Türk Mûsikîsi Özel Sayısı 57, 2014; AREL H. Sadettin, “Fatih Devrinde Türk Musikisi”, Musiki Mecmuası, No:63-64-65, 1953; Aşık Çelebi, Meşairü’ş-Şu’ara, (Haz. Filiz Kılıç), Ankara 2018; Aşık Paşaoğlu Tarihi, (Nşr. Atsız), İstanbul 1992; BAYBURTLU Ahmet Selçuk, “Türklerde Askeri Müzik Tarihi Hakkında Bir İnceleme”, Çevrimiçi Müzik Bilimleri Dergisi, c.2, S.1, 2017; BEHAR Cem, Aşk Olmayınca Meşk Olmaz, İstanbul 1998; Beyâni Tezkiresi, (Haz. Aysun Sungurhan) Ankara 2017; Bursalı Mehmed Tahir, Osmanlı Müellifleri, 3 Cilt, Ankara 2016; CÖMERT Eray, “Kopuz” TDVİA, c.Ek-2, 2016; ÇAĞLAK Erkut - FİLİZ Sevil, “Türk Devlet Geleneğinde Askerî Müzik ve Askerî Müzik Eğitimi”, Sahne ve Müzik Eğitim-Araştırma Dergisi, S.7, 2018; DEMİR Arif, “Fatih Sultan Mehmed Dönemi Mûsikî Nazariyatçıları ve Eserleri”, Journal of İslamic Research 2012;23(1); DEMİR Arif, “Sultan II. Mehmed Han’a Sunulan Anonim Mûsiki Risalesi (Fatih Anonimi) ve XV. Yüzyıl Türk Mûsikisi Nazariyatındaki Yeri”, ÇÜİF Dergisi, c.10, S.1, 2010; DEMİRTAŞ Yavuz-KAMİLOĞLU Ramazan, “Tasavvufî Kurumların Fonksiyonları ve Türk Musikîsine Katkıları”, İÜ İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/8(2); EKİNCİ Tülin Pelin, Dönemlerine Göre Mûsikîşinas Osmânlı Pâdişâhları Dönemlerinde Mûsikî Adına Yaşanmış Önemli Gelişmeler ve Bu Dönemlerin Genel Değerlendirmesi, (Haliç ÜSBE Yük. Lis. Tezi), İstanbul 2010; ERALP T. Nejat, “Osmanlı’da Mehter”, Yeni Türkiye Osmanlı Özel Sayısı IV, 2000; ERDEMİR Avni, Musikişinas Divan Şairleri, Ankara 1999; ERGUN Sadeddin Nüzhet, Türk Musikisi Antolojisi, İstanbul 2017; Evliya Çelebi Seyahatnamesi, (Üçdal Neşriyat) 1-2, İstanbul, tsz;  GAZİMİHÂL Mahmut R., Türk Askerî Muzıkaları Tarihi, İstanbul 1955; İNALCIK Halil, Has-bağçede ‘ayş u tarab, İstanbul 2015; İPEKTEN Haluk, Divan Edebiyatında Edebî Muhitler, İstanbul 1996; İSEN Mustafa, Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı, Ankara 1994; KARABAŞOĞLU Cemal, “Osmanlı Dönemi İstanbul Tekkelerinde Mûsikî”, Türk & İslam Dünyası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Y.3, S.6, 2016; KARABEY Lâika, “Fatih Devri Musikisi Hakkında Kısa Bir Hülâsa”, Musiki Mecmuası, No: 63-64-65, 1953; KAZAN Hilâl, XVI. Asırda Sarayının Sanatı Himayesi, İstanbul 2010; Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü’ş-şu’arâ, (Haz. Aysun Sungurhan) Ankara 2017; KOÇ Ferdi, Abdülaziz b. Abdülkâdir Merâgî ve Nekavetü’l-Edvâr’ı, Ankara 2017; KÜÇÜKGÖKÇE Özgen, XV. Yüzyılda Makâmlar, (Dokuz Eylül ÜSBE Doktora Tezi), 2010; Latîfî, Latîfî Tezkiresi, (Haz. Mustafa İsen), Ankara 1990; LEVENDOĞLU Oya, “Tarih İçinde Geleneksel Türk Sanat Müziği ve Diğer Kültürlerle Etkileşimleri”, SBE Dergisi, S.19, 2005/2; NEUBAUER Eckhard, “Musiki Hayatı 15. ve 16. Yüzyıllar” Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, c.5, İstanbul 1994; NUTKU Özdemir, IV. Mehmet’in Edirne Şenliği, Ankara 1987; ÖNER Oya Levendoğlu, “İstanbul’da Müzik: Evrensel Bir Mesaj mı?”, SBE Dergisi, S.30, Y.2011/1; ÖNGÖREN Reşat, “Fetih Sonrası İstanbul’da İlk Tasavvufi Yapılanmalar ve Fatih Sultan Mehmed”, I. Uluslararası Osmanlı İstanbulu Sempozyumu, 2013; ÖZALP M. Nazmi, Türk Mûsikîsi Tarihi, c.I, İstanbul 2000; ÖZCAN Nuri, “XV. ve XVI. Yüzyıllarda Türk Dünyası’nda Mûsikî”, XV.  ve XVI. Asırları Türk Asrı Yapan Değerler, İstanbul 1997; ÖZDEN Erhan, Osmanlı Maarifinde Musiki, Ankara 2015; ÖZTUNA Yılmaz, “Osmanoğulları ve Türk Mûsikîsi”, Türk Dünyası Araştırmaları, Ayrı Basım, İstanbul tsz; ÖZTUNA Yılmaz, Türk Mûsikîsi Akademik Klasik Türk San’at Mûsikîsi’nin Ansiklopedik Sözlüğü, c.I-II, Ankara 2006; PAKALIN Mehmed Zeki, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, c.I-III, İstanbul 1993; Riyâzî Muhammed Efendi, Tezkiretü’ş-Şu’arâ, (Haz. Namık Açıkgöz), Ankara 2017; SANAL Haydar, “Fatih Devrinde Mûsikî”, Bilgi Mecmuası, c.XI, S.122, 1957; SANAL Haydar, Mehter Mûsikîsi, İstanbul 1964; SANLIKOL Mehmet Ali, Çalıcı Mehterler, İstanbul 2011; SARI Gözde Çolakoğlu,“Osmanlı-Türk Müziği’nde Padişahların İzleri”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, c. 7, S. 35; Sehi Beg, Heşt-Bihişt, (Haz. Haluk İpekten, Günay Kut, Mustafa İsen, Turgut Karabey), Ankara 2017; SEVENGİL Refik Ahmet, Fatih Devrinde Âlimler Sanatkârlar ve Kültür Hayatı, İstanbul tsz; SOYDAŞ M. Emin, Osmanlı Sarayında Çalgılar, (İTÜSBE Doktora Tezi), İstanbul 2007; TANRIKORUR Cinuçen, Osmanlı Dönemi Türk Mûsikîsi, İstanbul 2016; Taşköprülüzâde, eş-Şakâiku’n-Nu’mâniyye, (Çev. Muharrem Tan, Osmanlı Bilginleri) İstanbul 2007; Tezkirelere Göre Divan Edebiyatı İsimler Sözlüğü (İPEKTEN Haluk, İSEN Mustafa, TOPARLI Recep, OKÇU Nuri, KARABEY Turgut) Ankara 1988; TIRAŞÇI Mehmet, Türk Mûsikîsi Nazariyatı Tarihi, İstanbul 2017; TURA Yalçın, Türk Mûsikîsinin Mes’eleleri, İstanbul 2017; Tursun Bey, Târîh-i Ebü’l-Feth, İstanbul 1977; TÜFEKÇİOĞLU Seda, “XV. Yüzyıl Edvâr Geleneğinde Meclislerde Mûsikîşinas Âdâbı”, İMÜ Sanat ve Tasarım Fakültesi Dergisi, c.1, S.2, 2015; TÜFEKÇİOĞLU Seda, “XV. Yüzyıl Mûsikî Metinleri Özelinde “Meşk” Kavramı”, İMÜ Ahenk Müzikoloji Dergisi, S.1, 2017; ULUÇAY Çağatay, Padişahların Kadınları ve Kızları, İstanbul 2012; USLU Recep, “Aydınlı Şemseddin Rûmî ve Bilinmeyen Eserinden XV. Yüzyıl’da Osmanlılar’da ve Orta Asya’da Mûsikîşinaslar”, Yeni Türkiye Türk Mûsikîsi Özel Sayısı 57, 2014; USLU Recep, “Büyük Osmanlı Devletinin En Önemli Çağı Olan Fâtih Devrinde Bestekârlar ve Eserleri”, Musiki Mecmuası, S.465, 1999; USLU Recep, “Fatih Devrinde Müderris Müzisyenler”, Eyüpsultan Sempozyumu VII, 2003; USLU Recep, “Fatih Dönemi Musikîşinaslarından Şemseddin Nahîfî ve Bilinmeyen Bir Eseri”, Osmanlı Dünyasında Bilim ve Eğitim Milletlerarası Kongre Tebliğleri, İstanbul 2001; USLU Recep, “Fatih Döneminde Dinî Musiki”, Diyanet Avrupa Aylık Dergi, Mayıs 2009; USLU Recep, “Müzik Teorisyeni Abdülkadir Meragi ve Meragizadeler Kronolojisi”, Yeni Türkiye Türk Mûsikîsi Özel Sayısı 57, 2014; USLU Recep, “Nekavetü’l-Edvâr”, TDVİA, c.32, 2016; USLU Recep, “Osmanlı’da Anadolu Edvarlarının Kronolojisi”, Türk Mûsikîsi Atlası, c.1, Ankara 2019; USLU Recep, “Şems-i Rûmî”, TDVİA, c.38, 2010; USLU Recep, “XV. Yüzyılda Yazılmış Türkçe Musiki Nazariyatı Eserleri”, Tarih Dergisi, S.36, 2000; USLU Recep, Fâtih Sultan Mehmed Dönemi Mûsikî ve Şems-i Rûmî’nin Mecmûa-i Güfte’si, İstanbul 2007; USLU Recep, Meragi’den II. Murad’a Müziğin Maksatları Makâsıdu’l-Elhân, Ankara 2015; UZUNÇARŞILI İsmail Hakkı, “Osmanlı Sarayında Ehl-i Hiref (Sanatkârlar) Defterleri”, Belgeler, c.XI, S. 15, Ankara 2003; UZUNÇARŞILI İsmail Hakkı, “Osmanlılar Zamanında Saraylarda Musiki Hayatı”, TTK Belleten, c. XLI, S.161, 1977; UZUNÇARŞILI İsmail Hakkı, Osmanlı Tarihi, c.II, Ankara 1988; ÜNGÖR Ethem Ruhi, “Osmanlıda Türk Musikîsi ve Çalgılar”, Osmanlı, c.10, Ankara 1999; ÜNVER A. Süheyl, İlim ve Sanat Tarihimizde Fatih Sultan Mehmed, İstanbul 1953; VURAL Timur, “Türk’ün Müziği Askeri Müzik”, Türk Mûsikîsi Atlası, c.3, Ankara 2019; Ziya Şakir, “Saray Harem Musikisi ve Harem Bandosu”, Musiki Mecmuası, S.465, 1999.

YORUM EKLE

banner26