Amerikan Mikrobiyoloji Derneği insanlık tarihini derinden etkilemiş ve etkilemekte olan hastalıkları bir kitapta toplamış. Irwin W. Sherman imzasını taşıyan kitapta kolera, sıtma, frengi, grip ve AIDS gibi hastalıkların yayılması ve sonuçları inceleniyor. Bunlara ilginç toplumsal ve siyasi anektodlar eşlik ediyor.

İş Bankası Kültür Yayınları etiketiyle okuma imkanı bulduğumuz kitap aşıların bulunması, karantina uygulaması gibi doğrudan sağlıkla ilgili konuları işlerken bir taraftan da bunların sebep veya sonuçlarında dair ilginç bilgiler paylaşıyor: Afrika’dan Amerika kıtasına köle ticaretinin başlaması, İkinci Dünya Savaşı, kitlesel göçler gibi… “Geçmiş salgınları anlamak, gelecekteki salgınlara daha iyi hazırlanmamızı sağlayabilir” düşüncesiyle kaleme alınan “Dünyamızı Değiştiren On İki Hastalık” kitabı, Koronavirüs salgınının tüm dünyayı sarstığı şu günlerde geçmiş tecrübelerden dersler çıkarmak adına dikkate değer bilgiler sunuyor.

1. İNGİLİZ KRALİYET AİLESİNDEKİ LANET: HEMOFİLİ
Hemofili, doğuştan gelen genetik nedenli bir kanama bozukluğu ve kan hastalığıdır. Hemofili hastalığının sebebinin, kanın pıhtılaşmasını sağlayan bir proteinin eksikliği olduğunu, 1937 yılında ABD deki Harvard Üniversitesinde çalışan iki doktor ortaya çıkarmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD ve Avrupa’da kan bankacılığı hızla gelişmiş, kanın plazma adı verilen proteinden zengin sıvı kısmının ayrılması çalışmalarına başlanmış,1950lerden sonra da hemofili hastaları plazma ile tedavi edilmeye başlanmıştır.

Hemofili hakkında en eski bilgiye, Yahudilerin milattan sonra 2. yüzyılda yazılmış şeriat kitaplarında rastlanmıştır. Hemofilinin “kraliyet hastalığ”ı olarak tanınmasının nedeni ise kendisi hemofili taşıyıcısı olan İngiltere kraliçesi Victoria’nın, hastalığını hanedanlar arasında gerçekleşen evlilikler aracılığıyla İspanya, Almanya ve Rusya kraliyet ailelerine de bulaştırmasıdır.

Bu sebeple yazara göre 1837-1901 tarihleri arasında İngiltere’yi yöneten Victoria, Bolşevik Parti’nin iktidara gelmesinden dolaylı da olsa sorumludur. Taşıdığı hastalık -torununu Rus prensiyle evlendirmiştir- Romonov Hanedanının çökmesine yol açmıştır. İspanya’da General Franco’ya iktidar yollarını da bu hastalık açmıştır. Hatta tartışmalı olsa bile Üçüncü Reich’in yükselmesine de farkında olmadan yardım etmiştir. Tüm bunları taşıdığı genetik hastalıkla yapmıştır. Hanedanlar arası evlilikler yüzünden hastalık Avrupa’daki tüm sarayları sarsmıştır.

2. İRLANDA PATATES MANTARI KITLIĞI
İrlanda’da 19. yüzyılda çıkan bu salgın hastalığın hedefi insanlar değil, tarlalarda yetiştirilen patateslerdi. Ancak patatesin yoksulluk ve ekonomik sorunlar içindeki İrlanda halkının temel gıda maddeleri arasında yer aldığını söylersek meselenin ciddiyeti anlaşılacaktır. Mantar hastalığı sebebiyle patateslerin tarlalarda çürümesi İrlanda’da tarihe geçecek büyük bir kıtlığa yol açmıştı.

1845 yılında başlayan “İrlanda Patates Kıtlığı” 1852’ye kadar sürdü. Şiddetli açlık toplumu, kolera ve tifo gibi salgın hastalıkların kurbanı yaptı. 1847’de 1 milyondan fazla insan hayatını kaybetti.

Ekonomik zararlarının yanında İrlanda Patates Kıtlığı’nın sosyal ve siyasi faturası da oldukça kabarıktı. 1 milyon insan hayatını kaybetti. Felaketten kaçmak amacıyla 2 milyondan fazla İrlandalı -bir daha geri dönmemek üzere- Amerika’ya göç etti. Bu durum özellikle Boston ve New York’ta Katolik nüfusun diğerlerinin hilafına artmasına sebep oldu. Bir dönem ABD’de kabul göre antiemperyalist politikalar daha çok İngiliz karşıtı İrlandalı göçmenler tarafından desteklenmiştir.

3. KOLERA
Vibrio cholerae isimli bakterinin neden olduğu bağırsak enfeksiyonuna bağlı olan, akut ve şiddetli ishal ile seyreden bir hastalıktır. İlk defa 1817′de Japonya’da görülen hastalık daha sonra 1826′da Moskova’da, 1831′de Berlin’de, Paris’te ve Londra’da kitlesel ölümlere yol açmıştır. Salgın bir hastalık olan Kolera yaklaşık iki yüzyıl boyunca insan sağlığını tehdit etmiştir.

18. yüzyılda şehirlerde can almaya başlayan koleranın zamanla daha tehlikeli hale gelmesi aslında sanayi devriminin dolaylı sonuçlarından biriydi. Zira fabrikaların artmasıyla kırsaldan kentlere göçler başlamış ve demografik dağılım değişmişti. Aynı şekilde yakınına kurulan fabrikalar sebebiyle köyler ve kasabalar şehirleşti. Hızla artan nüfusun barınması amacıyla kentlerde içiçe geçmiş sıkışık evler inşa edildi. Bu yapılaşma büyük bir problemi de beraberinde getirdi. Altyapı olmadığı için lağım suları içme sularına karışıyordu.

Kolera 1892’de Rusya’da yaklaşık 300 bin kişinin ölümüne yol açtı. Avrupalı göçmenler sebebiyle hastalık ABD’ye sıçradı. Balkan Savaşları sırasında kolera Osmanlı ordusuna da büyük kayıplar verdirtti. Buna karşın insanlığın korkulu rüyası haline gelen kolera hayırlı gelişmelere de kapı araladı. Hastalığın içme suyunun kirli olmasıyla alakası anlaşıldığında, şehirler için alt yapı projeleri geliştirildi ve içme suyunun kirlenmesi engellendi. Vakumlu tuvaletler, yani klozetler de varlığını koleraya borçludur.

Ayrıca modern kentleri tehdit eden kolera yüzünden devletler sağlık reformları yapmak, bu alana yatırım yapmak, daha fazla iş gücü istihdam etmek zorunda kalmışlardır. Hemşirelik mesleğinin ortaya çıkışı da bu süreçte gerçekleşmiştir.

4. ÇİÇEK: BENEKLİ CANAVAR
Çiçek hastalığı, irinli kabarcıklar dökerek yüzde izler bırakan, ateşli, ağır ve bulaşıcı bir hastalıktır. Hastalığın tarihi milattan öncesine kadar gitmekte. Eski Mısır’da ve Asya toplumlarında hastalığın görüldüğü biliniyor. Roma İmparatorluğu döneminde kitlesel ölümlere yol açtığı ve Ortaçağ’da Avrupa’yı da sarstığını tarihi kaynaklardan öğreniyoruz. İspanyol ve Portekizli işgalcilerin hastalığı sömürgeleştirilen topraklara götürmesiyle Aztek ve İnka halkları tarihten silinmiştir.

Avrupa’da 18. yüzyılda, yılda 400.000 kişi çiçek hastalığı yüzünden ölmüştür ve hayatta kalanların üçte biri kör olmuştur. Bebeklerde ölüm oranı daha da yüksekti, 1800’lerin sonlarında Londra’da% 80 ve Berlin’de% 98’e yaklaşıyordu.

5. VEBA
Antik Çağlar'dan itibaren tanınmış bulaşıcı bir hastalıktır. Lakabı "Kara Ölüm"dür. Orta Çağ'da 1347-1353 arasında, Avrupa nüfusunun üçte birinin kaybedilmesinden sorumludur. (Ayrıca bu hastalık 1347-1348 yılları arasında Venedik nüfusu 130.000 iken 70.000'e düşmesine neden olmuştur.) 'Hıyarcıklı veba' ('bubonik veba') veba hastalığının en yaygın biçimidir. İnsanlık tarihini derinden sarsan üç veba salgını gerçekleşti. İlk veba pandemisi milattan sonra 6. asırda Akdeniz coğrafyasını etkilemiştir. Roma İmparatorluğu’nun başkenti Konstantinopolis ölü bir kente döndü.

İkinci salgın İtalyan Giovanni Boccacio’nun eserlerinden öğrendiğimiz kadarıyla Floransa’da başladı. Bütün Avrupa’nın ardından Afrika, Ortadoğu ve Rusya’ya da sıçradı. Bölgenin 100 milyon olan nüfusu 1346 yılından 1452’ye kadar süren veba salgını yüzünden 80 milyona düşmüştü. Tarihçi Arnold J. Toynbee’ye göre bu salgın Bizans ve Sasaniler gibi imparatorlukları sarsarken Müslümanların Akdeniz coğrafyasında güçlenmesine zemin hazırlamıştır.

Üçüncü veba salgını 1860’larda Çin’de başladı. Buharlı gemiler ve trenler sebebiyle veba bu defa daha hızlı yayıldı. Yine 20. yüzyılın başlarında Mançurya’da çıkan veba salgını on binlerce insanın ölümüne sebep oldu. Veba günümüzde büyük tehdit olmaktan çıkmışsa da tam olarak kökü kurutulamamıştır.

6. FRENGİ (BÜYÜK ÇİÇEK HASTALIĞI)
Treponema pallidum adı verilen bakterinin neden olduğu enfeksiyondur. Frengi, hastalığa sahip kişideki yaralara (şankr) direkt temas ile bulaşır. Aynı zamanda anneden cenine, hamilelik ya da doğum sırasında bulaşabilir. Bu doğuştan gelen frengi ile sonuçlanır.

Frenginin geçmişi tarihi kaynaklarda 15. yüzyıla kadar gidiyor. Hastalığın Kristof Kolomb ve adamları tarafından Amerika’dan getirildiğine dair tezler mevcut. 1497’de Macaristan’da ardından Rusya, Afrika ve Ortadoğu’da görülen frengi Vasco de Gama aracılığıyla Hindistan’a taşındı. Hastalığın kökeni uzun süre bilinemedi. Yazara göre frengi bir şehir hastalığıdır. Şehirlerin kalabalıklaşması, ortak kullanılan alanların ve eşyaların artmasıyla yayıngınlaşmıştır. Günümüz için de benzer şartlarda yaşayan toplumlar için hastalık tehdit olmaya devam etmektedir. Sadece cinsel yolla bulaşmayan hastalığın bugün için tedavisi mümkündür.

7. VEREM: İNSANLIĞIN BELASI
Verem ya da tüberküloz bakteriyel ve bulaşıcı bir hastalık. Halk arasında “ince hastalık” olarak da bilinir. Tüberküloz birden fazla organda görülebilen bir enfeksiyon olmasına karşın, daha çok akciğerler ve akciğerlerde gözlenir. Veremin geçmişi insanlık tarihi kadar eskidir. Çok eski Mısır mumyalarında hastalığın izine rastlamak mümkün. Bununla birlikte “tüberküloz” sözcüğü ilk kez 1650’de tanımlanmış.

İlk verem salgını 18. yüzyılda İngiltere’de başladı. 1780’lerde tehlikeli boyutlara ulaştı. Sonrasında Batı ve Doğu Avrupa’ya yayıldı. 1900’lere gelindiğinde hastalık Amerika’ya sıçradı. Verem Avrupa’yı yaklaşık iki yüzyıl kasıp kavurdu. Sanayi devrimi sonrasında insanların fabrikalarda kapalı ve havasız ortamlarda kitleler halinde çalışması yüzünden hastalık hızla yayıldı. Yine modern kentlerde yaşayan yoksulların ve işçilerin yaşam şartları uygun bir zemin hazırladı salgına. Modern Avrupa’nın yükselişine paralel ortaya çıkan hastalık edebi eserlerde romantik ve çekici bir şekilde tasvir edilmiştir. Vereme yakalananlar arasında oldukça ünlü isimler de var: Spinoza, Goethe, Schiller, Dostoyevski, Çehov ve Kafka gibi.

19. yüzyılın başlarında Avrupa nüfusunun % 70’inin veremli olduğu biliniyor. Manchester fabrikalarında çalışan göçmen İrlandalıların çoğu genç yaşlarda veremden ölüyordu. Vereme yakalanan zenginler dinlenmeye gittikleri İsviçre ekonomisini tamamen değiştirdiler. Öksürüklü zenginler yeni doğan ilaç sanayini besleyip, İsviçre’nin ünlü bankacılık sektörünün kurulmasına yardımcı oldular.

Tüberkülozun tanınması ve patogenezinde önemli gelişmeler Paris’teki Necker hastanesinde çalışan Rene Laennec’in çalışmaları ile ortaya çıkmıştır. Tüberküloz basilinin bulunma şerefi 11 Aralık 1843 yılında Almanya’da doğan Prusyalı, çok çocuklu bir ailenin çocuğu Robert Koch’a nasip olmuştur. Ardından antibiyotiğin bulunuşu ve sağlık teknolojisi geliştikçe hastalığın tedavisi mümkün olmuştur.

8. SITMA
Anofel türü sivrisineğin sokmasıyla insandan insana bulaşan, nöbet nöbet gelen ateş, titreme ve terle kendini gösteren bir hastalık türü. Hastalığı ilk defa bildirenler Antik Mısırlılar'dır. MÖ 460-370 yıllarında Hipokrat da hastalığın mevcudiyetini fark etmiş ve dört ayrı şekilde olabileceğini bildirmiştir. 1894'te Manson, sıtmanın sivrisineklerle bulaştığını buldu ama malaria adı kullanılmaya devam etti. Eski çağlarda kitleler hâlinde ölüme sebep olan sıtma, bugün de bu tehlikesini muhâfaza etmektedir.

Rusya'da I. Dünya Savaşı'ndan sonra 5 milyon sıtmalı vardı ve bunların 60.000’i öldü. 1934'te Seylan'da 3 milyon sıtmalının 100.000’i yaşamını yitirdi. Amerika’daki ilk salgın 1938'de Brezilya'da vuku buldu ve 100.000 hastanın 14.000’i öldü. Salgın, 1942’de Nil Vadisi'ne kaydı ve Mısır’da 12.000 kişiyi öldürdü. Daha sonra Etiyopya'da 15.000 ölü bıraktı. Savaşları ve tabiî âfetleri takiben Karayipler'de büyük hasar yapan salgın, 1963’te Haiti’de 75.000 kişinin ölümüne sebep oldu.

Sıtma dünyadaki tropikal hastalıkların en tehlikelisidir. Günümüzde Sahraaltı Afrika’sında insan sağlığını tehdit etmektedir. Olumsuz yaşam şartları, yetersiz beslenmeyle birleşerek özellikle bebek ve çocukların ölümüne yol açmaktadır.

9. SARIHUMMA
Sarıhumma virüsünün neden olduğu ciddi bir hastalıktır. Sarıhumma enfekte bir sivrisineğin ısırığı ile bulaşır. Sarıhumma salgını ilk defa 1700'lerde İtalya, Fransa, İspanya ve İngiltere'de patlak vermiştir. On dokuzuncu yüzyılda İspanya'da 300.000 kişinin sarıhummadan öldüğüne inanılıyor. 1802'de Haiti Devrimi esnasında Fransız askerleri sarıhumma saldırısına maruz kaldılar; ordunun yarısı bu hastalıktan dolayı telef oldu.

Afrika kökenli olan sarıhumma virüsü, bu kıtadan Amerika’ya yapılan köle ticaretiyle yaygınlaştı. Afrikalılar hastalığa karşı direnç geliştirdikleri için bu kıtada büyük can kaybına sebep olmayan sarıhumma, Amerika ve Avrupa’da kitlesel ölümlere yol açtı. Bir taraftan Amerikan yerlileri sarıhumma yüzünden ölüyor diğer taraftan da bu durum Avrupalıların daha fazla Afrikalıyı köleleştirerek Amerika’ya taşımalarına neden oluyordu. Bu kısır döndü 18-19. yüzyıllarda Amerika’ya yerleşen sömürgecilerin felaketi oldu. 20. yüzyılda sebebinin anlaşılmasıyla sarıhumma hastalığı büyük bir tehdit olmaktan çıktı.

10. GRİP
Grip (influenza), influenza virüslerinin (Tip A, B ve C) neden olduğu ani gelişen, ateş yapan, genellikle burun, boğaz, sonrasında da akciğerleri tutabilen bir solunum yolu enfeksiyonudur. Hastalığın en maruf ismi olan ''Grip'' kelimesi Galya yerlilerinin dilindeki ''Gripan'' kelimesinden türemiştir.

Grip hastalığı hakkındaki kayıtlar çok eski zamanlara dayanmaktadır. Hipokrat M.Ö. 5. yüzyılda Sicilya'da ordu içerisindeki bir grip epidemisini kayda geçirmiştir. Kayıtlara geçmiş başka bir pandemi ise 1510 yılında olmuştur. Malta'da başlayan bu pandemi Sicilya yoluyla neredeyse tüm Avrupa'yı etkisi altına almıştır. Daha sonra 1580, 1780 - 1782,1830 - 1833, 1847 - 1850, 1889 - 1892 pandemileri tarihe geçmiştir.

1889’da Rusya’da çıkan salgında 1 milyon insan hayatını kaybetti. 20. yüzyılda ise başta 1918 İspanyol gribi olmak üzere birçok pandemi kayıtlara geçti. 1918-1919 pandemisi bilinen en şiddetli grip salgını olarak 22 milyonu aşan insanın ölümüne sebep oldu. 1957’de Asya gribi olarak patlak veren salgında 2 milyon öldü, 1968’de Hong Kong gribi ise 1 milyon insanın canına mal oldu.

Irwin W. Sherman’ın verdiği bilgilere göre Birinci Dünya Savaşı esnasında başlayan salgın savaştan daha fazla can kaybına yol açarak, devletleri aciz bıraktı ve ateşkes sürecini hızlandırdı. Yazara göre grip ABD ordusunda başlamış ve onlar aracılıyla dünyanın her yerine yayılmıştı. Grip virüslerinin sürekli değiştiğine dikkat çeken yazar 2016 yılında yeni grip pandemilerinin kaçınılmaz olduğunu belirtiyor. Şimdilerde baş gösteren coronavirüs salgını da yazarı haklı çıkartıyor.

Hazırlayan: Munise Şimşek

Editör Hakkında