1- Bakara Suresi, 34. Ayet
وَمَا لَهُمْ أَلاَّ يُعَذِّبَهُمُ اللّهُ وَهُمْ يَصُدُّونَ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَمَا كَانُواْ أَوْلِيَاءهُ إِنْ أَوْلِيَآؤُهُ إِلاَّ الْمُتَّقُونَ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ
“Hem onlar, (müminleri) Mescid-i Haram’dan men‘ ettikleri ve onun(hizmetinin) ehli olmadıkları hâlde, neden Allah onlara azap etmesin? Onun(hizmetinin) ehli olanlar, ancak takva sahipleridir; fakat onların çoğu bilmezler.”
2- Bakara Suresi, 35. Ayet
وَمَا كَانَ صَلاَتُهُمْ عِندَ الْبَيْتِ إِلاَّ مُكَاء وَتَصْدِيَةً فَذُوقُواْ الْعَذَابَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ
“Onların Kâbe yanındaki duaları ise, ıslık çalmaktan ve el çırpmaktan başka bir şey değildir. Öyleyse inkâr etmekte olduğunuzdan dolayı tadın azabı!”
3- Bakara Suresi 125. Ayet:
وَإِذْ جَعَلْنَا الْبَيْتَ مَثَابَةً لِّلنَّاسِ وَأَمْناً وَاتَّخِذُواْ مِن مَّقَامِ إِبْرَاهِيمَ مُصَلًّى وَعَهِدْنَا إِلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ أَن طَهِّرَا بَيْتِيَ لِلطَّائِفِينَ وَالْعَاكِفِينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ
“O vakit Kâbe’yi de insanlar için bir sevap (kazanma) yeri ve emniyetli bir mahal kıldık. Öyle ise (siz de) İbrahim’in makamından bir namazgâh edinin. İbrahim ve İsmail’e de: ‘Tavaf edenler, itikâfta olanlar, rükû (ve) secde edenler (namaz kılanlar) için beytimi temiz tutun!’ diye emrettik.”
4- Bakara Suresi, 127. Ayet
وَإِذْ يَرْفَعُ إِبْرَاهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَإِسْمَاعِيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا إِنَّكَ أَنتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
“Ve bir zaman İbrahim, İsmail ile beraber Beyt’in (Kâbe’nin) temellerini yükseltiyordu. (Ve şöyle dua ediyorlardı:) Rabbimiz! (Yaptığımızı) bizden kabul buyur! Şüphe yok ki Semî (her duayı işiten), Alîm (her şeyi bilen) ancak Sensin!”
5- Bakara Suresi, 142. Ayet
سَيَقُولُ السُّفَهَاء مِنَ النَّاسِ مَا وَلاَّهُمْ عَن قِبْلَتِهِمُ الَّتِي كَانُواْ عَلَيْهَا قُل لِّلّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ يَهْدِي مَن يَشَاء إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
“İnsanlardan bir kısım sefihler: ‘Onları (o Müslümanları) üzerinde bulundukları (yöneldikleri) kıblelerinden çeviren nedir?’ diyecekler. (Ey Resulüm! Onlara) de ki: ‘Doğu da batı da (her yer) Allah’ındır.’ (O,) dilediği kimseyi (hikmetine binaen, kendi lütfundan) dosdoğru bir yola hidayet eder.”
6- Bakara Suresi, 143. Ayet
وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِّتَكُونُواْ شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا وَمَا جَعَلْنَا الْقِبْلَةَ الَّتِي كُنتَ عَلَيْهَا إِلاَّ لِنَعْلَمَ مَن يَتَّبِعُ الرَّسُولَ مِمَّن يَنقَلِبُ عَلَى عَقِبَيْهِ وَإِن كَانَتْ لَكَبِيرَةً إِلاَّ عَلَى الَّذِينَ هَدَى اللّهُ وَمَا كَانَ اللّهُ لِيُضِيعَ إِيمَانَكُمْ إِنَّ اللّهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُوفٌ رَّحِيمٌ
“İşte böylece sizi mutedil (a¬daletli ve dengeli) bir ümmet kıldık ki insanların üzerine (hesapgününde u¬mum peygamberler lehine) şahidler olasınız, pey¬gamber de sizin üzerinize şahid olsun!
Hem daha önce üzerinde bulunduğunu (kendisine yöneldiğin Kâbe’yi) ancak peygambere tâbi olanları, ökçeleri üze¬rinde geri¬¬¬ye (küfre) dönecek olanlardan ayıralım diye kıble yaptık. Çünkü şüphesiz (bu,) Allah’ın hidayet ettiği kimselerden başkasına elbette ağırdır.
Allah, ima¬nınızı (Mescid-i Ak¬sa’¬ya doğru kıldığınız namazları) zayi edecek değildir. Şüp¬hesiz ki Allah, insanlara karşı elbet¬te Raûf (çok şefkatli olan)dır, Rahîm (çok merhametli o¬lan)dır.”
7- Bakara Suresi, 144. Ayet
قَدْ نَرَى تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِي السَّمَاء فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضَاهَا فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَحَيْثُ مَا كُنتُمْ فَوَلُّواْ وُجُوِهَكُمْ شَطْرَهُ وَإِنَّ الَّذِينَ أُوْتُواْ الْكِتَابَ لَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ الْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ
“(Ey Habibim!) Yüzünün göğe çevrilip durduğunu muhakkak görüyoruz. Artık Seni, hoşnut olacağın bir kıbleye elbette döndüreceğiz; bundan sonra yüzünü Mescid-i Haram tarafına (Kâbe’ye) çevir! (Ey Müminler!) O hâlde (siz de) nerede olsanız artık (namazda) yüzünüzü onun tarafına çevirin! Hem doğrusu o kendilerine kitap verilenler, şüphesiz bunun Rablerinden (gelen) hak olduğunu gerçekten biliyorlar. Allah ise, (onların) yapmakta olduklarından gafil değildir.”
8- Bakara Suresi, 145. Ayet
وَلَئِنْ أَتَيْتَ الَّذِينَ أُوْتُواْ الْكِتَابَ بِكُلِّ آيَةٍ مَّا تَبِعُواْ قِبْلَتَكَ وَمَا أَنتَ بِتَابِعٍ قِبْلَتَهُمْ وَمَا بَعْضُهُم بِتَابِعٍ قِبْلَةَ بَعْضٍ وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءهُم مِّن بَعْدِ مَا جَاءكَ مِنَ الْعِلْمِ إِنَّكَ إِذَاً لَّمِنَ الظَّالِمِينَ
“And olsun ki eğer (Sen) kendilerine kitap verilmiş olanlara her ne delil getirsen, (yine de) Senin kıblene tâbi olmazlar. Sen de onların kıblesine tâbi (olacak) değilsin. Onların bazısı da (diğer) bazıların kıblesine tâbi değildir(ler). Celâlim hakkı için eğer Sana (vahiyle) gelen ilimden sonra onların arzularına uyarsan, şüphesiz Sen o takdirde mutlaka zalimlerden olursun!”
9- Bakara Suresi, 149. Ayet
وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَإِنَّهُ لَلْحَقُّ مِن رَّبِّكَ وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
“Ve nereden (yolculuğa) çıksan, artık (namazda) yüzünü Mescid-i Haram tarafına (Kâbe’ye) çevir! Hiç şüphesiz ki bu, Rabbinden (gelen) haktır. Hâlbuki Allah, yapmakta olduklarınızdan gafil değildir.”
10- Bakara Suresi, 150. Ayet
وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَحَيْثُ مَا كُنتُمْ فَوَلُّواْ وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُ لِئَلاَّ يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَيْكُمْ حُجَّةٌ إِلاَّ الَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنْهُمْ فَلاَ تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِي وَلأُتِمَّ نِعْمَتِي عَلَيْكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
“Evet, nereden (yolculuğa) çıksan, bundan sonra (namaz kılarken) yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Ve (Ey Müminler! Siz de) nerede olsanız, artık (namazda) yüzlerinizi onun tarafına çevirin ki içlerinden zulmedenlerin dışında, insanlar (bilhassa Yahudi ve müşrikler) için aleyhinize bir delil olmasın! Artık onlardan korkmayın; öyleyse (ancak) benden korkun ki üzerinize olan nimetimi tamamlayayım! Hem tâ ki doğru yolu bulasınız.”
11- Bakara Suresi, 158. Ayet
إِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِن شَعَآئِرِ اللّهِ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ أَوِ اعْتَمَرَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِ أَن يَطَّوَّفَ بِهِمَا وَمَن تَطَوَّعَ خَيْرًا فَإِنَّ اللّهَ شَاكِرٌ عَلِيمٌ
“Muhakkak ki Safa ile Merve, Allah’ın (hac ve umre ibadeti için tayin ettiği) şeâirinden (alâmetlerinden)dir. Bu yüzden Kâbe’yi hacceden veya umre yapan kimsenin, artık o ikisini tavaf etmesinde (ikisi arasında say ederek, yürümesinde) üzerine bir günah yoktur. Kim de gönlünden koparak (fazladan) bir hayır işlerse, o takdirde şüphesiz ki Allah, Şâkir (bütün iyiliklerinize fazlasıyla mükâfat veren)dir, Alîm (yaptığınız her şeyi bilen)dir.”
12- Bakara Suresi, 191. Ayet
وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَأَخْرِجُوهُم مِّنْ حَيْثُ أَخْرَجُوكُمْ وَالْفِتْنَةُ أَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِ وَلاَ تُقَاتِلُوهُمْ عِندَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ حَتَّى يُقَاتِلُوكُمْ فِيهِ فَإِن قَاتَلُوكُمْ فَاقْتُلُوهُمْ كَذَلِكَ جَزَاء الْكَافِرِينَ
“Ama onları yakaladığınız yerde öldürün ve sizi çıkardıkları yerden(Mekke’den, siz de) onları çıkarın! Çünkü fitne (onların sizi küfre zorlamaları), öldürmekten daha kötüdür. Hem (onlar) orada sizinle savaşmadıkça (siz de) onlarla Mescid-i Haram yanında savaşmayın! Fakat sizinle savaşırlarsa, o takdirde onları öldürün! Kâfirlerin cezası işte böyledir.”
13- Bakara Suresi, 217. Ayet
يَسْأَلُونَكَ عَنِ الشَّهْرِ الْحَرَامِ قِتَالٍ فِيهِ قُلْ قِتَالٌ فِيهِ كَبِيرٌ وَصَدٌّ عَن سَبِيلِ اللّهِ وَكُفْرٌ بِهِ وَالْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَإِخْرَاجُ أَهْلِهِ مِنْهُ أَكْبَرُ عِندَ اللّهِ وَالْفِتْنَةُ أَكْبَرُ مِنَ الْقَتْلِ وَلاَ يَزَالُونَ يُقَاتِلُونَكُمْ حَتَّىَ يَرُدُّوكُمْ عَن دِينِكُمْ إِنِ اسْتَطَاعُواْ وَمَن يَرْتَدِدْ مِنكُمْ عَن دِينِهِ فَيَمُتْ وَهُوَ كَافِرٌ فَأُوْلَئِكَ حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ وَأُوْلَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
“(Ey Resulüm!) Sana, haram ayı, onda savaşmayı soruyorlar. De ki: ‘Onda savaşmak büyük (bir günah)tır. Fakat (insanları) Allah yolundan men etmek ve O’nu inkâr etmek, hem (müminleri) Mescid-i Haram’dan (men etmek) ve ehlini oradan çıkarmak Allah katında (günah cihetiyle) daha büyüktür. Çünkü fitne (çıkarmak ve müminleri inkâra zorlamak), öldürmekten daha büyük (bir günah)tır.’ (Ey Habibim!) Eğer güçleri yetse, sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmayı bırakmazlar. İçinizden kim dininden döner de kendisi kâfir olarak ölürse işte onlar yok mu, (onların) amelleri dünya ve ahirette boşa gitmiştir. Ve yine onlar ateş ehlidirler! Onlar orada ebedî olarak kalıcıdırlar.”
14- Âl-i İmran Suresi, 96. Ayet
إِنَّ أَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذِي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِّلْعَالَمِينَ
“Muhakkak ki mübarek ve âlemlere bir hidayet olarak insanlar için kurulan ilk ev (ilk mabed), elbette Mekke’deki (Kâbe)dir.”
15- Âl-i İmran Suresi, 97. Ayet
فِيهِ آيَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَّقَامُ إِبْرَاهِيمَ وَمَن دَخَلَهُ كَانَ آمِنًا وَلِلّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلاً وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ الله غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ
“Orada apaçık alâmetler, İbrahim’in makamı vardır. Oraya giren ise emniyette olur (ona dokunulmaz). Hem ona (oraya gitmek için) bir yola gücü yeten bir kimsenin o evi (Kâbe’yi) haccetmesi, insanlar üzerinde Allah’ın bir hakkıdır. Kim de inkâr ederse, artık şüphe yok ki Allah, âlemlerden müstağnidir (hiçbir şeye muhtaç değildir)!”
16- Maide Suresi, 2
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تُحِلُّواْ شَعَآئِرَ اللّهِ وَلاَ الشَّهْرَ الْحَرَامَ وَلاَ الْهَدْيَ وَلاَ الْقَلآئِدَ وَلا آمِّينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِّن رَّبِّهِمْ وَرِضْوَانًا وَإِذَا حَلَلْتُمْ فَاصْطَادُواْ وَلاَ يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ أَن صَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ أَن تَعْتَدُواْ وَتَعَاوَنُواْ عَلَى الْبرِّ وَالتَّقْوَى وَلاَ تَعَاوَنُواْ عَلَى الإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاتَّقُواْ اللّهَ إِنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
“Ey İman Edenler! Ne Allah’ın şeâirine (dininin alâmetlerine), ne haram aya, ne (Kâbe’ye hediye edilen) kurbana, ne (ona takılan) gerdanlıklara ne de Rablerinden bir lütuf ve bir rıza arayarak Beyt-i Haram’a gelenlere hürmetsizlik etmeyin! Ama ihramdan çıkınca artık avlanabilirsiniz.
Ve sizi Mescid-i Haram’dan men ettiler diye bir kavme olan kin(iniz), sakın sizi haddi aşmaya sevk etmesin! Hem iyilik ve takva üzerine yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine ise yardımlaşmayın, hem Allah’tan sakının! Şüphe yok ki Allah, azabı çok şiddetli olandır.”
17- Maide Suresi, 95. Ayet
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَقْتُلُواْ الصَّيْدَ وَأَنتُمْ حُرُمٌ وَمَن قَتَلَهُ مِنكُم مُّتَعَمِّدًا فَجَزَاء مِّثْلُ مَا قَتَلَ مِنَ النَّعَمِ يَحْكُمُ بِهِ ذَوَا عَدْلٍ مِّنكُمْ هَدْيًا بَالِغَ الْكَعْبَةِ أَوْ كَفَّارَةٌ طَعَامُ مَسَاكِينَ أَو عَدْلُ ذَلِكَ صِيَامًا لِّيَذُوقَ وَبَالَ أَمْرِهِ عَفَا اللّهُ عَمَّا سَلَف وَمَنْ عَادَ فَيَنتَقِمُ اللّهُ مِنْهُ وَاللّهُ عَزِيزٌ ذُو انْتِقَامٍ
“Ey İman Edenler! Siz ihramlı iken, av (hay¬vanların)ı öldürmeyin! Artık içinizden onu kas¬ten öldüren kimseye, o takdirde Kâbe’ye ulaşacak olan bir kurban olmak üzere öldürdüğünün mislinde sağmal hayvanlardan bir ceza vardır ki, buna(bu avladığı hayvanın mislinin ne olacağına) içi¬nizden adaletli iki kişi hüküm verir. Veya bir kefaret (gerekir) ki (o da) yoksulları doyurmak veya buna karşılık oruç tutmaktır; ta ki (yaptığı) işinin vebalini tatsın! Allah geçmişi affetmiştir. Fakat kim tekrar yapar¬sa, artık Allah ondan intikam alır. Çünkü Allah, Azîz (daima üstün olan)dır, intikam sahi¬bidir.”
18- Maide Suresi, 97. Ayet
جَعَلَ اللّهُ الْكَعْبَةَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ قِيَامًا لِّلنَّاسِ وَالشَّهْرَ الْحَرَامَ وَالْهَدْيَ وَالْقَلاَئِدَ ذَلِكَ لِتَعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَأَنَّ اللّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
“Allah, Kâbe’yi, o Beyt-i Haram’ı, (kendisinde haccedilen) haram ayı(Zilhicce ayını), kurbanı ve (ona takılan) gerdanlıkları, insanlar için (maddî manevî) bir kalkınma (vesilesi) kıldı. Bu, muhakkak ki Allah’ın, göklerde ne var, yerde ne varsa bildiğini ve şüphesiz Allah’ın, her şeyi hakkıyla bilici olduğunu (sizin de) bilmeniz içindir.”
19- Tevbe Suresi, 7. Ayet
كَيْفَ يَكُونُ لِلْمُشْرِكِينَ عَهْدٌ عِندَ اللّهِ وَعِندَ رَسُولِهِ إِلاَّ الَّذِينَ عَاهَدتُّمْ عِندَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ فَمَا اسْتَقَامُواْ لَكُمْ فَاسْتَقِيمُواْ لَهُمْ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ
“Müşrikler için, Allah katında ve Resulü yanında (sözlerinde durmadıkları hâlde) nasıl bir anlaşma olabilir? Ancak (Hudeybiye günü) Mescid-i Haram’ın yanında kendileriyle anlaşma yaptıklarınız müstesna. Artık (onlar) size dürüst davranırlarsa, o hâlde (siz de) onlara böyle doğrulukla muamele edin! Şüphesiz ki Allah, takva sahiplerini sever.”
20- Tevbe Suresi, 19. Ayet
أَجَعَلْتُمْ سِقَايَةَ الْحَاجِّ وَعِمَارَةَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ كَمَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَجَاهَدَ فِي سَبِيلِ اللّهِ لاَ يَسْتَوُونَ عِندَ اللّهِ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
“Hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haram’ı imar etme (hizmetiyle meşgul olan kimse)yi, Allah’a ve ahiret gününe iman eden ve Allah yolunda cihad eden bir kimse gibi mi tuttunuz? (Hâlbuki onlar) Allah katında bir olmazlar. Allah ise zalimler topluluğunu (isyanlarındaki ısrarları sebebiyle) hidayete erdirmez.”
21- Tevbe Suresi, 28. Ayet
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ فَلاَ يَقْرَبُواْ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ بَعْدَ عَامِهِمْ هَذَا وَإِنْ خِفْتُمْ عَيْلَةً فَسَوْفَ يُغْنِيكُمُ اللّهُ مِن فَضْلِهِ إِن شَاء إِنَّ اللّهَ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
“Ey İman Edenler! Müşrikler ancak bir necis (bir pislik)tir; bu yıllarından sonra artık Mescid-i Haram’a (Kâbe ve civarına) yaklaşmasınlar! Fakat (bundan dolayı) fakirliğe düşmekten korkarsanız, o takdirde Allah dilerse, sizi fazlından ileride zengin edecektir. Şüphesiz ki Allah, Alîm (her şeyi hakkıyla bilen)dir, Hakîm(her işi hikmetli olan)dır.”
22- İbrahim Suresi, 37. Ayet
رَّبَّنَا إِنِّي أَسْكَنتُ مِن ذُرِّيَّتِي بِوَادٍ غَيْرِ ذِي زَرْعٍ عِندَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِ رَبَّنَا لِيُقِيمُواْ الصَّلاَةَ فَاجْعَلْ أَفْئِدَةً مِّنَ النَّاسِ تَهْوِي إِلَيْهِمْ وَارْزُقْهُم مِّنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ
“Rabbimiz! Doğrusu ben zürriyetimden bir kısmını (oğlum İsmail ile annesi Hâcer’i), senin Beyt-i Haram’ının (Kâbe’nin) yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim; Rabbimiz! Namazı hakkıyla eda etsinler (Sana hakkıyla kulluk etsinler)diye (emrin üzere, böyle yaptım)! Artık (Sen) insanlardan bir kısım gönülleri onlara meylettir ve onları mahsullerden rızıklandır! Umulur ki şükrederler.”
23- İsra Suresi, 1. Ayet
سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ
“Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye, kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya (İsra -gece yürüyüşü- ile) götüren (Allah, her türlü noksanlıktan) münezzehtir. Şübhesiz ki Semî (her şeyi işiten), Basîr (hakkıyla gören), ancak O’dur.”
24- Hac Suresi, 25. Ayet
إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ اللَّهِ وَالْمَسْجِدِ الْحَرَامِ الَّذِي جَعَلْنَاهُ لِلنَّاسِ سَوَاء الْعَاكِفُ فِيهِ وَالْبَادِ وَمَن يُرِدْ فِيهِ بِإِلْحَادٍ بِظُلْمٍ نُذِقْهُ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ
“Şüphesiz ki o inkâr edenler ve (insanları) Allah yolundan, içinde yerli olsun misafir olsun (kıble ve mabed olma hususunda) insanlar için eşit kıldığımız Mescid-i Haram’dan men edenler yok mu, işte her kim ki orada zulüm ile haktan sapmak isterse ona (pek) elemli bir azaptan tattırırız.”
25- Hac Suresi, 26. Ayet
وَإِذْ بَوَّأْنَا لِإِبْرَاهِيمَ مَكَانَ الْبَيْتِ أَن لَّا تُشْرِكْ بِي شَيْئًا وَطَهِّرْ بَيْتِيَ لِلطَّائِفِينَ وَالْقَائِمِينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ
“Ve bir zaman İbrahim’e, (tufandan dolayı nerede olduğunu bulamadığı) Beyt’in (Kâbe’nin) yerini (onu yeniden bina etmesi için) göstermiş (ve ona şöyle emretmiş)tik: “Bana hiçbir şeyi ortak koşma! Tavaf edenler, (o bölgede) oturanlar(yerli olanlar), rükû‘ ve secde edenler için beytimi temiz tut!”
26- Hac Suresi, 29. Ayet
ثُمَّ لْيَقْضُوا تَفَثَهُمْ وَلْيُوفُوا نُذُورَهُمْ وَلْيَطَّوَّفُوا بِالْبَيْتِ الْعَتِيقِ
“Sonra (vücutlarındaki) kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve Beyt-i Atîk’ı (Kâbe’yi) tavaf etsinler!”
27- Hac Suresi, 33. Ayet
لَكُمْ فِيهَا مَنَافِعُ إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى ثُمَّ مَحِلُّهَا إِلَى الْبَيْتِ الْعَتِيقِ
“Onlarda (kurbanlık hayvanlarda) sizin için belirli bir zamana kadar birtakım menfaatler vardır. Sonra onların varacakları (kurban edilecekleri) yer, Beyt-i Atîk (Harem bölgesinin yanın)a kadardır.”
28- Hac Suresi, 37. Ayet
لَن يَنَالَ اللَّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا وَلَكِن يَنَالُهُ التَّقْوَى مِنكُمْ كَذَلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللَّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَبَشِّرِ الْمُحْسِنِينَ
“Onların ne etleri, ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat O’na (sadece) sizin takvanız ulaşacaktır. İşte böylece onları sizin istifadenize verdi ki, sizi hidayete erdirdiği için (tekbir getirerek) Allah’ı çokça yüceltesiniz! (Ey Resulüm!) Artık o iyilik edenleri müjdele!”
29- Tur Suresi, 4. Ayet
وَالْبَيْتِ الْمَعْمُورِ
“Ve (gökte meleklerin tavaf ettiği) Beyt-i Mamûr’a!”
30- Kureyş Suresi, 3. Ayet
فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هَذَا الْبَيْتِ
“O hâlde (onlar da) bu Beyt’in (Kâbe’nin) Rabbine (şükür için) ibadet etsinler!”