Büyük cihada girişmen gerekir! Büyük cihat en büyük düşmanın olan arzularınla (heva) cihattır.Arzu gücü aynı zamanda seni takip eden ve en yakın düşmanındır, O güç içindedir. Allah şöyle buyurur: ‘Ey iman edenleri Sizi takip eden kâfirlerle savaşın’ Senin yanında nef¬sinden daha kâfir bir şey yoktur. Nefis her nefes Allah’ın kendisine göndermiş olduğu nimetleri inkâr eder. Onunla böyle savaştığında, di¬ğer düşmanlarla savaşırken ihlas kazanırsın. Öyle bir savaşta öldürüldü¬ğünde, Rablerinin katında rızıklanan ve O’nun ihsan ettiği nimetlerle rahata ermiş, kendilerine gelecek olanları müjdeleyen “şehitlerden’ birisi olursun. Allah yolunda cihat ederken savaşanların değerini öğrenmiştin.

O kazandığı sevap veya ganimetle evine dönerken, oruç tutmuş, ibadet etmiş, Allah’ın ayetlerini okumuş, mücahit dönünceye kadar namazına veya orucuna ara vermeden ibadet etmiş birisi mesabesindedir. Sahih bir hadiste orucun benzersiz bir ibadet olduğunu öğrenmiştin. Hiç kuşkusuz cihat onun yerini aldığı kadar namazın da yerini alır. Bu du¬rum Hz. Peygamber’den gelen bir hadiste belirtilir. O hadis Allah’ın farz kılmış olduğu cihada ilgilidir. İnsan onu terk ettiğinde, mutlaka günahkâr olur. Nefsine karşı hayırhah davranıp dinini korumaya çalışan bilgili kul, her zaman cihat halindedir. Çünkü insan nefsi, Hakkın ken¬disini davetine muhalefet etmek ve aykırı gelmek özelliğinde yaratılmış¬tır.

Bu itibarla insan aslen arzusuna uyar ve onun arzusu Allah için ira¬de mesabesindedir. Allah ise dilediğini yapandır. Çünkü hepimiz O’nun kulları olduğumuz kadar Allah’a bir sınırlama da konulamaz. İnsan da arzu ettiğini yapmak ister. Fakat insana sınırlamalar konulmuştur. Bu itibarla insan mutlak bir iradeye sahip değildir. Onun sürekli mücahit olmasını sağlayan sebep budur. Bu nedenle himmet sahipleri Allah’ı bi¬lenlerin derecelerine katılmak istemişlerdir. Bu dereceye ulaştıklarında, onların iradeleri Hakkın iradesi haline gelir. Başka bir ifadeyle sadece Hakkın irade ettiğini irade ederler. Bu durum yaratılmışların üzerinde bulunduğu durumdur. Onlar bu makamı Allah’ın onun yaratılışını ira¬de etmesi itibarıyla talep ederler, Hakkın nahoş gördüğü şeyi kerih gö¬rürler. Allah irade eder ve razı olur, irade ederken kerih görür. Böyle olmadığında, kişi imandan sıyrılıp çıkar.

Bütün Müslümanları bir şahıs gibi görmelisin.Müslümanlar tek bir şahsın organları mesabesindedir.Vakıa da durum böyledir.Çünkü insanın varlığı kendi organları zahiri ve batını güçleriyle mümkün olabilceği gibi İslamın varlığı ancak Müslümanlarla olabilir.Söylediğimiz bu durum Hz Peygamberin bir hadiste belirttiği bir meseledir.Hz Peygamber şöyle der;Müslümanların kanları eşittir,onlar kendileri dışlarındaki kimselere karşı bir tek el gibidir.Başka bir hadiste şöyle der;Müslümanlar bir adam gibidir,Birisi şikâyet etse, bütünü şikâyet eder; şikâyet eder.’ Bu benzetmeyle birlikte her birini kendi konumuna yerleştirmen gerekir.

Nitekim her organa o organın yaratılış sebebine tavik şekilde davranırsın. Gözünü kulağının yapama¬yacağı bir ışte kullanır, kulağını gözün yerine getirememeği bir şeye açar, elini ayağının yapamayacağı bir işte kullanır, kısaca her bir gücünü kendilerine mahsus işlerde kullanır, her bir organını yaratılmış olduğu gayeye yerleştirirsin. Bununla beraber Müslüman İslam’da eşit olduğu gibi sen de onlara eşit davranırsın. Bu itibarla alime layık olduğu savgıyi gösterip sözlerine kulak vermelisin; cahile de öğüt verip bilgi ve saa¬detini aramak üzre uyarmakla hakkını vermelisin. Gafile de kendisini gafletten uyandıracak Öğütlerle hakkını vermelisin. Gafil bildiği fakat yerine getirmediği bilgisi hakkında öğütlerle uyandırılır.

Bütün yaratılmışlara merhamet etmen gerekir, kim olursa olsun her birine merhamet etmek, vazifendır Günahkâr olsalar bile onlar, Allah’ın kullarıdır; bir kısmı diğerlerinden üstün olsa bile, hepsini Allah yaratmıştır. Hz. Peygamber her güçlükte bir sevap ve ecir bulunduğunu söylemiştir. Bu itibarla taşkınlık hakkındaki bu hadise dikkat etmeli¬sin! Israil oğullarından kötü yola düşmüş bir kadın susuzluktan dilini çıkarmış bir köpeğe rastlamış, kendisi de kuyunun başındaymış. Kadın köpeği görünce, ayakkabısını çıkarmış, suyla doldurmuş ve köpeği su lamış! Allah bu davranışını beğenmiş, köpeğe yaptığı iyilik nedeniyle onu bağışlamıştır.

İnsan yalan söylediğinde, yalanın yaydığı kötü koku nedeniyle, melek ondan otuz mil uzaklaşır. Şeytan da Ademoğluna günah işlemeyi emrederken insan günah işlediğinde şeytan Allah’tan korkarak ondan uzak¬ladır. Bu manevi kokulan koklamak ve idrak etmek üzere çalışmalısın! Çünkü şeytanın burnunun üzerinde bulunan perdeleri vardır. O perde¬ler pis kokulan algılamanı engeller. Kâfir olmakla beraber şeytan, işleri sana göre daha iyi idrak edicidir öyleyse sen Allah’tan daha çok korkan bir durumda olmasın! Onun günah işleyenden uzaklaşmasını ibretle in¬celemelisin. Çünkü hükmü ortaya çıkıncaya kadar, Allah korkusu kalbi¬ne işlemiştir.

Kim kötü bir âdet çıkartırsa, onun ve âdete uyanların vebali üzerine kalır. Kıyamet günü şeytan başkaları¬nın yüklerini de taşır; çünkü şeytan her kışkırtmanın ardından kendisi tövbe ederken ardından başka bir kışkırtmaya yönelir. Bu durumda şey¬tan başkasının ameli (ve ona vesile olması) nedeniyle cezalandırılır. Onun ameli şeytanın vesvesesinden meydana gelmişti. Tövbe etmeyen insan kötü bir âdet başlattığında, hem âdetin günahını, hem onu yerine getirenlerin günahlarını üsdenir. Böyle bir durumda şeytan ondan defa¬larca daha iyi haldedir.

Din peygamber için nasihattir’, bu husus Hz Peygamberin devrinde şöyle açıklanır; Sahabe daha önce tersine onayladığı bir işi Hz Peygamber’den görür. İnsan gaflet sahibidir ve bu durumda sahabe Allah’ın peygamberini o konuyla ilgili ikaz eder. Bazen Hz.Peygamber O işi kasıtlı olarak yapar ve yapılan iş meşru bir hükme döner, bazen de unutarak yapmıştır, hatırlatmayla birlikte ondan vazgeçer. Böyle bir ha¬tırlatma Hz. Peygamberce nasihat etmek demektir Mîsal olarak Hz. Peygamberdin namazda unutmasını verebiliriz. Dört rekatlı namazlarda yapılması gereken onları dört rekât olarak kılmak iken Hz. Peygamber ikinci rekâtta selam vermiş, bu durum kendisine hatırlatılmıştır, bu da Allah’ın peygamberine nasihat demektir. Hz. Peygamber geriye dönmüş, namazını tamamlamış, sehiv secdesi yapmıştır.

Hz. Peygamberdin adı söylendiğinde veya yanında adı zikredildi- ğinde, salavat getirmekten gafil kalma! Salâvat getirirsen cimrilikten ko¬runmuş olursun, Hz, Peygamber’in şöyle dediği aktarılır: ‘Cimri kişi yanımda adım söylenmişken salâvat getirmeyendir.’ Sadece cimri adı verilmiş olsa bile, bu da en kötü ve kınanmış niteliklerden birisi olarak sana kâfidir. Burada cimriliğin anlamı, imanın kendine karşı yaptığı cimriliktir. Çünkü Hz.Peygamber’den gelen bir rivayette, Hz. Peygamber’e bir kez salat ve selam getirene Allah’ın 10 ? kere salat getirceği söylenir . Demek ki her kim Hz. Peygamber’e salat ve selam getirmezse; Allah’ın salâtından kendini mahrum bıraktığı için nefsine karşı cimrilik yapmış demektir. Bir kez salavat getirdiğinde, Allah ona 011 kez ya da daha fazla salat getirecektir.

Kendi bakışını ve değerlendirmeni Allah’ın yaratıkları hakkındaki bilgisine tercih etme ve üstün tutma! Allah (dilediği kişiyi) Müslüman¬ların işlerini deruhte etmesi üzere görevlendirir ve yönetici yapar. Bu itibarla yöneticiler ve valiler zalim bile olsalar, Allah’ın onlarda bilmedi¬ğin bir sırrı vardır. Allah’ın onlar vasıtasıyla uzaklaştırdığı kötülükler ve onlar vasıtasıyla meydana gelen hayır ve maslahatlar, zalim olduklarında bile, zulümlerinden daha çoktur. Buna rağmen insanlar genellikle kendi bakışlarını, Allah’ın yaratıklarındaki fiiline tercih eder ve üstün tutarlar. Şeytan onlara gelir, haksız eleştirilerini idarecilerine yöneltmelerini sağ¬layarak onları görevlendirenin Allah olması nedeniyle doğruyla araları¬na perde çeker ve Hz. Peygamber’in şu buyruğunu kendilerine unuttu¬rur: ‘Bir el itaatten ayrılır ve emre ve ehline karşı koyarsa, şeytan o ce¬maate girer.’

Şeytanın oraya girmesi, bu ve benzeri hadisleri tevil etmek demektir. Aynı zamanda şeytan onlara şu hadisi de unutturur. Hz. Peygamber şöyle der: ‘Yöneticiler zulmederse sizin lehinize ve onların aleyhinedir; adil davranırlarsa sizin ve onların lehinedir.’ Allah Kur’an ile saptırmadığı kimseyi sultan vasıtasıyla saptırabilir. Bu meseleyi açık¬lamak sadedinde sadece Hz. Âdem’in halifeliği hakkında meleklerin Al¬lah’a itirazı bulunsaydı, yeterli olurdu. Dikkat ediniz! Hz. Peygamber zekâtın camlığının bir tezahürünü de sadaka toplayıcının -haksızlık etse bile- senden razı olarak geriye dönmüş olması olarak zikretmiştir.

Kas¬tedilen zekâtı toplayan kişidir. Bu kapı insanların habersiz kaldığı ve ne¬fislerinin yüzüne kapamış oldukları bir kapıdır. Bir hususta düşüncesi olan herkesin bir nasibi vardır, fakat Allah’ın katında neyin bulunduğu¬nu bilemez. Bu konuda Allah’tan gelen pek çok delil gördük. Birini kı-narken, Allah’ın kınadığı şekilde niteliği kınaman lazımdır, yoksa ken¬dine karşı ihlaslı davranırsan o nitelikle niteleneni kınama! Birini över¬ken hem sıfatı ve hem onunla nitelenen kimseyi övmelisin; zira Allah seni bu nedenle över.

Gerçekte aldanmış olan, dünyayla aldanandır. Orada yerleşenler nerededir ki? Onlar şehirler kurmuş, nehirler açmış, ağaçlar dikmişler, dünyada birkaç gün ikamet edebilmişlerdir. Sağlıkları onları aldatmış, onlar da buna kanmış, gençlikleriyle aldanmışlar ve günahlara dalmışlardır. Vallahi onlar dünyada mal çokluğuyla böbürlenmiş ve aldanmış, onu vermemekte ısrarlı davranmış, mal toplamak maksadıyla hasede çalışmışlardı. Toprak onların bedenlerine, kumlar cesetlerine ve kemiklerine ve eklemlerine neler yapmıştır? Dünyada kurulmuş bir sofra etrafında ve hizmetçiler tarafından açılmış divanlar üzerinde bulunuyorlardı. Hizmetçiler onlara hizmet ediyor, aileleri ikramda bulunuyor, dostları onlarla oturup kalkıyorlardı.

Ey yarın kabre yerleşecek insan! Dünyada seni aldatan nedir? Sen bakı olacak mısın? Yoksa o güzel evin veya akan nehrin senin için baki olacak mıdır? Geride hangi meyve kalmıştır ve onun ölümünü ilan etmiştir. Hangi elbisen, hangi güzel kokun geride kalmıştır. Hangi buhurdanlık geride kaldı? Hani yazın ve kışın giydiğin elbiselerin? Bak! Ölüm kendisine gelmiş, onu uzaklaştırmak için yapabileceği hiçbir şey yok! Bir yandan üzerinden terler boşalırken bir yandan da susamış ve sekerat-ı mevt içerisinde ve ölüm sıkıntılarında inlemektedir.

Hz. Peygamber şöyle buyurur: ‘Nefislerinizi itaatle süsleyin, onlara korku elbisesini giydirin. Ahiretiniz için çalışın, orayı varacağınız yer kabul edin. Biliniz ki siz, kısa zamanda gidecek ve Allah’a varacaksınız. Orada sadece salih amel veya işlemiş olduğunuz güzel işler fayda verebilir. Siz işlemiş olduğunuz amelleri önceden gönderir, yaptıklarınıza karşılık sevap alırsınız. Değersiz dünyanın süsleri yüce cennetin mertebelerine karşı sizi aldatmasın! Kuşkular ortadan kalkmış, herkes varaca-ğı yerle karşılaşmış, herkes gideceği yeri ve bulunacağı yeri öğrenmiştir.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: ‘Dünyanın kandırdığı kimseler¬den olmayın. Kuruntular onları aldatır, tuzak onları düşürür. Öyle bir insan süratle yok olacak ve hemen değişecek dünyaya yönelir. Bu dün¬yanızın geçmiş kısmına göre geride kalan kısmı pek kısa ve azdır. Hal böyleyken neyin üzerinde yükseliyor ve neyi bekliyorsunuz? Vallahi! bulunduğunuz dünya hayatı adeta yok mesabesindedir. Gideceğiniz âhiret ise ezeli gibidir. Yola çıkmak üzere hazırlıklarınızı yapınız, yolculuk yakın olduğu için azığınızı tedarik ediniz. Biliniz ki herkes yapmış olduğunu yetersiz görür, yapmadığı hakkında pişman olur.

Kim olursa olsun, Allah sana bir kimseyi Hak düşmanı olarak tanıtmış ve seni buna muttali kılmış ise onu kendine düşman edin. Böy¬e bir durum yoksa hiç bir kimseye düşmanlık besleme. Hak düşmanı olduğunu bilmediğin kimseye düşmanlık beslememen, en azından Al¬lah’ın bir emrini ihmal etmiş olman anlamına gelir. Fakat birinin Allah düşmanı olduğu kesinleşince -ki bu da Allah’a ortak koşan müşrik kimseden başkası değildir- artık ondan uzaklaş. Nitekim İbrahim -aleyhisselâm- babası Azer’in Allah düşmanı olduğunu anlayınca ondan uzaklaşmıştır. Hak Teâlâ Hazretleri bu olayı Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatır:
“O’nun (Âzer’in) Allah’ın düşmanı olduğu (İbrahim’in) kendisi¬ne belli olunca ondan uzaklaştı.” (Tevbe Suresi, 114)

Allah Teâlâ onların durumlarını bildiği halde küfürlerine ve şirk¬lerine rağmen onlara rızk vermeye devam ediyor. Onlara rızk verme¬sinin sebebi şudur ki; onların içinde bulundukları küfür ve şirk hali, onların kendilerinin yarattığı bir durum olmayıp Allah’ın yaratması¬nın bir neticesidir. Umûmî bir şekilde “Allah her şeyin yaratıcısıdır” dediğimiz zaman kâfirlerin küfürleri, müşriklerin şirkleri de bu yaratı¬lanların içinde olmuş olur. Hususi bir şekilde de şöyle diyebiliriz: Mev¬cut olan bir şeyde bir hükmün ortaya çıkması, o şey adem (yokluk) halinde iken ilm-i İlâhîde o hükmün onun hakkında sübût bulmuş o masına’bağlıdır. İş böyle olunca ne zaman bir hüccet getirme duru¬mu ortaya çıksa sonuca götürecek kesin delil, Allah ın delilidir. Bütün işi O na havale et.

Hangi hal içinde bulunursan bulun, şefkat ve merhametin canlı cansız her şeye şâmil olsun. Sakın ola ki “şu bitkidir, şu cansız varlık¬tır” dolayısıyla bunlarda hiçbir hayır bulunmaz deme. Bilakis onlarda birçok hayır mevcuttur. Seni oluşturan şeylerde de hayır vardır. Artık mevcudatı hali üzere terket. Yaratılanı yaratandan ötürü sev ve onla¬ra merhametli ol. Zaman içinde onlarda olup bitenlere bakma. Böyle yap ki doğruların ve yalancıların kimler olduğu ayan beyan sana gö-rünmüş olsun.

Editör Hakkında