Bazı insanların ürettikleri fikirlerin daha önce niçin bizim aklımıza gelmediğini zaman zaman merak eder, niçin onlar kadar üretken olamadığımızı sorgularız. Sorgulamalarımızın neticesinde ise onlardaki tüm bir kazanımların Allah vergisi bir kabiliyet olduğunu söyleyerek geçiştirmeye çalışırız.

Hâlbuki farklı düşünme yetisi her insanda mevcuttur. Sadece insanlar yaşları ilerledikçe toplumsal baskı ve dayatmalar, yasalar ve otoriteler nedeniyle özgün düşünme yollarını tıkarlar.

Hep çocuk kalarak, cesareti elden bırakmayarak, ruhun özgürlüğünü ve üstünlüğünü keşfederek parlak fikirlere kapı aralanabilir.

Fikir Kondisyonu Kazanmak Adına

Eğlenceli ve Çocuk Kalmak
Reklam ajansı eğer bir proje üstlenmişse orada kahkaha atanlar ve tebessüm edenler, asık suratlı olanlara kıyasla ortaya koydukları verim anlamında üstünlük kurarlar. Yani yaptığı işi eğlenceye dönüştürüp eğlenerek yapanların ortaya çıkardıkları iş her zaman daha güzel olur.

Eğlenceli insanların daha iyisini yaptıkları kabulünden hareketle aynı tespiti büyük fikri yakalayanlara da uygulayabiliriz. Paul Valery, ciddi insanlardan pek az fikir çıkar, fikirlerle dolu insanlar asla ciddi olmazlar, demiştir. Fikirsel anlamda üretkenlik varlığını şakacı karakterlere borçludur büyük anlamda.

Fikir üretmek bir tarafınızla o çocuğu büyütmekle mümkündür. Zira bir yetişkin, kurallar, önyargılar ve bireysel ve toplumsal anlamda oluşturduğu sınırlar nedeniyle zihninin işlerliğini kısıtlamıştır. Fakat çocuk ne yapması gerektiğini, neyi nasıl yapacağını bilmediği için özgür ruhludur.

Thomas Edison da 'dünyanın en büyük buluşunun çocuğun beyni olduğu’na ilişkin deyişi bu anlamda önemli bir tespittir.

Bir çocuğun öncesi olmadığı için sadece içinde bulunduğu vakti bilir. Bu yüzden de karşılaştığı problemlerle baş etmek isterken yeni çarelerin izini sürer, kuralları yoktur.

Daima büyüklerine henüz cevabı bulunamamış bilimsel sorular sorarlar. Bu bağlamda bugün sizler bir problemle baş etmek yahut bir fikri yakalamak istiyorsanız ‘çocuk olsaydım bunu nasıl çözerdim' sorusuna cevap aramalısınız.

Kafanızı Doldurun ve Cesur Olun

Bir şeylere duyduğunuz merak aslında yeni bilgilerin keşfidir, dış dünya ve dış dünyada gelişen olaylar hakkında ancak merak sayesinde bir fikir sahibi olabilirsiniz. Elde ettiğiniz bu bilgiler diğer birtakım nesne ve unsurlarla birlikte harmanlandığında ancak ortaya yeni fikirler çıkar. Şayet bilgi toplamanızı sağlayacak olan merak kudretinden yoksunsanız fikir üretmeniz pek mümkün olmayacaktır.

Bilgi elde etmek günlük hayatta rutininiz haline gelen her ne varsa ona sırt çevirmekle gerçekleşebilir:

Sabah kahvaltıda aynı yemekleri tercih ediyor, gazetenin hep belli sayfalarını okuyor, işinize aynı yoldan gidip dönüyor ve her şeyi belli bir plan dâhilinde yapıyorsunuz.

Geniş ve gelişmiş bir veri tabanına sahip olmak istiyorsanız, öncelikle sorgulanmadan alışkanlık haline dönüştürdüğünüz şeylerden vazgeçme yolunu tutun.

Mesela Andre Gide, alakasını çekmeyen herhangi bir konuda da kitap okumayı tercih ediyordu. Böylece zihinsel statiklerini bozmak suretiyle yeni düşüncelerin kapısını aralıyordu. Siz de sizi rutinlerinizden kurtaracak bazı aykırılıklar yapabilirsiniz:

Daha önce hiç dinlemediğiniz türde şarkılar dinlemek, farklı bir radyo kanalına kulak vermek, hiç yemediğiniz bir yemeği sipariş vermek gibi.

Bunun yanında görmeyi öğrenerek de veri tabanınızı genişletebilirsiniz. Mesela yeni bir araba aldığınızda yahut bir araba almaya niyetlendiğinizde, tasarladığınız araba tipine uygun çok sayıda arabaya gözünüzün çarpıyor olması bir tesadüf değildir. Daha önce de o arabalar oradaydı ama bilinciniz ona ayarlanmış biçimde işlemiyordu.

Bir Düşünce Biçimi Olarak Görsel Düşünce

Hepimiz yetiştiriliş şartları dolayısıyla kelimelerle düşünmeye odaklı halde yaşıyoruz. Halbuki küresel çapta üretken sayılabilecek tüm zihinler şekillerle düşünmeyi de öğrenmiş kişilerdir.

Mesela Einstein’ın kafasında kavramlar değil kavramları karşılayan şekiller vardır. Sonra bu şekiller kavramlara ve formüllere dönüşerek büyük fikri yakalarlar.

Yine aynı şekilde Kıtaların Kayma Teorisini ortaya koyan Alfred Wegener, Afrika’nın batı kıyılarının Güney Amerika’nın doğu kıyılarıyla bir yapbozun parçaları gibi birleşebildiğini keşfederken şekillerle düşünmenin sağladığı fırsatlardan yararlanmıştır.

Birleştirmeyi Öğrenmek

Şayet yeni bir fikrin oluşum sürecinde eski unsurların bir araya getirilmesini önemsiyorsak, eski unsurların nasıl birleştirileceğini bilenlerin bilmeyenlere oranla daha üstün bir konumda olduğunu da kabul etmek zorunda kalırız.

Birleştirmeyi sağlamak içinse kuralları yıkmaya hazır olmanız gerekir. Zira bilimin ve sanatın tarihini kuralları yıkmış olanlar yazmıştır:

- Van Gogh, insan zihnindeki yerleşmiş çiçek algısını değiştirerek sanat alanında adından söz ettirmiştir.
- Pasteur, salgın hastalıklarla mücadelede yaygın kullanılan geleneksel tedavi yöntemlerini reddetmek suretiyle başarı elde etmiştir.
- Beethoven senfoni müziğinin kurallarıyla yüzleşti ve ortaya özgün ürünler koyabildi.

Çeşitli çalışma disiplinlerinin varlığına ve içeriğine kayıtsız kalmayın. Çünkü her çalışma alanı karşılaştığı problemlerle baş edebilmek amacıyla farklı çıkış yolları arayıp keşfetmiştir. Başka alanlara kulak vermek bu anlamda epey fayda sağlayacaktır:

- Bir gemi yolculuğunda kasiyerin paraları sayıp kayıt altına almasını gözlemleyen James J. Ritty, buradan elde ettiği deneyimleri ilk kasa kayıtları için kullandı.
- Darwin, insanlar arasında sürüp giden kanlı çatışmaların ve çetin mücadelelerin varlığından hareketle benzer durumun hayvanlarda ve bitkilerde de olup olmadığını sorguladı.
- Descartes, birbirinden farklı iki disiplin olan aritmetik ve geometriden yola çıkarak analitik geometri sahasını inşa etti. Aynı şekilde modern astronomi de Kepler'in astronomi ve fiziği birleştirmesiyle ortaya çıktı.

Problem Tespitini Doğru Yapın

Çözüme kavuşturmak istediğiniz problemin ne olduğuna ilişkin soruları geçiştirmeden cevaplayın. Doğru bir problem tanımı yaparsanız çözüme de daha rahat erişirsiniz. Mesela reklamcılık alanında çalışma yürütenler şu tür sorulara cevap vererek başarı sağlayabilirler:

- Neyi niçin söylemeye çalışıyoruz?
- Bizim dışımızda kalanların söyleyemediği neler var da biz onları söyleyebiliriz?
- Bu ürünü niçin üretiyor, bu hizmeti niçin sürdürüyoruz?
Esasında durum her alanda böyledir. Varılmak istenen yere bir plan ve strateji dâhilinde varılabilir ancak. Nelerin nasıl yapılması gerektiği sistemli olarak belirlenmeli ve harekete geçilmelidir. Çalışma tekniğinin pratik hale getirilmesinde sorulacak ilk soru çok önemlidir:

- Mesela Edward James, insanların neden su çiçeği olduğu sorusunu, inek sağan kişilerin neden su çiçeği olmadığına dönüştürerek sorguladı ve su çiçeği aşısını buldu.
- Mahalle bakkalları sattıkları malları müşterilerinin ayağına götürmekten sıkılmış olacaklar ki malları müşterilere daha çabuk ulaştırmanın yollarını aradılar ve sonuçta müşterilerin bizzat gelip malları teslim alması yöntemini denediler.

Her sorunun bir çözümü elbette vardır fakat bizi çözüme ulaştıracak doğru soruyu soramadığımız ve problemi tanımlayamadığımız için bazı şeylerin üstesinden gelemiyoruz. Dolayısıyla doğru bir problem tanımı yapmak bizi mutlaka başarıya ulaştıracaktır.

Şu örnek, problemi başka bir biçimde tanımlayarak çözüme ulaşabileceğinizi gösteren iyi bir örnek olabilir:
Yüksek katlı plazaların, kocaman büroların yaygınlaşması ile beraber çalışma alanlarında faaliyet gösteren personelin de sayısı hızla arttı.
Dolayısıyla katlar arasındaki ulaşımı sağlamak için geniş asansörler tercih edilmeye başlandı.

Fakat durum öyle bir hâl aldı ki artık asansörler personel sayısına yetemez hale geldi. Yöneticiler bu problemin üstesinden gelebilmek adına bazı çözümler ürettiler:

- Binanın içinde yeni alanlar oluşturarak bu alanlara da yeni asansörler yaptırılabilir.
- Normal merdivenlerin yerine yürüyen merdivenler kurulabilir ya da merdivenlerden yürüyerek çıkanları destekleyici birtakım politikalar geliştirilebilir.
- Binanın dış kısmına asansörler inşa edilebilir.

bazen fikir arayışınız öyle bir hâl alır ki aralıksız sürdürdüğünüz tüm bu çabalar dramatik sonuçlara dönüşebilir. Sahip olduğunuz bütün verileri ortaya koymuş, bütün bilimsel yöntemleri denemiş ve elinizden gelen bütün gayreti göstermiş olsanız da fikir sizi bulmaz.
İşte böyle anlarda yani fikir arayışlarınızda çıkmazlara girdiğinizde konudan biraz uzaklaşmak iyi gelecektir.
Albert Einstein en kıymetli fikirlerinin tıraş sırasında oluştuğunu söylerken Grant Wood kusursuz fikirlerin inek sağarken aklına geldiğini iddia eder.
Bir meseleye takılıp kaldığınızda, fikirler size gelmemekte inat ettiğinde, o işin üstesinden gelemeyeceğinize dair kara bulutların üzerinizde gezinmeye başladığı sırada tüm süreci unutun ve başka bir uğraş edinin kendinize. Bir zaman sonra tıkanan bu yolların kendiliğinden açıldığına şahit olacaksınız.

Bir fikir ortaya atılıp insanlara açıklandığında her zaman itiraz ve küçümseme ile karşılanmaz. Kimi zaman da alkışlanabilir ve takdir görebilir.

Böyle durumlarda ise fikir sahibi bu onaylanmayı yeterli görür ve doyuma ulaşır. Halbuki ortaya attığınız fikir bir işe yaramıyor, bir şeyi gerçekleştiremiyorsa neye yarayabilir?

Bu yüzden ürettiğiniz fikirleri işlevsel hali getirmenin izlerini sürün.
Üretilen fikrin hemen akabinde derhal işe koyulmalısınız. Bu fikri hayata geçirmek ve kendisinden fayda sağlanır hale getirmek mecburiyeti altındasınız.

Tekniğin, teknolojinin ve modernliğin arkasında asırlar süren bir sürecin ve tarihsel birikimin izleri vardır.

Bilimsel çalışmalar, akademik faaliyetler, sanatsal gelişmeler ve uğraşlar dönüşerek her seferinde yeni bir dünyanın inşasında etkin rol oynamışlardır. Tüm bu gelişmeleri sağlayan ise işleyen zihinlerin üretip ortaya koydukları özgün fikirlerdir.

Birer dahi olarak tarif edebileceğimiz insanlar, temelde doğru soruları sorabilme kabiliyetini kazanabilmiş insanlardan çıkar. Küresel çaptaki bütün ilerlemeler bu zihinlere bir şeyler borçludur.

Editör Hakkında