1- Birçoğumuz çocukluğunu azar işiterek, dayak yiyerek geçirdik ve tüm bunlar olurken çocuk psikolojisi denen kavramdan habersizdi ebeveynlerimiz. Bize ve isteklerimize karşı kayıtsızdılar.

Ancak günümüz dünyasında her şey gibi ebeveynler de değiştiler, artık çocukların dünyalarını tanımaya, onların psikolojilerini çözmeye gayret gösteriyorlar.

“Bağırmayan Çocuklar” kitabından hareketle bu metin sizlere çocukların isteklerini duymanın ve anlamanın onların dünyalarını tanımanın yollarını sunacaktır.

Her Çocuk Kriz Çıkarır

Hepimiz çocuk olduk ve hepimiz krizler çıkardık, şimdiki çocuklar da kriz çıkaracak çünkü çocuk olmanın doğası budur. Önemli olan o kriz anlarını yönetmek ve o anlık krizi ortadan kaldırmanın yanında kriz sonrasında çocuğa bir şeyler öğretebilmektir. Krizleri çabuk çözümler elde etmek için baskılar ve çocukları tehdit edip korkutarak çözmeye çalışırsak çocuk, bu krizden hiçbir şey öğrenmemiş ve baskı görmüş olacaktır. Oysa krizleri işbirliği ile çözebiliriz. Bunun kolay olduğu söylenemez ancak bu anlarda sakin kalmak ve kendini teselli etmek çok önemlidir. Kendinizi şunları düşünerek telkin edebilirsiniz: “Bu çocuk ilerde doktor, avukat veya öğretmen olacak en önemlisi de o da bir ebeveyn olacak ve onu ben yetiştiriyorum.”

Peki, bu krizler neden çıkıyor?

En başta çocuklar duygularını yönetebilecek yaşta değildir ve içlerindeki olumsuz duygularla başa çıkabilecek becerileri henüz yoktur. Veya çocuğumuzun duygusal ihtiyaçları karşılanmıyordur. Çocuk ihtiyaç duyduğu ilgiye ve sevgiye ulaşamadığında farklı iletişim becerileri geliştirmeye çalışır. Örneğin, çocuk her yaramazlık yaptığında annesi onunla ilgileniyorsa bunu fark eden çocuk ilgi görebilmek için yaramazlık yapmayı çözüm olarak geliştirir. Çocuğumuzla her ânı yan yana geçirmek ya da ona kırılgan bir nesne gibi davranıp, “Aman kırılmasın, incinmesin” demek de bunun çözümü değildir. Orta yolu bulmamız gerekir.

Bu Krizlerle Nasıl Baş Edebiliriz?

1900’lü yılların sonlarında İtalyan bilim adamları yaptıkları araştırmalar neticesinde ayna nöronlarını keşfetmişlerdir. Ayna nöronların keşfi, modelleyerek öğrenme davranışını ortaya çıkarmıştır. Karnımız acıkmadığı hâlde karşımızda birisi iştahla yemek yerken “Neden açlık hissederiz veya neden yanımızda birisi sinirlenince geriliriz?” bunlar ayna nöronlarla açıklanabilen olaylardır. Karşımızdaki insanın açlığı veya sinirlenmesi ayna nöronlarımız sayesinde bizim beynimize yansır, bu sayede o insan gibi hissetmeye başlarız.

Yapılan araştırmalar bebeklerin karşısında dil çıkardığınızda bir süre sonra onların da bu hareketi yaptıklarını göstermiştir. Yani çocuklar modelleme yoluyla bizim hareketlerimizi öğrenirler. Bu nedenle bağırmasını istemediğimiz çocuklarımızın yanında bağırmamalıyız ki onları model olarak eğitebilelim. Yapılan araştırmalar duyguların da davranışlar gibi ayna nöronları yoluyla karşı tarafa geçtiğini göstermiştir. Yani çocuklarımız bizim duygularımızı hissedebiliyorlar. Bundan dolayı da bir gerginlik olduğunda çocuklar bunu hissederek gerilirler veya üzülürler.

Ayna nöronları her insanda mevcuttur ancak bu nöronların aktive edilebilmesi için karşınızdaki insanla bir bağ kurmanız, kendinizi onun yanında güvende hissetmeniz çok önemlidir. Çocuğumuzla kurduğumuz bağ, bu noktada büyük öneme sahiptir. Çocuklarımızın ayna nöronlarını aktive edebilmemiz için neşeli bir anne olmamız, çocuklarımızla güçlü bir bağ kurmamız ve onlara güven ortamı oluşturmamız çok önemlidir.

Çocuklarımızı Ele Geçiren Sağ Beyin

Sağ beynimiz mantıksız dahi olsa duygularımızla hareket etmeye yatkındır. Özellikle yaşamın ilk üç yılında sağ beyin, sol beyine baskındır. Bu nedenle çocuklarımız bizim yaptığımız açıklamaları anlamaz çünkü beyni; ona elinden oyuncağının alınmasının dünyanın sonu olduğu mesajını verecektir. Ancak yedi yaşından sonra sol beyin ön plana çıkmaya başlayacak ve çocuğumuz mantık çerçevesinde yapılan açıklamalara kulak verecektir.

Biz; ebeveynler bu süreci, çocuğumuzun sağ beyninin dilinden yani duygu dilinden konuşarak başarılı bir şekilde atlatabiliriz. Çocuklarımız duygu yüklü bir şekilde bize bir şey söylediklerinde mantıklı açıklamalar yapmak yerine; “Evet, seni anlıyorum”u ona hissettirmemiz gerekmektedir. Ancak çocuğa nasihat veren bir toplum yapımız olduğu için kriz anında nasihat vermeye çalışırız, bu davranış çocuğu daha da öfkelendirir.

Bağıran ve Ağlayan Bir Çocuğum Var

Çocuklar duyulma isteklerinden dolayı bağırır ve çığlık atarlar. Ebeveynlerinden ilgi ve alaka görmeyince kendilerini bu şekilde duyurmaya çalışırlar. Özellikle bir buçuk, iki yaş civarından sesini keşfeden çocuklar, yüksek sesle konuşur ve bağırırlar. Bu, normal bir davranıştır ancak bu bağırmalar beraberinde hırçın davranışları da getiriyorsa o zaman çocuğumuzun duyulmaya ihtiyacı var demektir. Çocuğumuzu duymak demek, onun her ihtiyacını yerine getirmek demek değildir. Evet, fikirlerini dinlemeliyiz ama onun için zararlı olacak şeylere ‘’evet’’ dememeliyiz. Burada dikkat etmemiz gereken diğer bir konu da sıfırcı anne olmamak yani çocuğumuzun her dediğine ‘’hayır’’ dememektir. Çocuklarla iş birliği yaparak onlara, kurallar koyabiliriz. Bunu yapmaya da çocuğumuzla kaliteli vakit geçirerek ve onunla güçlü bir bağ kurarak başlayabiliriz. Onu tanımak, bizlere çok yardımcı olacaktır.

Çocuklarımızla inatlaşmamalı, onlarla savaşmamalıyız. İnatlarını yöneterek onlara yaklaşmalı, ‘’Hayır’’ demek yerine alternatifler üretmeliyiz çünkü ‘’hayır’’, onlarda merak uyandıran bir kelimedir. Çocuklarımızın isteklerine karşı sürekli ‘’Hayır, şimdi değil.’’ diyerek onların ihtiyaçlarını görmezden gelmiş ve ötelemiş oluruz. Sonrasında da çocuğumuzdan hırçınlaşma, inatlaşma ve depresyon gibi tepkiler alırız. Bu tepkileri aldıktan sonraki adım; çocuğumuzun yeniden yanımızda güvende hissetmesini sağlamak olmalıdır.

Her Çocuk Kıskanır

Çocuklar için kardeşini kıskanmak çok normaldir çünkü her çocuk biricik olmak arzusundadır ve ebeveynlerinin sevgisini paylaşmak istemez. Bunlar normal süreçlerdir ve bu kıskançlığı kontrol edip normal seyrinde devam etmesini sağlamak, bizim elimizdedir. Öncelikle çocuğumuzun kardeşini kıskandığını kabul ederek başlamalıyız. Sonrasında da kardeşlerin iyi anlaşmasının, çok yakın arkadaş olmaları gerekmediğini ve yaş farkının kıskançlığa engel olmayacağını kabul etmeliyiz. Ayrıca kız çocuklarının anaç ve ‘’hanım hanımcık’’ olması gerektiği düşüncesiyle onların kıskanmayacağı şeklinde bir genel görüş vardır ancak bu doğru değildir.
Kıskançlık döneminde bizim davranışlarımız çok önemlidir. Çocuğa, ‘’Sen büyüdün’’ diye yaklaşmamalı ve taraf tutmamalıyız. Adaletli davrandığımızı, çocuğumuza hissettirmeli, her birine bireysel vakitler ayırmalıyız.

Çocuk eğitiminin olmazsa olmazlarından bir tanesi de disiplindir. Çocuklarımıza bir şeyleri yapmaması konusunda sürekli nasihatler veririz, onlara kurallar koyarız ancak onlara yapmayın dediğimiz şeyleri biz, kendimiz yaparsak koyduğumuz kurallar onlar için geçerliliğini yitirecektir. Biz ebeveynler olarak söylediklerimizle değil yaptıklarımızla ve yaşantımızla çocuklarımıza bir şeyleri öğretmeliyiz. Aile toplantıları yapmalıyız ve bu toplantılarda evdeki herkesin sorumluluklarını konuşmalı ve kurallar belirlemeliyiz. Fakat çocuklarımızı sorumluluklarla ve kurallarla boğmamalıyız ve onlar iyi şeyler yaptıklarında takdir etmesini bilmeliyiz.

Öfke nöbetleri; çocukların tüm bu olumsuz duygularla baş edemediği bir anda gelen patlamalardır. Çocuklar aslında bu öfke nöbetlerinde birikmiş duygularını boşaltırlar yani bu durum anlık bir şey değildir ve arkasında yatan birçok neden vardır. Ebeveynlerin asıl görevi burada başlar; önemli olan öfke nöbetlerinin arkasındaki birikmişliğin farkına vararak onları çözebilmektir. Bu nöbetleri çözebilmek için ilk adım; çocuğun içindeki öfkeyi boşaltmasına izin vermektir. Onun öfkesini görmezden gelmemeliyiz; sakin kalmalı ve duygularımızı da yönetebilmeliyiz. Çocuğumuzla bağ kurmak, burada da işe yarayacaktır. Onu anladığımızı belli etmeli ve hislerini ona yansıtmalı yani ayna tutmalıyız. Son olarak da çocuğumuzun sakinleşmesine izin vermeli ve sonrasında ona, iyi gelecek alternatifler sunmalıyız.

Çocuklarımızın Temel İhtiyaçları
Konusunda Nasıl Bir Yol İzlemeliyiz?

Çocuklarımızın sağlıklı gelişimi için sağlıklı beslenmeleri çok önemlidir. Beslenme alışkanlığının temeli, bebeklik yıllarında atılır. Çocuğumuzu sadece karnını doyurmak için değil belli bir beslenme alışkanlığı, belli bir damak tadı kazandırmak için beslediğimizi unutmamalıyız.

Yemek saatleri çatışmalarla geçiyorsa çocuk yemeği olumsuz duygularla kodlayacak ve bu olumsuz kodlamalar da sonrasında yeme bozukluklarına sebep olacaktır. Çocuk, yemek yememek için direnecek acıktığında yemek istemeyecektir. Eğer çocuğumuz iştahsızsa ve yemek yemek istemiyorsa ona nasıl yardımcı olabiliriz? Bir yaşından itibaren çocuğunuzun tek başına yemek yeme çabasına müdahale etmeyelim; ona izin verelim ve çocuğumuza bol seçenekli yemek menüleri sunalım. Yemek saatlerini, onun kaçtığı ve istemediği saatler yerine eğlenceli ve huzurlu saatlere dönüştürelim.

Diğer temel ihtiyaçlarından biri olan tuvalet ihtiyacı konusunda çocuğumuza nasıl eğitim verdiğimiz, çocuğumuzun psikolojik ve fizyolojik gelişimi için çok önemlidir. Çocuğumuz iki yaşına geldiğinde tuvaletini tutabilecek kas gelişimine sahip olur ve büyük oranda tuvaletini tutmayı başarabilir. Burada asıl önemli nokta; ne kadar erken ya da ne kadar geç olduğu değildir önemli olan çocuğumuzun kas gelişiminin buna hazır olmasıdır. Ebeveyn yaklaşımları ne kadar rahat olursa çocuk da kendini o kadar güvende hissedecektir, zorlayıcı davranışlarımız çocuğumuzun güvenini zedeleyebilir.

Çocuklar yalan söylemeye yedi yaşından sonra başlarlar. Bu yaş öncesinde hayali olayları gerçekmiş gibi algılarlar ve bu nedenle anlattıklarına yalan diyemeyiz. Çocuklar yedi yaşından sonra yalan söylemeye başlarsa bunun üç temel sebebi bulunmaktadır: Bizden korktuğu, bizim yalanlarımızı görüp örnek aldığı ve kendini korumak için. Her hatasında kızarsak çocuk sonraki hatalarında gerçeği söylememeye başlar; çünkü bizden korkuyordur. Örneğin; yemek yemediğinde veya bizimle inatlaştığında ‘’Yemezsen iğne yaparlar, serum takarlar.’’ dediğimizde çocuk, bunun yalan olduğunu bir süre sonra anlar ve bizi örnek almaya başlar. Diğer neden ise kendi onurunu korumaktır. Bazen çocuklarımız bunun için yalan söylerler, burada yapmamız gereken şey; onun yalanını açığa çıkarmaya çalışmamak, yalanı söyleme sebebini ortadan kaldırmaktır.

- Çocuğumuza bize her konuda gerçeği söylemesi gerektiğini öğretmemizdeki diğer bir önemli nokta da çocuğumuzun bedensel ve ruhsal mahremiyetidir. Günümüzde taciz olaylarının artması nedeniyle çocuğumuza özel alanlarını ve bu alanların dokunulmazlığını çok iyi öğretmeliyiz. Bedeninin ona ait ve dokunulmaz olduğunu çocuğumuza anlatmalı, cinsiyet ayrımları ve cinsellik konularında sorduğu soruları kızarak, susturarak değil yaşına uygun bir şekilde açıklayarak anlatmalıyız. İzlediği çizgi filmlerin bu konudaki uygunluğunu önceden araştırmalı ve televizyondaki diğer içeriklere karşı da çok dikkatli olmalıyız.

Çocuklarımızla en çok zorluk yaşadığımız süreçlerden bir tanesi de uyku sürecidir. Çocuklar doğduklarında beyinleri bir yetişkinin beyninden üç kat daha küçüktür ve üç yaşına geldiklerinde hemen hemen bir yetişkinin beynine eşit olur. Bu gelişimi sorunsuz bir şekilde tamamlayabilmek için uyku çok önemlidir çünkü beyin rem uykusu anında gelişir. Öncelikle her çocuğun uyku düzeninin farklı olduğunu kabul etmeliyiz ancak çocuğumuz, hiçbir şekilde uyumuyorsa onun için ve kendimiz için bu süreci kolaylaştırabiliriz. Çocuklarımız için uyku rutinleri oluşturabiliriz çünkü her gün aynı şeyleri tekrar etmek onları güvende hissettirecektir. Ayrıca hiçbir çocuk evdeki hayat tüm canlılığı ile devam ederken uyumak istemez ve bu, ona bir ceza gibi gelir. Biz de hayatımızı ona göre ayarlamalıyız salonda hep birlikte oturmak yerine odamızda vakit geçirebiliriz. Çocuğumuzun kendini güvende hissettiği eşyaları vardır; biberon, oyuncak ayı gibi… Bu eşyaları uyurken yanında bırakmalıyız. Uyku eğitimi ile ilgili birçok kuram vardır ancak çocuğunuzu en iyi tanıyan sizlersiniz ve en uygun yöntemi siz onunla birlikte bulacaksınız.

Altına kaçırma süreci çocuğumuzu ve bizi zorlayan süreçlerin başında gelir. Altına kaçırma, genetik yatkınlıkla da alakalı olan bir problemdir; ailede daha önce böyle bir problem yaşanmışsa bunun çocuğunuzu da etkilemesi muhtemeldir. Bunun yanı sıra fiziksel sebepler de olabilir, örneğin çocuğunuzun kas ve mesane sistemi yeterince gelişmemiştir. Bir diğer sebep de çocuğumuzun tuvalet eğitiminde bir şeylerin eksik kalması ve bunun psikolojik sorunları beraberinde getirmesi olabilir. Burada bize düşen en önemli görev, çocuğumuzu utandırmamak ve güvende olduğunu, yanında olduğumuzu ona hissettirmek olacaktır.

Bir diğer zorlu süreç de cinsellik eğitimidir. Toplumuzda cinsellik adeta bir tabu hâlini almıştır. Çoğu ebeveyn çocuğu soru sorduğunda onu, ‘’ayıp, günah’’ diyerek susturuyor. Bu davranışlar çocuklar için sonrasında çok yanlış sonuçlar ortaya çıkarabiliyor. Fallik dönem olarak adlandırılan dört, altı yaş dönemi, çocuğumuzun bedenini ve bedenine dokunarak haz almayı keşfettiği bir dönemdir. Bedenini dokunarak keşfettiği için cinsel organını da bu şekilde keşfedecektir; fakat bu masum dokunmalar, sonrasında karşımıza psikolojik sorunlar olarak çıkabilir. Keşfetmeye yönelik olan bu dokunuşlar sürekli bir eyleme dönüşebilir. Burada biz ebeveynlere düşen; çocuğumuzla daha nitelikli vakitler geçirmek ve ilgisini, başka alanlara çekmek, ona yeni uğraşlar bulmak olmalıdır. Tüm bunlar çözüm olmadıysa bir profesyonelden psikolojik destek almamız gerekecektir.

Çocuklarımız, ‘’Teknoloji çağı’’ olarak anılan bir çağın içerisine doğdular ve bu, birçok problemi beraberinde getirdi. Oynadıkları oyunlar üzerinden arkadaşları ile sohbet ediyor; o oyunlarla kabul görüyorlar. Ne yazık ki günümüzde teknoloji bağımlısı olan çocuk sayısı çok fazla ancak problem teknolojik aletlerde değildir, bu aletlerin kötü kullanımından kaynaklanmaktadır. Bu bağımlılığı aşabilmek için ilk olarak kendimizden başlamamız gerekmektedir. Sadece çocuğun televizyon, internet ve telefon kullanımı değil bizim kullanımlarımızın da kısıtlanması gerekir ki çocuğumuza örnek olabilelim. Gün içerisinde teknolojinin kullanılmadığı saatlerde çocuklarımızla eğlenceli aktiviteler yapmalı, onlarla kaliteli vakit geçirmeliyiz ki onları, teknoloji bağımlılığına itmeyelim.

Yaygın problemlerden bir tanesi de çocuklarımızın ödev yapmak istemeyişidir. Çoğu ebeveyn, bu konuda büyük zorluklar yaşamakta çünkü bu süreç onlar için bir savaşa dönüşmüş durumdadır. Bu noktada da değişime kendimizde başlamalıyız. Ödev, aradan çıkarılması gereken bir etkinlik değil çocuğumuzun öğrenmesi ve yeni şeyler keşfetmesi için bir araçtır. Ödev yapmadığında tehdit etmek, onu ödevden daha da soğutacak ve ödev; onun oyun oynayamamasına, televizyon izleyememesine neden olan bir olay olarak aklında yer edecektir. Onu, ödev yapması için odasına göndermek yerine ev ortamını ona müsait bir hâle getirelim ve çocuğumuzla bir ekip olarak ödev sürecini, ona yardım ederek tamamlayalım.

Bu kitaptan su sonuçları çıkarabiliriz:

Ebeveynliğe günümüzde farklı anlamlar yüklendi. Ebeveynler artık çocuklarını psikolojik ve sosyal açıdan hayata hazırlayan, onları dinleyen, onların isteklerini göz önünde bulunduran kişilerdir. Bugünün ebeveynleri, bir zamanların çocuklarıydı ve kendilerindeki duygusal ve psikolojik eksiklerin neye sebep olduğunun farkındalar, bu sebepten de çocuklarını geleneksel yöntemler yerine çağdaş yöntemlerle yetiştirmeye çalışıyorlar.

Çocuklarımızı yetiştirme konusunda en önemli şeyleri şu şekilde sıralayabiliriz:

Onlara, ne olursa olsun yanlarında olduğumuzu ve güvende olduklarını hissettirmeliyiz.

Bağırarak, kızarak ve baskı kurarak değil de onları anladığımızı belli ederek ve sakin kalarak çocuklarımıza açıklama yapmalıyız.

İş birliği içerisinde kalarak, kararlarımızı onlarla birlikte almalıyız.

Editör Hakkında