Alâeddin Yavaşça

Hekimliğimin yanında mûsikîyle kaynaştım ve her hastanın rahatsızlığı, sızısı bende müzik uyandırdı. Beste yaptımsa, yapılan bestelerde onların rolü var… Yaşadığın ahvalin senin ruh yapın üzerinde etkisi vardır. Müzik adamının maddi olmaması, mana âlemiyle bir irtibatının olması lâzımdır.

Niyazi Sayın

Mûsikî, iki perde arasındaki manevi münasebettir.

Necati Çelik

Allah rahmet eylesin kendisi çok iyi bir hocaydı. Kıyas etmek gibi olmasın ama belki de hocalığı müzisyenliğinden daha üstündü. Bir konuyu nasıl öğreteceğini çok iyi bilirdi. Mesela, böbrek ameliyatı için Amerika’ya gittiğinde kızım ona bir mektup yazmıştı. Ne olduysa “rüzgâr” yazmış ama a harfinin şapkasını unutmuş. Cinuçen ağabey “Bana yüz defa a harfi şapkalı rüzgâr yazacaksın ve göndereceksin” diye cevap göndermişti. Kızım da tekrar mektup gönderdi ona. Yani düşünebiliyor musunuz bu kadar eğitimci bir insandı. (merhum Cinuçen Tanrıkorur hakkında)

Sadreddin Özçimi

Taksim, bazı şartlara bağlı kalmak suretiyle irticali olarak sanatçının içinden geldiği gibi o anda yapılan bestelerdir. Taksim, bir sanatkârın bütün müktesebatını, birikimini ve estetik gücünü kullanmak suretiyle ortaya koyduğu, aynı zamanda size sanatkârı anlatan en büyük kıstastır. Şöyle ki; bir sanatkârın yapmış olduğu taksimle siz onun hangi seviyede olduğunu, tabii eğer mûsikîye derinlemesine vâkıfsanız, anlayabilirsiniz. Eğer mûsikîden anlamıyorsanız, günümüzde olduğu gibi her yapılanı güzel zannetmek durumuna düşersiniz. Bunun sebebi artık elimizde neyin ne kadar güzel olduğunu tartacak bir terazimizin kalmamış olmasıdır.

Sadettin Ökten

Şu anda yaşadığımız modernite Amerikan usûlü bir tüketim versiyonudur. Bu usûlün size sunduğu fikrî ve hissî çerçeveden, bu hapishaneden çıkabilirseniz modernitenin yüzeyselliğinden kurtulabilirsiniz. Bunun yolu ise İslâm medeniyetinin klasik dönemde ürettiklerine bakmak, onları anlamak ve onlardan zevk almaya çalışmaktır.

Mahmud Erol Kılıç

Bütün sanatçıların derdi, o mutlak cemal sahibi olanı tasvir etmek, onu kopyalayabilmektir. Eğer sanatçı o ilâhî sanatı biliyorsa, o yaptığı sanat, kişinin kendini tanıyıp oradan Rabbini tanıma sanatı olur. En büyük sanat budur. Bu büyük sanata hizmet ettiği sürece, bütün sanatlar bir perde olmaktan ziyade bir vesile olur, bir araç olur. Bizi o mutlak güzele, mutlak cemale doğru götürür. Türkülerimiz irfan geleneğinin bir neticesidir. İşkembe-i kûbradan atılmamıştır. Beyinden beyine yol yok, kalpten kalbe var. Bilen kalptir, algılayan kalptir. 'Onların kalpleri vardır. O kalpleriyle akl ederler' buyuruyor Cenab-ı Allah.

Emin Işık

Mûsikî sadece ruhun gıdası değil, milletin ruhunun dile gelmiş halidir. Mûsikî sanatların ilkidir. Medeniyet, yerleşik düzene geçmekle başlar, mûsikîyle biter; bir medeniyet mûsikî ile kemâle erer. Ve mûsikî ile yıpranmaya başlar. Eğer bir medeniyetin mûsikîsi bozuluyorsa her şeyi bozuluyor demektir.

Beşir Ayvazoğlu

Tanpınar'a göre, Mevlânâ, Mesnevi’nin ilk on sekiz beytini yazıp dostlarına göstermek üzere sarığının arasına soktuğu zaman 'zevkimizin en hâlis tarafı' olan Mevlevi musikisinin Itrî, Dede Efendi ve III. Selim gibi bütün büyük isimleriyle Şeyh Galib'e kadar gelen şairler kafilesi de doğmuş sayılabilirdi. Yahya Kemal, “İsmail Dede'nin Kâinatı” adlı gazelinde 'Lafz-ı bişnevle doğan debdebe-i ma'nâyız' derken aslında bir borcu ödüyordu.

İsmet Özel

Itrî dinlemekten sıkılan bir adamın Süleymaniye'nin mimarisinden tad alabileceğini mümkün sayamayız. Hâfız Post'a yaklaşamamış olan birisi Doğu medeniyetinin (daha da daraltalım: Osmanlı Medeniyetinin) övgüsünü yapıyorsa ne yaptığından habersiz bir kimsedir şüphesiz. Basit gözlemlerle anlaşılacaktır ki, insanın bağlı olduğu ahenk hangi seviyede ise o insanın düşünme seviyesi de aynı seviye çevresindedir. Bağlı olduğu ahenk dolmuş şarkıları, gazino müziği seviyesinde olan insan dünyayı aynı seviyeden kavrayabilir. Düşünüş ve kavrayış seviyesi bu müziği yaşatacak, bu müziği devam ettirebilecek kırattadır. Böyle birinin yüksek seviyeli düşünceleri ne anlaması ne de aktarması mümkündür.

Yalçın Çetinkaya

İslâm medeniyet mûsikîsi şiirden beslenir, şiirle akrabadır, şiirsiz yapamaz. İslâm medeniyetinde şiirle mûsikî arasında kopmaz bir bağ vardır. İslâm şiirinde mûsikî, mûsikîsinde de şiir vardır. Şiirde ve mûsikîde iki sanatın ortak ritm ve âheng unsuru mevcuddur.

Cem Behar

Geleneksel musıki meşki ve doğurduğu ilişkiler, birçoğu bugün dahi geçerliliğini koruyan bazı temel ahlâki ve estetik değer yargılarının taşıyıcısı olmuştur. Meşk zincirlerinin devamlılığı sayesinde de bu yargılar Türk müziği dünyasına iyice yerleşmiş, bu dünyanın yazılmamış fütüvvetnamesi, anayasası olmuştur. Meşk aslında bütün bir müzik geleneğinin ortak zemini haline gelmiş, kuşakları, bestecileri, icracıları ve icra üslûplarını bir arada tutan ortak bir aidiyet duygusu oluşturmuş, yani bu sanat alanının tümü için hem estetik hem toplumsal bir harç görevini yerine getirmiştir. Bu bakımdan da gereği gibi incelenmesi ve yerli yerine oturtulması Osmanlı’nın kültür tarihi açısından da büyük önem taşır.

Kaynak: Bu yazı Yağız Gönüler'in Dünyabizim sitesinde 2016 yılında yayımlanan "Mûsıkinin Sorumluluğu Hakikatten Gelir" yazısından alıntılanmıştır.

Editör Hakkında