Yaşadığı çağa damgasını vurmuş nice şairler, yazarlar gelip geçmişlerdir dünya üzerinden. Yaşadığı çağa tanıklık yaparak yazdıkları ve yaşadıkları ile iz bırakmış olan büyük sanatkârlar eserleri ile seslenişlerini hem yaşadıkları döneme hem de daha sonraki dönemlere yaparlar.
Üstad Sezai Karakoç’un yaşadığı bir dönemde yaşamış olmak, aynı göğün altında nefes alıp vermek, aynı şehirde onunla beraber yaşadığını bilmek büyük bir lütuf ve anlatılamayacak derecede bizim için onurlu bir durumdur. Aynı çağda yaşadığımız, coğrafyamızdaki acı ve sevinçleri yaşarken ortak bir kaderi duyumsadığımız büyük sanatkâr kuşkusuz bu zamanların Mevlana’sı, Yunus’u, gibi kendi çağına ve kendinden sonraki zamanlara büyük izler bırakacak olan şiirleri ve yazıları ile adeta bir medeniyet tasavvuru oluşturmuş, kıymetli bir büyük bir sanatçıdır.
Büyük bir şair olması hasebiyle sözün zirvesinde, sözün en üst makamında yıllardır büyük mücadeleyle oluşturduğu şiir medeniyeti kuşkusuz arkasından gelen kuşaklara eşsiz bir izlek oluşturacaktır.
Üstad Sezai Karakoç’un şiirleri gibi deneme, düşünce yazıları ve kitapları da onun Müslüman ve mümin duyarlılığının, yaşadığı coğrafyadaki tüm acılara karşı eşsiz duyarlılığının, içinde yaşadığı toplumsal olaylara karşı dik duruşunun ve tavizsiz şekilde oluşturduğu kendine özgü, kendine ait dilin ve bu dilin imkânlarıyla sarmalanmış muhteşem bir medeniyet tasavvurunun, eşine rastlanmayan bir çabası olarak ortadır…