Modern Yalanlar
Buraya kadar anlatılanlar bazen dudak büksek de bildiğimiz bir trajedinin zafere dönüşmesinden başka bir şey değildir.
Oysa, kazın ayağı farklı! Salaman ile Absal adlı iki kahraman vardır. Zamanın bir yerlerinde Robenson gibi mahsur bırakılmışlardır! Oysa, Robenson’un ataları olan bu zatlar öncelikle Latin edebiyatının “ada romans”ının atası kabuledilen kahramanlarıdırlar. Hem Yahudi hem de Latin geleneğinde olan adasal anlatı, zamanla İslamî metinlerde alegorik-benzeşimci bir değişimle köklü bir yer almışlardır.
İslamî metinlerde Salaman ve Absal ilk olarak İbn-i Sina’nın Hay bin Yekzan’ıyla karşımıza çıkar. Huneyn bin İshak’ın Yunanca’dan çevirdiği Salaman ve Absal adlı yapıtı İbn-i Sina’yı etkiler. İbn-i Sina’nın alegoriye açık yapıtı ise bizde yeni bir mesnevi yolu açar. Bu yol her ne kadar Leyla vü Mecnun, Hüsn-ü Aşk benzeri tasavvufi aşkın yolundan gitmese de insanın “kemal”e ermesinde alacağı yolun menzili hakkında önemli bir kilometre taşıdır. Bu menzil üzerinde belki de en kalıcı ve etkili yapıtı ise İbn-i Tufeyl vermiştir ki o’nun eserinin adı da Hay bin Yekzan’dır.
Tek olanın diri evladı ya da tek olanın dirilttiği olarakta düşünülebilecek-çevrilebilecek olan Hay bir bakıma “düşünce yoluyla” Hakkı bulma, hakikate erme savaşını anlatır.
İnsanın yalnız iken dahi, bir peygamber, irşad eden olmadan da “tek ilah”ı bulabileceğinin anlatıldığı Hay bin Yakzan’lar içerisinde en alegorik ve en anlaşılır olanı İbn-i Tufeyl’in eseridir. İnsanoğlunun “adem nasıl dünyaya geldi?” sorusuna felsefi ve dini cevaplarını öykü diliyle anlattığı eser, bir bakıma Eflatun’un mağarasını hatırlatmaktadır:
İnsanlar bir mağaradadırlar ve mağaradaki ateşin kutlu olduğuna inanır, o ateşe taparlarmış. Ne zaman ki bir adem dışarı çıkıp güneşi görür, bu mağara için bir kıyamet, bir milat, bir devrimdir. Tabi, güneşi gören adam geri dönüp mağara halkını “aydınlatmak” ister. Ancak, mukavemet güçlü olur ve adamın “delirdiğine” hükmedilir. O adam mağara halkından uzaklaştırılır.
Bu arada Hay, daha önce çizgi film olarak da piyasaya sunuldu ve başarılı bir çalışma olmuştu. Ama ben yine de N. Ahmet Özalp’in hazırladığı Hay bin Yakzan’ı daha çok sevdim. Önce İnsan Yayınlarında daha sonra da İbn-i Sina’nın Hay bin Yakzan’ıyla birlikte-karşılaştırmalı olarak YKY’de yayınlandı.
Soğuk, itici, sert bir metin değil Hay bin Yakzan. 7 yaşındaki bir çocuğun, 70 yaşındaki bir ihtiyarın rahatlıkla okuyabileceği bir sadelik ve tatlılık var kitapta.
Not: N. Ahmet Özalp Ağabey, kıymetli çalışmalara imza atmış, köşe yazılarının her biri bir kitap değerinde olan bir ağabeyimizdir. Ancak uzun bir süredir çalışmalarını göremediğimizden ilim ve irfanımızdan bir kandilin kenara çekildiğini düşünmekteyiz. Bu kandil kıymetli ve yokluğu hissedilen bir kandildir.
Zeki Bulduk