Türkiye’nin yakın dönemde yetiştirdiği ilim ve irfan insanlarından Ali Ulvi Kurucu, Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi tarafından düzenlenen özel programla yâd edildi. “Yâd-ı Cemil” etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilen “Ali Ulvi Kurucu Özel Programı”, İstanbul Sultanahmet’te bulunan Kızlarağası Mehmed Ağa Medresesi’nde yapıldı. Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan program ilahiler ve dualarla devam ederken, kültür ve edebiyat dünyasından isimlerle Kurucu’nun ailesi de buluşmada yer aldı.
TYB İstanbul Şubesi’nin Ali Ulvi Kurucu’ya gösterdiği vefa yeni değil. Birlik, Kurucu’yu doğumunun 100. yılı olan 2022’de de özel bir programla anmış, 2024 yılında ise doğumunun 102. yılı dolayısıyla düzenlenen “Yâd-ı Cemil” buluşmasında onun ilim, hadis, tarih, mûsiki ve hüsn-i hatla kurduğu ilişkiyi gündeme taşımıştı. TYB’nin farklı yıllara yayılan programları, Kurucu’nun hatırasını ve eserlerini yeni nesillere aktarma çalışmalarının devam ettiğini gösteriyor.
MAHMUT BIYIKLI: ESERLERİ GELECEK NESİLLERE AKTARILMALI
TYB İstanbul Şube Başkanı Mahmut Bıyıklı, programın açılışında yaptığı konuşmada Ali Ulvi Kurucu’nun hatırasının yaşatılmasının önemine dikkat çekti. Bıyıklı, Kurucu’nun yalnızca geçmişte yaşamış bir şair ve yazar olarak ele alınmaması gerektiğini belirterek geride bıraktığı eserlerin, fikirlerin ve yetişmesine vesile olduğu insanların gelecek nesillere anlatılmasının önem taşıdığını ifade etti.
Gençlerin Ali Ulvi Kurucu’nun hayatından ve düşünce dünyasından istifade etmesi gerektiğini dile getiren Bıyıklı’nın sözleri, TYB’nin daha önceki Kurucu programlarında dile getirdiği yaklaşımı da sürdürdü. Bıyıklı, 2022’de gerçekleştirilen anmada Kurucu’yu milletin ortak değerlerinden biri olarak nitelemiş ve onun hatıralarının özellikle genç kuşaklara ulaştırılması gerektiğini söylemişti.
KONYA’DA BİR İLİM EVİNDE BAŞLAYAN HAYAT
Ali Ulvi Kurucu, 1922 yılında Konya’da dünyaya geldi. Babası Hacıveyiszâde İbrahim Efendi, dedesi Veyis Efendi ve amcası Hacıveyiszâde Mustafa Efendi dinî ilimlere hizmetleriyle tanınan isimlerdi. TDV İslâm Ansiklopedisi, Kurucu’nun yetiştiği aile ocağının çevrede “ilim evi” olarak anıldığını kaydediyor. İlk hocası babası olan Kurucu, hafızlığını da onun yanında tamamladı.
İlk ve ortaokulu Konya’da tamamlayan Kurucu, babasından sarf ve nahiv, Hafız Ali Efendi’den ise kıraat dersleri aldı. Türkiye’de dinî ilimlerde daha ileri tahsil imkânlarının sınırlı olduğu dönemde ailesiyle Medine’ye göç etti. İlim yolculuğu daha sonra Mısır’a uzandı ve 1939 yılında İslâm dünyasının köklü eğitim merkezlerinden Ezher Üniversitesi’ne kaydoldu.
EZHER’DE OSMANLI’NIN SON BÜYÜK ÂLİMLERİNDEN İSTİFADE ETTİ
Ali Ulvi Kurucu’nun Kahire yılları onun ilmî ve edebî şahsiyetinin şekillendiği önemli dönemlerden biri oldu. Ezher’de Türk öğrencilerin kaldığı Revâku’l-Etrâk çevresinde Mustafa Runyun, Ali Yakup Cenkçiler, Ahmet Davudoğlu ve İsmail Ezherli gibi daha sonra dinî ilimlerde tanınacak isimlerle birlikte bulundu.
Kurucu, Kahire’de bulunduğu dönemde son Osmanlı şeyhülislâmlarından Mustafa Sabri Efendi’nin yanı sıra Mehmed İhsan Efendi ve büyük İslâm âlimlerinden Zâhid Kevserî’nin yakın çevresinde yer aldı; derslerinden ve sohbetlerinden faydalandı. Söz konusu ilim halkaları, Kurucu’nun yalnızca dinî ilimler alanındaki birikimini değil, Türk, Arap ve Fars kültürlerine uzanan düşünce dünyasını da geliştirdi.
MEHMED ÂKİF SEVGİSİ ŞİİRLERİNE YANSIDI
Ezher yılları Ali Ulvi Kurucu’nun şiir ve edebiyatla ilişkisinin de belirginleştiği dönem oldu. Türk ve İslâm edebiyatına büyük ilgi duyan Kurucu, özellikle Mehmed Âkif Ersoy’dan etkilendi. TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre Kurucu’nun hafızası, Safahat’ın tamamını ezberinde tutacak kadar kuvvetliydi. Şiirlerinde Mehmed Âkif çizgisindeki dinî ve millî hassasiyetler belirgin biçimde yer aldı.
Kurucu’nun şiir dünyasında Resûlullah sevgisi de güçlü bir yer tuttu. Kızı Sare Kurucu da İstanbul’daki anma programında babasının şiirlerinin merkezinde Hazreti Muhammed sevgisinin bulunduğunu ifade etti. “Derdmendim yâ Resûlellah, devâ ol derdime”, “Doğmazdı kalbe iman, inmezdi arza Kur’an” ve “Mevlâm sana ersem diye” gibi şiirleri farklı bestekârlar tarafından bestelendi ve zaman içinde geniş çevrelerce okundu.
ÖMRÜNÜN BÜYÜK BÖLÜMÜ MEDİNE’DE GEÇTİ
Ezher’de altı yıl süren eğitiminin ardından babasının vefatı üzerine Medine’ye dönen Ali Ulvi Kurucu, hayatının büyük bölümünü Peygamber şehrinde geçirdi. Bir süre Evkaf Dairesi’nde görev yaptıktan sonra 1953-1975 yılları arasında Sultan II. Mahmud tarafından kurulan Mahmudiye Kütüphanesi’nde, 1975-1985 yılları arasında ise Şeyhülislâm Ârif Hikmet Kütüphanesi’nde müdürlük yaptı.
Kütüphanecilik yıllarında Arapça, Farsça ve Türkçe kaleme alınmış binlerce yazma eserle ilgilenen Kurucu, eserlerin tanınması ve tasnifiyle meşgul oldu. Medine’de yaşamasına rağmen Türkiye ile bağını koparmadı; hac ve umre vesilesiyle mukaddes beldelere gelen Türklerle yakından ilgilendi. Medine’deki evi ve sohbet halkaları yıllar içinde Türkiye’den gelen çok sayıda ilim, fikir ve kültür insanının uğrak noktalarından biri haline geldi.
SARE KURUCU: BABAM UÇAKTI AMA ANNEM KANATTI
Anma programının dikkat çeken bölümlerinden biri Ali Ulvi Kurucu’nun kızı Sare Kurucu’nun anlattıkları oldu. Çocukluğundan itibaren anne ve babasının hatıralarıyla yetiştiğini belirten Sare Kurucu, bugün de onların hatıralarıyla yaşadığını söyledi.
Babasının çalışmalarının arkasında annesinin üstlendiği sorumluluğa özellikle işaret eden Kurucu, “Babam uçaktı ama annem kanattı. Eğer kanat annem olmasaydı o uçak uçamazdı” ifadelerini kullandı. Sare Kurucu, babasının hayatının yalnızca şahsi başarılar veya yazdığı eserler üzerinden değil, onu yetiştiren aile, ilim ve kültür çevresiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
KONYA’DAN MISIR’A, MISIR’DAN MEDİNE’YE
Sare Kurucu, babasının Konya’da başlayan hayat yolculuğunun Mısır ve ardından Medine’de devam ettiğini anlattı. Ali Ulvi Kurucu’nun farklı coğrafyalardaki ilim ve kültür çevreleriyle kurduğu temasların düşünce dünyasını genişlettiğine işaret eden Sare Kurucu, Arapça, Farsça, Türkçe ve Urduca üzerinden kurduğu ilişkilerin de babasının entelektüel birikimine katkıda bulunduğunu dile getirdi.
Kurucu’nun hayatındaki üç şehir aynı zamanda farklı safhaları temsil etti. Konya’daki aile ocağı Kur’an ve temel dinî ilimlerle yetiştiği ilk çevreyi, Kahire ve Ezher ilmî tahsilinin derinleştiği yılları, Medine ise hem hizmet hayatının hem de eser, sohbet ve irşad faaliyetlerinin uzun yıllar devam ettiği dönemi oluşturdu.
ESERLERİYLE İLİM VE EDEBİYAT DÜNYASINDA İZ BIRAKTI
Ali Ulvi Kurucu’nun yayımlanan eserleri arasında “Büyük İslâm Şairi Dr. Muhammed İkbal”, “Zulmeti Yıkan Nur”, “Gümüş Tül”, “Asırlar Boyunca Parlayan Nur”, “Gecelerin Gündüzü” ve “Medine Notları” bulunuyor. İlk dönem şiirlerini “Nurdan Sesler” adıyla bir araya getiren Kurucu’nun şiirleri daha sonra yeni ilavelerle “Gümüş Tül” ve “Alevler” adıyla da yayımlandı.
Kurucu, telif eserlerinin yanında Ebü’l-Hasan en-Nedvî gibi İslâm dünyasının önemli isimlerinden tercümeler yaptı. Gazete ve dergilerde kaleme aldığı yazıları, şiirleri, mektupları ve sohbetleri de bıraktığı kültürel mirasın parçaları arasında yer aldı.
HATIRALARI YAKIN TARİHE DE IŞIK TUTUYOR
Ali Ulvi Kurucu denildiğinde öne çıkan eserlerden biri de M. Ertuğrul Düzdağ tarafından uzun sohbetler sonucunda kayıt altına alınan hatıraları oldu. Düzdağ, 1993 yılında ailesiyle birlikte Medine’ye giderek Kurucu’nun evinde yaklaşık iki ay kaldı ve günlere yayılan sohbetleri kaydetti. Daha sonra kitaplaştırılan hatıralar beş ciltlik bir külliyat halinde yayımlandı.
Hatırat, Kurucu’nun Konya’daki çocukluk döneminden Ezher yıllarına, Medine’de geçen uzun hayatından İslâm dünyasının farklı bölgelerinden âlim ve fikir insanlarıyla görüşmelerine kadar geniş bir dönemi kapsıyor. Muhammed İkbal başta olmak üzere İslâm dünyasının farklı şahsiyetlerine ilişkin gözlemler de hatıralarda yer alıyor. Eserler, bir insanın şahsi hatıralarının ötesinde 20. yüzyıl İslâm dünyasının ilmî ve kültürel çevrelerine ilişkin tanıklıklar barındırıyor.
İSLÂMÎ VE MİLLÎ DEĞERLERE BAĞLI BİR GENÇLİK İDEALİ
Ali Ulvi Kurucu’nun düşünce dünyasında gençlik önemli bir yere sahipti. TDV İslâm Ansiklopedisi, onun İslâmî ve millî değerlere bağlı bir gençliğin yetişmesi idealini aileden devraldığı bir miras olarak sürdürdüğünü, şiirlerini, sohbetlerini ve gazete yazılarını da söz konusu gayenin bir vasıtası olarak gördüğünü aktarıyor.
TYB İstanbul Şube Başkanı Mahmut Bıyıklı’nın anma programında gençlerin Kurucu’nun hayatından ve fikir dünyasından istifade etmesi gerektiğine yönelik çağrısı da Kurucu’nun hayatı boyunca üzerinde durduğu gençlik meselesini yeniden gündeme taşıdı. Programda yapılan konuşmalarda onun ilmî ve edebî mirasının yeni kuşaklara aktarılmasının önemine dikkat çekildi.
MEDİNE’DE VEFAT ETTİ, CENNETÜ’L-BAKĪ‘A DEFNEDİLDİ
Ömrünün büyük bölümünü Medine-i Münevvere’de geçiren Ali Ulvi Kurucu, 3 Şubat 2002 tarihinde Medine’de vefat etti. Cenazesi, Resûlullah’ın ailesinden ve ashâbından pek çok ismin medfun bulunduğu Cennetü’l-Bakī‘a defnedildi.
Konya’da Kur’an ve ilimle başlayan, Ezher’in ilim halkalarından geçerek Medine’de uzun yıllar süren hizmetlerle devam eden Ali Ulvi Kurucu’nun hayatı; şiirleri, tercümeleri, hatıraları ve sohbetleriyle sonraki nesillere ulaşmaya devam ediyor. TYB İstanbul Şubesi’nin Sultanahmet’te gerçekleştirdiği “Yâd-ı Cemil” programı da merhum Kurucu’nun ilim ve edebiyat mirasını yeniden gündeme taşıdı.