Hâtırât okumak insanı başka bir insanın hayatına ortak eder. Bir diğer deyişle hâtırât yazarı kendi hayatını okura açarak tecrübelerini, hayat boyu yaptığı doğruları ve yanlışları paylaştığı gibi okuru kendi macerasına ortak etmiş de olur. Üstünde hep bir acemilik barındıran insan da başkalarının hayat hikayeleri üzerinden aslında kendi hayatına dair ipuçları yakalamaya çalışır, kimi zaman bilerek kimi zaman da farkında olmadan. İnsan acemidir, karşısına çıkan her yeni olgu ve olay onun için biriciktir ve onu dünyasına nasıl misafir edeceğine her dem yeniden karar vermesi gerekir. “Halk-ı cedîd” diyor sûfîler, bir an diğerinin aynı değil. Bunun için her an yeniden irade beyan edip karar almak gerekiyor. Hâtırâtlar böylesine seyyâl bir dünyada insanoğluna yeni durumlar karşısında ne yapması gerektiğine ya da ne yapabileceğine dair öneriler sunması açısından büyük imkanlar barındırıyor. Son dönemde çıkan hâtırâtlardan merhum Ali Ulvi Kurucu’nun hâtırâtı ise bu türün en önde gelecek örneklerinden birini sunuyor.
‘Geçmiş gibi cennetteki gül bahçelerinden’ Ali Ulvi Kurucu
Son dönemde çıkan hâtırâtlardan merhum Ali Ulvi Kurucu’nun hâtırâtı ise bu türün en önde gelecek örneklerinden birini sunuyor. Abdullah Taha Orhan yazdı.
Bunlar da ilginizi çekebilir