Kitap

Eşref-i mahlukat olmanın sırrı edebdir

Edeb öyle bir nimettir ki; cihana hükmeden sultanlara baş eğdirir, baş eğdikçe onların yükselmesine vesile olur. Tahir Büyükkörükçü, ''İslam’da Edeb'' isimli risalesinde beşeriyyetin bütün ızdırabının, içine düştüğü bütün çile ve felâketlerin sebebinin manevi boşluk, ahlâk ve edeb düşkünlüğü olduğuna işaret eder ve edeb'in yedi esasını sıralar. Metin Erol yazdı.

Eline, beline ve diline sahip/hakim olmak şeklinde formülleştirilen edeb hakkında Aleyhisselatu ves-Selam Efendimiz “Edeb ve ahlâkta en yüksek olanınız; îmanda en kâmil bulunanızdır” buyurmuşlardır. Hz. Mevlana “Edeb’den felekler nur olmuştur. Edeb ile melekler, bütün ayıp ve noksanlardan masum ve pâk kalmıştır” sözleriyle edebin önemine dikkat çeker.

Tahir Büyükkörükçü, Bedir Yayınları tarafından basılan “İslam’da Edeb” isimli risalesinde beşeriyyetin bütün ızdırabının, içine düştüğü bütün çile ve felâketlerin sebebinin manevi boşluk, ahlâk ve edeb düşkünlüğü olduğuna işaret eder. Risalesinde edebin yedi esasını sıraladıktan sonra edeb konusunda bazı örnekleri okuyucunun dikkatine sunar.

Edebin yedi esası

Tahir Büyükkörükçü Hoca, “Âdab-ı İslâmiyye ile hâllenmek, ahlâkı Muhammedîyye ile ahlaklanmak ve kemâlatı ruhaniyye ile olgunlaşmak için evvel-emirde şu esaslara riayet zaruridir” diyerek edebin yedi esasını şu şekilde açıklar:

1. Her türlü şüphe ve tereddütten uzak, delil ve hüccetleri kavî, volkanları andıran bir îman ve itikada sahip olmak gerekir. Nitekim Mehmed Akif, “Benim îman dolu göğsüm gibi serhaddim var”, der.

2. Halis bir niyet ve temiz bir kalp ile yaptığın bütün âmel ve hizmetlerini mahza Allah için yapmak ve Hakk’a teslim olup istikametten ayrılmamak lazımdır. Nitekim Akif, “Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol / Varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol”, der.

3. Din ilmini bilmek, bilmiyorsa öğrenmek ve bildiğiyle muhakkak âmel edip âmelinde devam ve sebat göstermek şarttır. Çünkü Efendimiz (sav) bu meyanda “Peygamberler, altın ve gümüş mirası bırakmadılar, ilim bıraktılar. Kim ondan nasip almışsa, büyük hazza mazhar olmuştur.” buyurmuşlardır.

4. Farz ibadetleri huzur ve huşû ile edâ edip, Rasûlüllah’ın devam ettiği nâfile ibadetleri ifaya çalışılmalıdır. Çünkü farzlar Rabb’imize mutlak borcumuzdur. Nâfileler ise O’na kurbiyyete ve onun rahmet ve muhabbetine vesile olur. Nitekim “Kulum nâfilelerle bana yaklaşır. Ta ki ben onu severim. Ben kuluma muhabbet edince de Hakk’ı gören gözü, hikmeti duyan kulağı, hakikati destekleyen eli, vuslata giden ayağı olurum” sözü varid olmuştur.

5. Kişi arkadaşının meşreb ve mezhebi üzeredir. İlmiyle âmil âlimlerin edebi de, Rasûli-Kibriya’ya tam uymuş kâmil kimselerle beraber bulunmak, ehli fazileti dost edinmek, Hakk dostlarını sevmek ve hakikat düşmanlarını sevmemek ve tutmamaktır. Hz. Mevlâna, “Ehl-i manâ, erbab-ı irfan ile beraber otur; hem yiğit olasın hem de oradan atâ bulasın” buyurur.

6. Bilgili ve fakat âmelsiz, çok şeye vakıf ama sözüyle işi birbirine uymayan, edebsiz, yolunu şaşırmış mücrimlerden son derece uzak olmaktır. Bu konu için ecdadımız, “İs yanına var is koksun. Mis yanına var mis koksun” buyurur.

7. Maddî ve manevi bütün iş ve âmellerden, hizmet ve ibadetlerden tek gayenin yalnız ve yalnız Allah rızası olduğunu bilmektir. Nitekim Efendimiz (sav), “Kim Allah için sever, Allah için buğzeder, Allah için infak ve ihsan eder, Allah için men ederse; onun îmanı kemale ermiştir” buyuruyor.

Tahir Büyükkörükçü’nün işaret ettiği yedi esas gösteriyor ki; izzet ve şeref, ne mal ne mülk, ne söz, ne yaş, ne nâm iledir; ancak ve ancak edeb ve kemâl iledir. Bunun için büyüklerimiz edeb konusunda bizlere birçok kelâmı miras bırakmışlardır: “Kişinin edebi, altınından hayırlıdır”, “Sedirde edepsizlik eden, eşiğe red; eşikte terbiyesizlik eden, dışarıya tart edilir”, “Edebsizden ırzını satın al”, “Edebsizden ilim zuhur etmez”, “Edebsizin yüzüne tükürmüşler, yağmur yağıyor demiş”

Edeb’in yedi esasının yanı sıra Tahir Büyükkörükçü çok kıymetli edeb örneklerini de aktarır.

Risalet vazifesine edeb

Tahir Büyükkörükçü, Efendimiz’in (sav) kendisini davasından vazgeçirmeye çalışan Kureyş’e verdiği “Sağ elime güneşi, sol elime ayı verseler, yine bir nefes davamdan vazgeçmem” cevabını Risalet vazifesinin edebi; Taiflileri İslâm’a daveti sırasında Zeyd bin Harise ile taşa tutulmasının üzerine “Ya Rabbî bu kavme hidayet ver. Onlar bilmiyorlar, onun için böyle yapıyorlar” niyazının ise âlemlere rahmet olmanın edebi olduğunu belirtir.

Resulullah’a sevgi ve bağlılık edebi

Tahir Büyükkörükçü, Efendimiz’e (sav) sevgi ve bağlılık edebini Hz. Ebubekir’in (ra) üzerinden şu kıssayla aktarır: “Efendimiz (sav) hastalanıyor. Hz. Ebubekir (ra) hâl hatır sormak için hâne-i saadetine gidiyor, görüyor ki Efendimiz (sav) rahatsızlanmışlar. Üzüntüsünden Hz. Ebubekir (ra) de yatağa düşüyor. Efendimiz (sav) kesb-i afiyet edince Hz. Ebubekir’e (ra) iade-i ziyarete gidiyor. Mahbubunu karşısında gören Hz. Ebubekir (ra) tüm hastalığını yatakta bırakıp pür sıhhat oluveriyor.”

Ölümü karşılamada edeb

Tahir Büyükkörükçü, Abdullah bin Selâm’dan rivayetle Hz. Osman’ın (ra) ölümü karşılamadaki edebini şöyle aktarır: “Hz. Osman evinde hapis iken Abdullah bin Selâm yanına gitmiş. Hz. Osman (ra), Abdullah bin Selâm’a, ‘Rasûlullah’ı rüyamda gördüm. Şuracıktan geldi. Ya Osman, seni muhasara edip buraya mı kapattılar’, dedi. ‘Evet ya Rasûlullah’, dedim. ‘Seni susuz mu bıraktılar’, dedi. ‘Evet ya Resûlullah’, dedim. Bana bir kova ile su ikram etti. Doyasıya içtim. Serinliği hâlâ göğsümde. Sonra bana dedi ki; ‘ya Osman dilersen yarın iftarı bizim yanımızda yaparsın, dilersen seni kurtarsınlar.’ ‘Mertebe-i şehadet ile iftarı nezdinizde yapmak isterim ya Resûlullah’, dedim.” Ertesi gün Kûr’ân-ı Kerim okurken Hz. Osman şehit edildi. İşte ölümle bayram etmeğe hazırlananların da edebi budur.

Ulu-l-emr’e itaat edebi

Allah-u zül-Celâl, Nisa Sûresi’nin 59. âyetinde “Yâ eyyuhâllezîne âmenû atîûllâhe ve atîûr resûle ve ulil emri minkum” “Ey imân edenler, Allah’a, Resûl’üne ve Ulu’l-emre itaat edin”, buyurur. Tahir Büyükkörükçü ulu’l-emre itaat etmenin edebini İmam-ı Âzam’ın şu kıssası üzerinden aktarır: “Bir sebepten halife, büyük müçtehidimiz İmam-ı Âzam’ı fetva vermekten men eder. O günlerde bir kadın dini bir müşkül sebebiyle İmam-ı Âzam’a gider. Derdini anlatır, dermanını sorar. İmam-ı Âzam, ‘Halife bizi fetvadan men etti, cevap veremem, ulu’l emre itaat dinimizde vacip ve lâzımdır’ der. Kadın ısrarla ‘Halife nereden duyacak’ diyerek ısrar eder. İmam-ı Âzam, ‘Halife görmese de Allah görüyor; bu emre itaat gerektir’ der.” Bu da emir sahiplerine karşı edebe bir güzel örnektir.

Tevzii adalette edeb

Tahir Büyükkörükçü, iktidar sahipleri için en mühim meselelerden biri olan adalet tevzinde edebe örnek olarak şunları aktarır. “İmam-ı Ebû Yûsuf, Harûn Reşid’in Kadîl-Kuzatı’dır. Bir davada Harun Reşid baş vezirini şahit olarak gönderir. İmam, vezirin şahitliğini kabul etmez. Durum Harun Reşid’e bildirilir. ‘Niçin’, der. İmam, ‘defalarca vezirin size karşı yani köleniz dediğini işittim. Eğer bu adam sizin kölenizse, kölenin şehadeti yarımdır, kabule şayan olamaz. Eğer köleniz değilse, yalan söylüyordur, yalancının şahitliği bizim mahkememizde geçmez’, buyurur. Harun Reşid, tavrı teslimiyetle karşılar. ‘O hâlde ben şehadet ederim’, der. İmamı Ebû Yûsuf hiç istifini bozmadan, ‘sizin de şahitliğinizi kabul edemem. Zira ezan-ı Muhammedîye’yi duyuyor, Müslümanların arasına cemaate gelmiyorsunuz’, der. Halife susar…”

Din ulusuna karşı edeb

Tahir Büyükkörükçü, din ulularına karşı edebi Yavuz Sultan Selim Han’ın şu yaşanmışlığı üzerinden aktarır: “Bir sefer esnasında Yavuz Sultan Selim Han’ın yanından ayırmadığı ilim adamı İbn-i Kemal’in atı huysuzlanır ve sultanın beyaz kaftanına çamur sıçratır. İbn-i Kemal’in rengi kaçar, sultanın celâdetinden havf ederek titrer. Gözünün ucuyla İbn-i Kemal’in halini takip eden Yavuz Sultan Selim Han ‘Alın bu kaftanı saklayın. Ben ölünce tabutumun üzerine örtün. Ulemanın atının ayağından sıçrayan çamur, bizim şerefimizdir. Yarın Huzur-u İlâhi’de vesika-i beratımız olacağını umarım’ diyerek haykırır.”

İşte edeb öyle bir nimettir ki; cihana hükmeden sultanlara baş eğdirir, baş eğdikçe onların yükselmesine vesile olur. Nice kişi edeb ile arifler zümresine dahil olur, Nur-i Hüda’dan bir taç olan edebi giyerek birçok beladan emin olur. Hz. Mevlana’nın buyurduğu üzere “Edeb Allah adamlarının gözünün ve gönlünün nurudur, insan ile hayvan arasındaki farktır ve şeytanın katilidir.” Hatta öyle ki “Feleğin dönüşündeki letafet de edebdendir.”

Tahir Büyükkörükçü, İslam’da Edeb, Bedir Yayınları

Metin Erol