Havadis

Gökhan Özcan, Kağıt Ev’de yazının sessiz yolculuğunu anlattı

Türkiye Yazarlar Birliği'nin büyük ilgi gören "Kağıt Ev Yazar Söyleşileri"nin son konuğu yazar Gökhan Özcan oldu. "Yaşamak ve Diğer Şeyler" başlıklı söyleşide Özcan, yazının doğasına, okurla kurduğu mesafeye ve Ankara'nın unutulmayan edebiyat mahfillerine uzanan hatıralarını edebiyatseverlerle paylaştı.

Türkiye Yazarlar Birliği'nin (TYB) edebiyatın nabzını tutan etkinliklerinden "Kağıt Ev Yazar Söyleşileri", yeni bir buluşmayla okur ve yazarı aynı çatı altında buluşturdu. Yönetmenliğini Sıddık Yurtseven'in üstlendiği söyleşi serisinin son programı, 27 Haziran 2026 Cumartesi günü TYB D. Mehmet Doğan Divanı'nda gerçekleştirildi.

Salonun her köşesine yayılan dikkatli sessizlik, bu kez kendine özgü anlatımı ve deneme türüne kazandırdığı içten diliyle tanınan usta yazar Gökhan Özcan'ın sözlerine eşlik etti. Edebiyatseverlerin yoğun ilgi gösterdiği söyleşi, "Yaşamak ve Diğer Şeyler" başlığı altında yazının insanla, hayatla ve hafızayla kurduğu ilişki üzerine derinlikli bir sohbet atmosferinde geçti.

YAZININ İKİ FARKLI YOLCULUĞU

Konuşmasında yazma eyleminin her yazar için aynı kapıdan başlamadığını dile getiren Gökhan Özcan, yazarların zihinsel üretim biçimleri bakımından iki farklı eğilim gösterdiğini söyledi. Merhum Rasim Özdenören'i anarak kendi yazma serüvenini de anlatan Özcan, bazı yazarların metni zihninde tamamladıktan sonra kâğıda aktardığını, kendisinin ise yazının yönünü masa başında keşfedenler arasında yer aldığını ifade etti.

"İki tür yazar vardır. Bir kısmı yazıyı zihninde tamamen planlayıp bitirdikten sonra kâğıda döker. Rahmetli Rasim Abi tam olarak böyleydi. Diğer kısım ise masaya oturduğunda yazmaya başlayanlardır. Ben bu ikinci gruba dâhilim. Bunun da ayrı bir heyecanı var; 'Acaba bugün ne yazdım?' diyerek ilk okuyucusu yine kendim oluyorum." sözleriyle yazının kendisi için aynı zamanda bir keşif yolculuğu olduğunu anlattı.

"KİTAP, OKURUYLA BAŞ BAŞA KALMALIDIR"

Günümüzde yazarlığın zaman zaman gösterişli imza günleri ve popüler kültürün ürettiği görünürlük üzerinden tanımlandığını belirten Özcan, edebiyatın esas yerinin kitap sayfaları olduğunu vurguladı.

Kitapları üzerine uzun değerlendirmeler yapmayı tercih etmediğini ifade eden Özcan, "Edebiyat doğurgan bir yapıya sahiptir; bu yüzden işi kâğıdın üzerinde bırakmak, kitapla okuru baş başa koymak en doğrusudur. Kendi halimde, yayınevimdeki o sakin yerleşiklikle bu yolculuğu sürdürmeye çalışıyorum." dedi.

SAKARYA ÇAY OCAĞI'NDA BÜYÜYEN EDEBİ MUHABBETLER

Söyleşinin en dikkat çeken bölümlerinden biri ise Ankara'nın edebiyat hafızasında önemli bir yere sahip Sakarya Çay Ocağı'na dair anlattıkları oldu. Gazetedeki yönetim değişikliği sonrasında işsiz kaldıkları dönemde yolu aynı masalarda kesişen genç edebiyatçıların, burada yalnızca çay içmediklerini; aynı zamanda fikirlerini, metinlerini ve hayallerini de paylaştıklarını dile getirdi.

"Sokakta kalmıştık âdeta, Sakarya Çay Ocağı'na çöktük. Parası olan çayları ödüyordu. Öğle saatlerinden başlayıp hava karardıktan sonra çay ocağı kapanıncaya kadar bitmeyen sohbetler oluyordu; şiir, öykü, müzik, futbol, siyaset... Herkes yazdıklarını getiriyordu, orada okunuyordu. Bir dergi çıkarma fikri oluştu yavaş yavaş. Çubuk'tan başını Köfteci Mehmet Bodur'un çektiği başka bir grupla tanıştık. Onlar da dergi çıkarma arayışındaydı. Projeleri birleştirdik ve bunun sonucunda Albatros çıktı." sözleriyle bir dönemin edebiyat iklimini dinleyicilerle paylaştı.

HAT SANATINDAN ANLAMLI HEDİYE

Programın sonunda TYB Genel Başkanı Prof. Dr. Muhammet Enes Kala, günün anısına Gökhan Özcan'a, hat sanatının önemli isimlerinden Ali Hüsrevoğlu'nun eserlerinden oluşan bir tablo takdim etti.

Kağıt Ev Yazar Söyleşileri, edebiyatın yalnızca metinlerde değil, hatıralarda, sohbetlerde ve ortak hafızada da yaşamaya devam ettiğini bir kez daha gösteren buluşmalarından birini daha geride bıraktı.