Kerbela’yı düşünüyorum, acıların en tarifsizini… Kulaklarıma vahşi naralar geliyor asırlar ötesinden. Bir çeşme başında olsam da, susuzluk ruhumun taşrasını alev ateş kavuruyor. Suya hasret çöller gibiyim suların ortasında. Dilim damağıma yapışıyor susuzluktan. Kerbela’nın kör belaya dönüştüğü kadim zamanlarda, susuzluktan dudakları şerha şerha yarılmış Kerbela fedailerini düşününce bir damla suyu kendime haram sayıyorum. Ter, alnımdaki kırışıklardan sızarken dudaklarıma değiyor tuzlu bir damla… Heyulalar basıyor derin uykularımı, geceler zindan karası… Kekremsi hüzünler karışıyor efkârıma…
Zeynep kimlere yansın? Zeynep kime ağlasın?
Aylardan Muharrem, günlerden Aşure… Gökler kül renginde… Toz bulutlarının görüş mesafesini sıfıra indirdiği demlerdeyiz. Yüreklere hapsedilmiş derin acılar… Bir ömür kadar uzun, geçmeyen dakikalar… İnsan suretindeki bir kısım mahlûklar insanlığa rahmet okutuyor. Toprak hicapla taşıyor masumlara hayat hakkı tanımayan hunharları, insaf fakiri katilleri…
Bunlar da ilginizi çekebilir