Mercek Altı

Tefsir ve Tarihin Zirvesi: İmam Taberî'nin İlim Yolculuğu

Ebû Ca‘fer Muhammed b. Cerîr b. Yezîd el-Âmülî et-Taberî el-Bağdâdî, 224 yılı sonunda veya 225 yılı başında Taberistan’ın merkezi Âmül’de dünyaya geldi. Henüz yedi yaşında Kur’an-ı Kerim’i ezberleyen, dokuz yaşında hadis yazmaya başlayan Taberî, ömrünü ilim yolculuklarına ve telif eserlere vakfetti. Câmiʿu’l-beyân ve Târîḫu’l-ümem ve’l-mülûk isimli eserleriyle otorite kabul edilen müellif, 310 (923) yılında Bağdat’ta vefat etti.

Ebû Ca‘fer Muhammed b. Cerîr et-Taberî, ilk öğrenimine memleketi Âmül’de başladı. Çiftçilikle uğraşan babası, gördüğü bir rüya üzerine oğlunun yetişmesi için büyük çaba sarf etti ve ona maddi imkanlar sağladı. On iki yaşında Rey şehrine ilk seyahatini gerçekleştiren Taberî, burada İbn Humeyd er-Râzî’den hadis ve tefsir tahsil etti. Müsennâ b. İbrâhim el-Âmülî’den hadis, Ebû Mukātil’den Hanefî fıkhı dersleri aldı. Ahmed b. Hanbel’den faydalanmak üzere Bağdat’a yöneldi ancak şehre varmadan büyük imamın vefat haberini aldı.

MEZHEPLERİN KESİŞME NOKTASINDA BİR MÜCTEHİD

Bağdat, Basra ve Kûfe gibi önemli merkezlerde dönemin en büyük âlimlerinden rivayet icazetleri alan Taberî, 253 yılında Fustat’a (Mısır) geçti. Burada İsmâil b. Yahyâ el-Müzenî ve Rebî‘ b. Süleyman el-Murâdî gibi isimlerden Şâfiî fıkhını, Yûnus b. Abdüla‘lâ es-Sadefî’den ise Mâlikî fıkhını ve farklı kıraatleri öğrendi. Bağdat’a döndükten sonra bir müddet Şâfiî mezhebine göre fetva verdi. Ancak derinleşen ilmi neticesinde kendi bağımsız fıkhî görüşlerini ortaya koymaya başladı ve Cerîriyye (Taberiyye) olarak anılan bir fıkıh mektebi kurdu.

DEVLET GÖREVLERİNİ REDDEDİP İLME ADANAN BİR ÖMÜR

Bağdat’ta elli yıldan fazla bir süre yaşayan Taberî, Abbâsî Veziri Ebü’l-Hasan İbn Hâkān’ın teklif ettiği kadılık ve Dîvân-ı Mezâlim reisliği gibi yüksek makamları geri çevirdi. Maddi ihtiyaçlarını babasından kalan arazinin geliriyle karşıladı. Günlerini titiz bir programla geçiren âlim, ikindi namazına kadar telif işleriyle meşgul oluyor, akşam ezanına kadar camide talebe okutuyor, yatsıdan sonra ise evinde çalışmalarını sürdürüyordu.

HANBELÎLER VE ZÂHİRÎLERLE YAŞANAN GERGİNLİKLER

Taberî, ilmi derinliğine rağmen hayatının son dönemlerinde ciddi sıkıntılara maruz kaldı. Ahmed b. Hanbel’i bir fakih değil muhaddis olarak nitelemesi ve bazı ayetlerin tefsirindeki farklı yorumları nedeniyle Bağdat’taki mutaassıp Hanbelî grupların tepkisini çekti. Evi taşlanan ve dersleri engellenmeye çalışılan müellif, ayrıca Şiîlik ve Râfizîlik ithamlarına karşı kendisini savunan risaleler kaleme aldı. 27 Şevval 310 tarihinde vefat eden Taberî'nin cenazesi, bu gerginlikler sebebiyle evine defnedildi.

İTİKADÎ DURUŞU VE SÜNNÎ KİMLİĞİ

Taberî, akaid sahasındaki eserlerinde Ehl-i sünnet ve Selef yoluna bağlılığını ortaya koydu. Cebriyye, Kaderiyye ve Mu‘tezile mezheplerine karşı net bir tavır sergiledi. Müellife göre bilgi edinme kaynakları duyular, akıl ve haberden ibarettir. Akıl, vahyin bildirdiklerini imkansız bulmaz, aksine teyit eder. Allah’ın sıfatları hususunda teşbihten kaçınarak tevil yolunu benimseyen Taberî, Kur’an’ın mahlûk olmadığını ve ahirette Allah’ın görüleceğini savundu.

RİVAYET VE TARİH METODOLOJİSİ

Hadis alanında Tirmizî ve Nesâî tabakasında kabul edilen Taberî, eserlerinde sened usulüne sıkı sıkıya bağlı kaldı. Meşhur tarihinde, geçmiş peygamberler ve ümmetler hakkında bilgi verirken İsrâiliyat türü rivayetlere de yer verdi. Müellife göre tarih, akli çıkarımlara değil, gören ve işitenlerin ulaştırdığı senedli haberlere dayanır. Kendisini geçmiş ile gelecek arasında bir aktarıcı olarak gören Taberî, tefsir ile tarih arasında mutlak bir paralellik kurdu.