“Bir Yıldız Doğdu” başlıklı yazımızda yıldızların “doğan” ve “ölen” cisimler olduğuna ve bir yıldızın kabaca doğum sürecinin nasıl olduğuna değinmiştik. Buna göre bir yıldız, çekirdeğinde termonükleer füzyon tepkimeleri gerçekleşen devasa gök cismidir. Bir başka deyişle bir yıldız, merkezindeki trilyonlarca atom çekirdeğinin birbirleriyle etkileşime girmesi sonucu farklı maddelerin atomlarının meydana geldiği devasa gök cismidir.
Yapı taşlarındaki düzen
Atomlar, maddenin en küçük yapı taşlarıdır. Yani maddenin temel yapısında bir değişiklik olmayacak şekilde bir maddeyi sürekli olarak bölersek en sonunda atom adı verilen sistemlere ulaşırız. Atomun merkezinde bulunan çekirdeğin bölünmesinin mümkün olup olmadığı yüzyıllar boyunca filozofların ve doğa bilimcilerinin tartışma konusu olmuştur. Atomun çekirdeği, madde için ayırt edicidir. Çekirdekte bulunan ve “proton” adı verilen küçük taneciklerin sayısı değiştiğinde madde değişti ve başka bir maddeye dönüştü demektir. Yapılan teorik ve deneysel çalışmaların sonucunda atom çekirdeğindeki bu değişimlerin pek de olağan sonuçlarının olmadığı görülmüştür. Günümüzde bir atom çekirdeğinin bölünebildiğini veya başka atomlarla birleşip farklı maddeler oluşturabildiğini biliyor ve hatta daha da ileri giderek bazı deneyleri insanlar üzerinde uygulayabiliyoruz.[1]
Atom çekirdeğinin parçalandığı ve ortaya yıkıcı sonuçların çıktığı bizzat insanlığın deneyimlediği bir durum olsa da atom çekirdeklerinin başka atom çekirdekleriyle etkileşime girip daha fazla protona sahip farklı maddeler oluşturduğu etkileşimler, kâinatta çok daha büyük sonuçlara sebebiyet veren olaylara kapı aralamaktadır.
Bilindiği üzere çekirdeğinde tek bir protonu olan atoma “Hidrojen atomu”, iki tane proton olan atoma ise “Helyum atomu” denir. Üç tane olana “Lityum”, dört tane olana “Berilyum” denir. Bu şekilde 100’den fazla farklı atomun varlığı bilinmektedir. Önceki yazımızda Hidrojen atomlarının etkileşimlere girerek Helyum atomlarını oluşturduğunu ve bu esnada etrafa yüksek miktarda enerji saçıldığını belirtmiştik. Aynı zamanda yıldızın aslında tam da bu esnada ısı ve ışık yayarak “yıldızlık” özelliği kazandığını belirtmiştik.
Yıldızın merkezinde bulunan maddenin yoğunluğu, yer çekimi kuvvetinin yüksek olmasına sebebiyet verirken ve dış katmanları çekirdeğe doğru gitmeye zorlarken merkezdeki bu gibi milyonlarca patlamanın ortaya çıkardığı baskı da merkezdeki maddeyi dışarı itmeye zorlar. Böylece içeriden ve dışarıdan kuvvetlerin birbirlerini dengeleyecek şekilde eşitlenmesi hâlinde bir denge hâline gelen yıldız, bir ön yıldız olmaktan çıkmış ve tam bir yıldız hâline gelmiş demektir. Güneş yıldızı şu anda tam olarak bu denge hâlinde bulunmaktadır. Yıldızların bundan sonraki süreci de buna benzer bir şekilde ilerlemektedir ancak denge hâlinden küçücük bir sapma bile artık sürecin eskisi kadar sakin olmayacağı anlamına gelir.
Sonun başlangıcı
Bir yıldızın oluştuğu ortam olan ve bir önceki yazımızda kendisinden bahsetmenin ayrıca bir yazının konusu olabilecek kadar kapsamlı olduğunu belirttiğimiz “bulutsular” büyük oranda Hidrojen atomlarından oluşmaktadır. Hâliyle bulutsulardan meydana gelen yıldızlarda da yoğun olarak bulunan madde Hidrojen’dir. Dolayısıyla bir yıldızın Hidrojenleri birleştirerek Helyum atomlarını oluşturduğu süreç, yıldızın toplam hayatına kıyasla çok uzun bir süreç olacaktır. Örneğin Güneş yaklaşık 4,5 milyar yıldır bu sürecin içindedir.
Hidrojen atomlarının iyice azalıp Helyum atomlarının yoğunluğunun artmaya başlamasıyla yıldızın çekirdeğinde termonükleer füzyon faaliyetleri (daha basit bir ifadeyle küçük atomlardan büyük atomlar oluşturma süreci) yavaşlamaya başlar. Ancak bu yıldızın dengesi açısından çok ciddi bir sorundur. Zira merkezdeki madde yoğunluğu yer çekiminin çok yüksek olmasına sebep olmuştu ve dışarıdaki maddeyi içeri çekmeye çalışıyordu. Buna engel olan tek şey ise merkezde meydana gelen bu termonükleer füzyon faaliyetleriydi. Bu faaliyetlerin yavaşlaması merkezdeki yer çekimi kuvvetinin galip gelmesiyle ve yıldızın dış katmanlarının çekirdeğin merkezine doğru çökmeye başlamasıyla sonuçlanır. Yıldızın bu esnada var olan atomlarla daha büyük atomlar oluşturmaya devam edememesi ve böylece içerideki patlamaları devam ettirememesi, daha önce Hidrojen’leri birleştirmeye olanak veren sıcaklık ve basıncın ortalama bir yıldızda artık daha büyük atomların elde edilmesi için yeterli olmaması sebebiyledir. Bu yüzden bu çöküşe engel olacak hiçbir düzenek yoktur.
Çöküş sonucu merkezde iyice artan yoğunluk, sıcaklık ve basınç Helyum atomlarından, daha büyük atomları oluşturmaya yetecek kadar arttığında bu sefer Hidrojen atomlarının birleşmesi sonucu ortaya çıkan enerjiden kat be kat fazla enerji ortaya çıkar. Çekirdek bölgesinde aniden artan bu yüksek enerji, yıldızın dış katmanlarına da hızlıca aktarılır ve böylece yıldızın dış katmanları ciddi oranda yayılır. Yıldızın bu büyük genişlemesi sonucu yıldız “Kırmızı dev” adı verilen bir evreye geçmiş olur. Teoriye göre Güneş yaklaşık beş milyar yıl sonra bu evreye geçtiğinde şu anki hâlinden yüz kat daha geniş bir bölgeye yayılacak şu anda yaydığı ısının ve ışığın yüzlerce katını etrafına yayacak sonsuza kadar bu sakinliğini koruyacağını düşündüğümüz gökyüzü artık eskisi kadar sakin kalmayacak ve hâlâ daha vardı ise artık Dünya gezegeni diye bir yer kalmayacaktır.
“…Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, seni tenzih ve takdis ederiz. Bizi cehennem azabından koru.”[2]
Saliha Türkmen
Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi • İSLÂMÎ İLİMLER
İstanbul Üniversitesi • MATEMATIKSEL FİZİK
Hüma dergisi, Sayı: 21