Susam ve tütsü kokulu bir çocukluk rüyası
Cümle sıkıntılarımız bu pek naif, pek asude mevsimin dili ile bitiverecek sanki. Nasıl derler, Ramazan kokusu bütün bütün ülfet kurmaya başladı ruhumuzla. Ramazan diyorum, hani susam ve tütsü kokulu bir çocukluk rüyasından geriye hatırlanan tek güzel şey… Kapısı şimdi sımsıkı kapalı ve evlerin bahçelerindeki cümle yeşilliklerin birer birer kurumaya yüz tuttuğu geçmişin usta anlatıcısı… En çok hatırlanandır Ramazan mevsimi, en çok hatırda kalanların biriktirildiği bir kucak maneviyat ikramı biz insanlara. Kimseye kıyamıyorum ya, yine de vardır aramızda unutmaya hevesli olanlar, hatırlatmalıyım; Haminnelerin, hatmilerin, akasyaların birer birer mevsiminden sökün ettiği bu tek değişmeyen gerçek, yakamızdan usulcacık yine asılıverdi. Bir kaçış olsun diye mevsimlerden söz açtığımı düşünmeyiniz lütfen. Ramazan her yıl âlicenaplığını gösterip on gün daha erken çalıverir kapımızı. Çalınan kapımızdan şikâyetimiz yok olmasına yok elbet; doğrusu içten içe, biraz da pek belirsiz bir ülfet sızısı ile karışık bu heyecan faslı için, cömert sayılabilecek cümleler geçiyor gönlümden. Hani, bütün günahlardan azade kılınmış ve iyimser olan bütün annelerin çocukları için ettiği dualar gibi. Şimdi, birazcık akıldâneliğimi hoş görürsünüz diye soruyorum; sokakların, caddelerin, şehirlerin ve dahi dünyanın ruhuna sinen o lezzet kumkuması kokuyu duyuyor musunuz siz de? Bildiğimiz, dört başı mamur sofraları süsleyen taamların ötesinde, varlığımızı kuşatan ve bilincimizi yeniden yeniden kudreti sonsuz bir güce çağıran o mümbit iman kokusu gibi var mıdır insana bahtiyarlık bahşeden başka bir şey?
Zaman ve Ramazan arasında duran insan
Şu günlerde Ramazan kelimesinin her hecesinde renklenen bir şey oluveriyor zaman. Zaten zaman ve Ramazan arasında duran insan için ümitle beklemekten başka ne vardır ki şu dünyada? Geride kalanlara rahmet penceresinin ardına kadar açıldığı ve dünyalıklara ise sabır, sükûnet telkin eden ağzı bağlı bir ay doğuyor sofralarımıza. Hele çocukların ilk oruçlarının gün içindeki seyirlik hallerine doyum olmadığını nasıl anlatmalı; sabahın ilk ışıklarıyla okula ayarlı minicik bedenler, annelerin oruç faslını pek ciddiye almadıklarını gösterir bir tavırla ceplere yerleştirdikleri paraların nasıl harcanacağı düşüncesi ortada durmaktadır şimdi. Hani körpe yüzlerinden okunan masumiyetle orucun cümle saflığını âleme seyrettirdiği öğle vakitlerinde artık suya hasretliği ziyadesiyle artmışken olur mu şimdi köşe başında pamuk şeker yemek? Gayrı dizlerdeki dermanın kesildiği ikindi sonrası bekleyişler, kazanacağını düşündüğü sevapların hatırına değil mi sanki varsın olsun, nasılsa birazdan top gürleyecek. Bak top dedim de aklıma geldi, belki birazcık top faslı vakit
İftarı meleklerle beraber yaşıyoruz
Açıkçası günün bütün şekvasını sırtladığımız o son saatlerin dayanılmaz sabırsızlığını bütün meleklerle birlikte yaşadığımızı düşünüyorum. Sofralarımıza konan ramazan kanatlı meleklerin, hiç olmazsa bir tek hurma veya zeytin tanesi kadar şefkat dolu üfleyişlerini hissedebiliyorum. Bakmayın siz İstanbul’un ramazanlarını ballandıra ballandıra anlatanların kasılmalarına. Ramazan, bütün celadeti ve munisliği ile yanık bozkırların alabildiğine uzandığı Anadolu şehirlerinde soluklanmaktadır her yıl. Bütün saflığını, duruluğunu sırtlanarak taşraya misafir olan Ramazan, köylerin sırça köşkleri aratmayan o sıcacık kerpiç damları arasında ve mevsimine göre tarlaların, yazının yabanın alazlanan kavurucu sıcağı altında diller lal olana değin müthiş bir inanç kilidi ile kaim iken, kışın ise ılık yağmurların, pek cevval karların altında, geçmişe dair hikâyelerin ısıttığı hepsi bir dem olmuş derviş gönüllülerin bir göz odada ezan saatini beklerken söyleştikleri ulvi, candan cümlelerle karşılanır.
Aklım rindmeşrep ehlinde
Kimseyi gücendirmeye niyetli değilim ama, Ramazan’ın büyük bir iştiyakla beklendiği Şaban’ın arife günlerinde, güngörmüş, pek un eleyip elek asmış tavırlarla, “nerede o eski Ramazan eğlenceleri” türünden sözümona hayırhah merasimlere hiç ısınamadım. Kemal-i ciddiyetle, halis bir gönlü bulandırmanın hiç taraftarı olmadım. Aklım hep bütün irfanını, yekpare mevcudu ve insana neşe veren manevi ibadet huşusu ile renklendiren rindmeşrep ehlinde kaldı. Onlar ki ibadetlerini neşeye, eğlenceye rapteyleyen anlayışlarıyla uzak birer yıldızdı(r)lar.
Kudreti sonsuz sır bizleri de Ramazan’ın hatırına o uzak yıldızlarına komşu kılar inşallah. Ramazan’ınız mübarek olsun efendim.
Reşir Güngör Kalkan bereketi anlattı