İslam medeniyetinin en incelikli miraslarından biri, bilginin yalnızca yazıyla değil, aynı zamanda semâ yoluyla nakledilmesidir. Kur’an-ı Kerim nasıl ezberlenerek nesilden nesile taşındıysa, Resûl-i Ekrem Efendimiz’in sözleri de önce işitildi, ezberlendi, müzakere edildi; ancak ondan sonra sahifelere geçti. Bu yüzden İslam ilim tarihinde bilgi, satırlarda olduğu kadar sadırlarda ve gönüllerde yaşadı; kitaplar kadar hocalar da ilmin aslî unsuru sayıldı.
Bu geleneğin merkezinde isnad vardı. Abdullah b. Mübarek’in asırlardır tekrarlanan o veciz sözü, meselenin özünü anlatmaktadır: “İsnad dindendir. Eğer isnad olmasaydı herkes dilediğini söylerdi.” Bir hadisi bilmek yetmezdi; onu kimden duyduğunu da bilmek gerekirdi. İşte bu titizlik, ilim talebelerini asırlarca yollara düşürdü. Tek bir hadisi son ravisinden dinleyebilmek için çöller aşıldı, denizler geçildi. İmam Ahmed’in, Buhârî’nin, Müslim’in ömürlerini şehir şehir dolaşarak geçirmeleri, Nebevî emanete duyulan derin bir hürmetten doğuyordu.
Bu hürmetin en somut hâli semâ meclisleriydi: bir hadis kitabının baştan sona, meclis hâlinde okunup dinlenmesi. Klasik yazma nüshaların son sayfalarında bugün dahi hayranlık uyandıran semâ kayıtları bulunur: kim okudu, kim dinledi, hangi nüsha esas alındı... Bu kayıtlar, kitapları sıradan birer nesneden çıkarıp asırlar boyu süren canlı bir tanıklığa dönüştürür. Ne var ki modern çağın hızı ve ilim merkezlerinin zayıflamasıyla bu gelenek yavaş yavaş sessizliğe gömüldü; pek çok yerde yalnızca tarih kitaplarının bir hatırasına dönüştü.
Bir hadisi kitaptan okumakla, onu bir âlimden, o âlimin de kendi hocasından duyduğunu bilerek, dinlemek arasında ince ve derin bir fark vardır. Birincisi bilgi edinmektir; ikincisiyse asırlar öncesinden başlayıp bugüne uzanan bir zincirin halkası olmaktır. Acelenin ve kopukluğun çağında sabrı, huşû içinde dinlemeyi ve söze saygıyı yeniden hatırlatan bu meclis, sadece bir eğitim programı değil; kadim bir medeniyetin hâlâ nefes aldığının en güzel delillerinden biridir.
Bu sessizliği bozan ses Şam’dan yükseldi: “Hadis kitaplarının kıraati ihya edilmesi gereken bir gelenektir.” Çağımızın önde gelen muhaddislerinden Allâme Şeyh Muhammed Ebu'l-Hüdâ el-Yakûbî'ye ait bu söz, şimdi İstanbul’da hayat buluyor. Nesebi Hz. Hasan vasıtasıyla Resûlullah’a ulaşan Şeyh el-Yakûbî, fıkıh, hadis, kelam ve tasavvuf sahalarında derinleşmiş; Arap dili ve edebiyatındaki vukûfiyeti, güçlü hitabeti ve ilmî dirayetiyle tanınmıştır. Şam’da Emeviyye Camii’nin imamı olan babası Allâme Şeyh İbrahim el-Yakûbî'nin rahle-i tedrisinde on dokuz yıl yetişmiş, ardından Şam’ın önde gelen âlimlerinden rivayet ve fetva icâzetleri almıştır. Şam, Kuveyt, İsveç, İngiltere ve Amerika'da uzun yıllar tedris ve irşad faaliyetlerinde bulunan, 2019'dan bu yana “The Muslim 500” listesinde dünyanın en etkili 500 Müslümanı arasında yer alan Şeyh el-Yakûbî”nin Nebevî sünnetin ihyası yönündeki gayretleri, İslam dünyasında geniş bir tesire sahiptir.
Bütün bunların ötesinde Şeyh el-Yakûbî, günümüzde yaşayan en âlî isnada, yani Resûlullah’a en az aracıyla ulaşan rivayet zincirine sahip muhaddislerden biri kabul edilir. İşte tam da bu sebeple 50’yi aşkın ülkeden 1000’nin üzerinde ilim talebesi, yalnızca bir metni değil, bizzat bu asırlık zinciri ondan işitebilmek için yollara düşmekte... 1990'ların sonunda Şam’da başlattığı ihyâ hareketiyle Sahîh-i Buhârî’yi, Sahîh-i Müslim’i, Muvatta ve Sünen’leri yeniden baştan sona okutmuş; Şam’dan Amerika’daki Zaytuna Enstitüsü’ne, İngiltere’den İstanbul’a uzanan meclislerde binlerce kişi eserlerin tamamını dinleyerek icazet almaya hak kazanmıştır.
Osmanlı’nın hadis ilimiyle bağı asırlara uzanır. Osmanlı medreselerinde Buhârî ve Müslim defalarca okutulmuş; İstanbul, Şam, Kahire, Mekke ve Medine ile birlikte İslam dünyasının başlıca rivayet merkezlerinden biri olmuştur. Modern dönemde unutulan bu meclisler ilk defa 2019 yılında İstanbul’da gerçekleştirilen Sahîh-i Buhârî Hatmi ile hayat buldu; binlerce kişi Şeyh el-Yakûbî'nin riyasetinde Buhârî-i Şerîf’i baştan sona dinleme bahtiyarlığına erişti. Şimdi aynı manevî iklim, 14-23 Ağustos tarihleri arasında Sahîh-i Müslim ile bir kez daha Dersaadet’te ihya ediliyor.
Bununla birlikte mecliste okunacak metin de sıradan bir nüsha değildir. Şeyh el-Yakûbî, uzun çalışmalar neticesinde dünyanın büyük kütüphanelerinde asırlardır muhafaza edilen ve daha önce hiç tenkitli neşri yapılmamış Nuruosmaniye ve Escorial yazma nüshalarını bir araya getirerek Sahîh-i Müslim’in yeni bir neşrini hazırlamıştır. Bu nüshalar, yüzyıllar boyunca âlimden âlime okunmuş, tashih edilmiş, kenarlarına titiz notlar düşülmüş eserlerdir; her biri kendi başına bir semâ tarihidir. İstanbul'da dinlenecek metin, işte bu asırlık emeğin meyvesidir, yalnızca kelimelerin değil, o kelimeleri taşıyan kâğıdın da geçirdiği uzun yolculuğun bir meyvesi.
Belki de bütün bu meclislerin en derin manası, ilim ehli arasında asırlardır fısıldanan şu sözde saklıdır: “Hadis ehli, Peygamber’in ehlidir; her ne kadar onun zatıyla sohbet edememiş olsalar da, onun nefesleriyle beraber olmuşlardır.” İstanbul’da yeniden kurulacak bu meclis de işte bu beraberliğin en taze hâli olacak, asırlar öncesinden gelen bir nefesin, bugün hâlâ dinleyen gönüllere dokunabildiğinin canlı bir delili…
Sahîh-i Müslim’in sayfalarında yükselen bu ses, bugün bir ilim meclisinde yankısını buluyor. 14-23 Ağustos tarihleri arasında Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii’nde, asırlar öncesinden süzülüp gelen bu geleneğin ihyasına şahit olmak, katılmak ve kayıt olmak için sahihimuslim.com adresini ziyaret edebilirsiniz.