Din ile bilim ilişkisi, tarihi çok daha eskiye dayanmakla birlikte son zamanlarda daha çok gündeme gelir oldu. Bunda bilimi kurtuluşun yegâne yolu olarak gören, bilimden her şeyin açıklamasını bekleyen ve her defasında bilimi dinlere karşı silah olarak kullanmaktan çekinmeyen insanların payı elbette ki oldukça büyük. Zaman geçtikçe bilimin dinleri yerinden edeceği düşünülmekte, hatta dinin bu savaşı çoktan kaybettiği söylenmektedir. Bilim, baş tacı edilirken dinler, öcü şeklinde gösterilmektedir.
Bu durum bazı gerçekleri görmemizin önüne geçiyor. Bilim susması gerektiği yerlerde sınırları dışına çıkartılarak konuşturuluyor, konuşturulması gerektiği yerde ise ideolojiler uğruna susturuluyor. Özellikle “bilimcilik” görüşüne sahip çevrelerin takındığı, bilimi sürekli din ile çatıştırma ve bilimi sınırları dışına taşırma, ona gereğinden fazla görev yükleme tutumu haliyle bilime de zarar veriyor. Lakin biz bu gerçekleri görmeyip mitlerle bezeli bir hayalin içinde yaşamaya devam ediyoruz.
Kitapta bilim ve dini çatıştırmak isteyenlerin bilim tarihini yüzeysel bir şekilde okuduğu gözler önüne serilmekte, bilimin çoğu kez ideolojiler veya siyasi çıkarlar uğruna kötüye kullanıldığı ve manipüle edildiği, sanılanın aksine dinlerin değil farklı pek çok sosyolojik ve psikolojik etmenlerin buna sebep olduğu ortaya konulmaktadır. Bunun yanında bilimin ve dinin farklı alanlar olup birbirinin yerini almak, birbirini yenmek gibi amaçları olmadığı, dinin bilime, bilimin de dine katkı sunduğu kaynakları ile gösterilmektedir.
Alper Bilgili, din ile bilim ilişkisi, bilim tarihi, toplum ve bilim ilişkisi gibi konuları kitabında akıcı bir üslup ile ele alırken pek çok farklı disiplinden yararlanmakta, hem Covid-19 gibi güncel meseleler hem de tarihteki farklı olaylar üzerinden bizlere oldukça bilgilendirici açıklamalar sunmaktadır. Bilim Susunca, son cümlelerini okuyup bittiğini anlayınca devamı olmadığına üzüleceğiniz alanında seçkin ve mutlaka okunması gereken bir eser…
Onur Kenan Aydoğdu