İlkokul 5'teydim; okuma merakımın yeni yeni alevlendiği günlerdi. Babama kitap almasını söyleyince beni Konya şehir merkezinde (Zafer'de) kitapçılar çarşısına götürmüştü.
Şimdilerde sanal çarşı haline gelen yerde Beyaz Kitapevi vardı; sahibinin ismi Mahmut'tu. O dükkândan içeri girdik, babam bana birkaç kitap tavsiyesinde bulunmuştu. Fakat içeri girer girmez babamın tavsiyelerini almaktan vazgeçerek, kapak resmini çok beğendiğim Küçük Prens'e sarıldım.
Babam o kitabı okumam için biraz daha zaman gerektiğini ileri sürüyordu. Kızıyordum babama, Küçük Prens küçüklerin kitabı olmalıydı. Hem incecikti, hem ucuzdu; niye pahalı olanı almaya çalışıyordu babam, hiç anlamamıştım. İçeri bıyıklı, babamdan biraz daha uzunca bir amca girdi. Selam verdi, babamla sarıldılar. Ve babam “Bizim mahtum” diye beni tanıttı. Elimdeki Küçük Prensi gören amca “bu kitabı mı almak istiyorsun?” diye sordu. Evet deyince kitabı elimden aldı.
İçine ismini ve imzasını çaktıktan sonra “Sevgili Sami'ye yıllarca okuması temennisiyle...” diye küçük bir not düştü. Ve dükkânın sahibi Mahmut Amca'ya kitabın ücretini uzattı. Babam “Ne gereği vardı?” gibi mırın kırınlar etse de ben kitabı almıştım.
Kitabın içini açtığımda “Zemçi Çetinkaya” ismini gördüm. Ve İmam Hatip'te Orta 3'e gelinceye kadar Zemçi Çetinkaya'nın takma adının Saint Expury olduğunu sanıyor, dahası Küçük Prens'in de onun çocukluk anıları olduğunu düşünüyordum. Aradan uzun yıllar geçtikten sonra Selçuk Üniversitesi televizyonunda Zemçi Çetinkaya'nın resmini gördüm, yanında vefat haberi yazıyordu. Şok olmuştum.
Zemçi Çetinkaya ismi Konya'da yaşayan okuryazar kesimde hiç şüphesiz birçok anı uyandırıyordur. Dileğim şudur ki, divan şiiri tadında hece şiiri yazan Zemçi Çetinkaya'nın bu Çelişkili Türküsü ve Varide, Kaf Dağı, Çerağ, Jurnal, Aşiyan, İlim ve Sanat, İktibas, Okuntu gibi dergilerde yayımlanan şiir, deneme, mizah yazıları genç nesillerin okuma listelerine girer.