Beşir Ayvazoğlu Yunus, Ne Hoş Demişsin’de (2014, Kapı y.) yine ilginç, bir o kadar istifadeye açık bir konuyu detaylarıyla ele alır: “Cumhuriyet Sonrası Yunus Emre Yorumları.”
Beşir Ayvazoğlu aslında bir kafa karışıklığını yazar. Sıradan, biraz okumuş, dini bütün Müslümanlar için aslında Yunus Emre’ye dair herhangi bir kafa karışıklığı yoktur. Onlar Yunus Emre’yi severler, onun ilahilerini okurlar ve onlardan büyük feyiz alırlar. Kafa karışıklığı, Cumhuriyet aydınlarına aittir. Aydın/entelektüel dediğimiz insanların kafa karışıklıkları normal karşılanmalı. Çünkü bu vasıflar Batılılaşma tarihimizle; yani kendi kimliğinden soyunmak, başka bir kimliği kendine uydurmak çabalarıyla ilgilidir. Dolayısıyla insanların kafası karışacaktır. Çünkü yeni bir fikir yürütme, mantık örgüsü oluşturma, doneleri yerinden edip, yeni bir düzen oluşturma çabası içindedirler. Mevcut parametre, kavram ve unsurlar yerinden oynatıldığında, yeni bir düzeni kurmak güçtür, çünkü birbirine uymayan yüzlerce fikir, anlam ve kavramla uğraşmak zorunda kalınacaktır. Beşir Ayvazoğlu bu durumu çok iyi yakalar. Ve simge bir isim üzerinden Cumhuriyet aydınlarının hesaplaşmasını araştırır.
Yunus Emre ismi etrafında koparılan gürültü
Okuyucu, Yunus, Ne Hoş Demişsin’in sonunda, Yunus Emre ismi etrafında koparılan gürültünün gerçekten Yunus Emre şiirlerini daha çok okuyup, anlama çabası dolayısıyla olup olmadığını sorma gereği duyar. Belki koparılan gürültü nedeniyle Yunus Emre üzerine yapılan araştırmalar çoğalmıştır. Ya da tartışmalar, Yunus Emre şiiriyle uzaktan yakından alakası olmayacak kişilerde bir merak uyandırmıştır. Bu tür yan etkileri mutlaka olmuştur. Kaldı ki birbirinden çok farklı düşünce ve ideolojilere sahip kişiler, erinmeden oturup Yunus Emre’yle ilgili kitap yazmışlar. Yunus Emre oratoryosu yapılmış, UNESCO 1991 yılını Yunus Emre Sevgi Yılı ilan etmiş, Yunus Emre’yle ilgili piyes, senaryo yazılmış, tiyatro oyunları düzenlenmiş, film çekilmiş, Yunus Emre tabloları çizilmiş. Bu kadar şeyi, Yunus Emre görseydi, sanırım çok şaşırırdı. Çünkü bu kadar şeyden sonra ilahiler yazmış, münacat ve naatlarıyla meşhur olmuş, didaktik şiirler yazarak halkı ihyaya çalışmış bir derviş, şair portresi tamamen ortadan kalkar. Farklı bir Yunus Emre ortaya çıkarılır.
Beşir Ayvazoğlu bu farklı portreleri yakalamaya çalışır. Dediğimiz gibi mesele yalnızca Yunus Emre’nin okunup anlaşılması değildir. Her meselede olduğu gibi Cumhuriyet aydınları Yunus Emre’yi de bir paravan olarak kullanır, paravanın arkasında nelerin döndüğünü, paravan üzerinden hangi meselelerin tartışıldığını veya birilerine nelerin kabul ettirilmeye çalışıldığını görmek gerekir.
Ayvazoğlu, ideolojik bir yönlendirme içinde olmamış
Doğrusu sahaf, kitapçı ve üniversite kütüphanelerinde Yunus Emre’yle ilgili sıradan bir okuyucunun altından kalkamayacağı kadar çok doküman vardır. Bunun sıkıntısını duymuş biri olarak söylüyorum, Beşir Ayvazoğlu okuyucu için Yunus, Ne Hoş Demişsin’de bu cesaret kırıcı yekunun altından ustalıkla kalkar. Okuyucu bu şekilde yüzlerce makale, broşür, dergi, kitap karıştırmak yükünden kurtulur. Belki Yunus Emre Divanı’na salim bir kafayla yaklaşma imkanına kavuşur.
Beşir Ayvazoğlu Yunus, Ne Hoş Demişsin’de edebiyatçı, siyasetçi, tarihçi, sosyolog birçok düşünürün (Sabahattin Eyüboğlu, Nezihe Araz, Abdülbaki Gölpınarlı, Sezai Karakoç, Ahmet Yaşar Ocak, Mustafa Tatcı…) Yunus Emre yorumlarını ele alır. Onların birbiriyle olan irtibatını kurar ve işler. Yazarın bu noktada ideolojik bir yönlendirme içinde olmadığını söyleyebiliriz. Sanki özellikle kendi görüşlerini geri planda bırakıp, konuyla ilgili okuyucunun önüne metin, araştırma ve tartışmaları koymak ister. Onları yorumlamaz, yoruma açık bir şekilde gösterir. Bu noktada Beşir Ayvazoğlu’nun okuyucusuna güvendiğini söyleyebiliriz. O yüzden eleştirel düşünmeyi devre dışı bırakmış gibidir. Sanki Ayvazoğlu “aslında her şey, eleştirmeye ihtiyaç duyurmayacak kadar ortadadır” demek ister. Okuyucu biraz dikkat ettiğinde, kimin nerede durduğunu, neyi neden söylediğini anlar, yani yolunu kolayca bulur.
Yunus Emre’ye yakıştırılmaya çalışılan -izm'ler
Batılılaşma telaşı içinde olan aydınlar için Burhan Toprak’ın yayıma hazırladığı Yunus Emre Divanı ilaç gibidir. Hele Burhan Toprak’ın Yunus Emre şiirleri üzerine yaptığı yorumlar, bir grup Batıcı aydını harekete geçirmeye yeterli olur. Onun öncesinde Fuat Köprülü’nün meşhurTürk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar kitabı Yunus Emre’ye dönük merak uyandırmıştı zaten. Burhan Toprak, Fuat Köprülü gibi düşünmez. Köprülü Yunus Emre’yi yaşadığı dönem içinde, yani yerli yerinde değerlendirme çabası içindedir. Toprak’ınki ona kıyasla daha keyfi bir okumadır. Toprak, o yılların, yani 1940’ların okuyucu kitlesine özel yeni bir Yunus Emre’den söz etmeye başlamıştır. Aslında yeni olan Yunus Emre değil, yeni bir algılama şeklidir. Yunus Emre etrafında koparılan bütün gürültüler bu yeni, Batılı, Cumhuriyet aydınına özel algılayışla ilgilidir.
Burhan Toprak ve benzerleri, nedense yalnızca Yunus Emre’ye, aydınların Batı edebiyat ve felsefesinden kesip biçip diktikleri yamalı elbiseyi giydirmek isterler. Örneğin onlar için Yunus Emre büyük varoluş buhranları geçiren bir şairdir. Buhran, bunalım, bohemlik modern şairlerin ve düşünürlerin özelliğidir. Bunun Batı felsefe tarihindeki karşılığına varoluşçuluk denilir. Varoluşçuluk çatısı altında hümanizm, materyalizm, psikanalizm, pozitivizm, panteizm işlenir ve Yunus Emre’ye yakıştırılmaya çalışılır. Oysa Köprülü Yunus Emre’yi mutasavvıf olarak ele almaya çalışmıştır. Burhan Toprak ve devamındaki aydınlar için tasavvufun, “mistisizm” ve “sevgi” dışında bir tercümesi, anlamı yoktur.
1920’lerden 2000’lere uzanan bu ilginç yorumlar, Yunus Emre Divanı’nı birazcık okuyan herkes için oldukça komik, bir o kadar da acıdır. Düşünülsün, neredeyse her şiirinde Allah, Peygamber ve mürşitlerden söz eden, tasavvufi hayatı, aşkı öne süren bir Yunus Emre’ye laikliği yakıştırmak, onun şiirlerini anlayıp, sevmek için dini inanç taşımak gerekmediğini söylemek, nasıl bir kafa karışıklığının, bulanıklığının ürünü olabilir? Kınamaya, ayıplamaya ve küçümseye gerek yok. Bunlar, Türkiye’nin Cumhuriyet tarihini anlamak için birer veridir. Sonuçta siyasi tarih okumak, birçok önemli meselenin gözden kaçmasına neden olabilir. Özellikle de mesele kültüre dair olduğunda. Ama bu şekilde sembol bir isim etrafında oluşturulan literatürü anlamak, yorumları kıyaslamak, onların önünü arkasını sağını solunu altını üstünü görmeye çalışmak, daha net, açık verilere ulaşmayı sağlayabilir.
Beşir Ayvazoğlu’nun hem Yunus, Ne Hoş Demişsin’de hem de diğer çalışmalarında böyle bir kültür tarihine yönelmesi, bu yolda uzun bir yol kat etmesi, takdire şayandır.