Yok Böyle Bir Bağırma!

Yıl 2001… Ankara'da, Adilhan Kitapçılar Çarşısı'nın giriş katını bir ses dolduruyor. Kendine özgü şivesi ile "Alllahu Allahu Allahu" diyen bu adam; kullandığı sade müzikle, gür ve tok sesiyle, gönlünüzün bam telini titreterek yakarıyor.

 

İlk önce, bir çığırtkanın ortalığı inlettiğini sanabilirsiniz, ancak kendinizi vererek şöyle bir can kulağı ile dinlediğinizde… Bu adamın derdinin başka bir şey olduğunu fark edeceksiniz. Pakistan tasavvuf [Sufi] müziği olan kavvali; Nusrat Fateh ile dünyaya açıldı, desek yeridir. Onun grubu ile beraber söylediği her parça can suyu oldu ezilen, yoksul halkına… Adından çok sesi ve etkisi tartışılmaz müziğiyle anıldı Nusrat Fateh… Müzik eleştirmenlerinin "cennetten gelen ses" tanımına uyan sesi vardı çünkü.

 

Nusrat Fateh Ali Khan…

Her biri ayrı bir öneme sahip albümlerinde, her defasında farklı bir metot ve üslup geliştirmekten vazgeçmedi. Klasik kavvaliyi daha bilinir, dinlenir ve en önemlisi "hissedilir" kılmak için yaptı bunu. Kavvali müziğinin üç temel ögesini, yani hamd, naat-ı şerif ve evliya menkıbelerini hızlı ve yüksek bir ritimle, dinleyenlerin de katılımını sağlamak için günün koşullarına uyarlayarak söyledi.

 

Kendi tarzını oluşturdu, artık kavvalinin Nusrat Fateh üslubu vardı. Klasik batı müziğini ve enstrümanlarını kavvaliyle harmanladığı şarkıları Avrupa'da bir anda çok dinlenir olmuştu. Urduca, Farsça, Arapça ve Pencap dillerini bildiği için müziğini bu dillerle de ifade etmesi onu geniş bir coğrafyada dinlenme olanağı sundu.

 

Diskografisindeki önemli albümlerden bazıları şunlardır:

·         Shahen Shah,

·         The Last Prophet,

·         Love Songs,

·         Devotional Songs,

·         Night Songs,

·         Mustt Mustt,

·         Swan Song,

·         Shahbaaz,

·         Vision II: Spirit Of Rumi

 

Öyledir; ehlullahta aşkın kendi yoktur; yani cismaniyeti yoktur, keyfiyeti vardır. Bazen bir hal dili, bazen gönül dili… Yani aşkın sesi kimileyin ses olarak düşüyor kısmeti olanların torbasına.

Hindistan'ın bu yanık yüzlü çocuğu, Nusrat Fateh Ali Khan bu nasibi pek insanlardandı… Adında olduğu gibi "Ali" sevdalısıydı.

 

1948'de Pakistan'ın Pencap bölgesindeki Faysalabad'ta şakımaya başlayan bu ses,"Cennetin sesi", Londra"da 16 Ağustos 1997'de sustu, artık müziğini çok sevdiği peygamberi için söyleyecekti.

 

Sufi değilim ama sufilerin yolundayım, diyen; şii olmayan, ancak ehl-i beyt aşığı olan Nusret Fateh için Giuseppe Asaro, Cennetten Bir Ses [1999] adıyla çektiği belgesel filmle onu anmıştır.

Onu keşfetmenizi temenni ederek, kavvalilerin birinden örnek vererek bitirelim…

Ben sadece aşk tecrübesi yapıyordum

Öyle bir ateş sardı ki artık sönmek bilmez

Sana ulaşamayacağımı kabul ediyorum

Ama hayalin yüreğimden gitmek bilmez

(Nusret Fatih Ali Han, Bi Vefa)

 

 

Durağı cennet olsun…

 

Not: Şimdilerde, birkaç gönüllü onun için bir internet sitesi hazırlamış. Henüz hazırlık aşamasında olsa da en azında Nusrat Fateh'i tanımak, kavvali müziği hakkında bilgi sahibi olmak için bakılabilir. www.nusratfateh.com adresinden siteye ulaşılabilir.